9 Ocak 2026 Cuma

İran: Devrimin zamanı geldi

Faşist molla rejimi iktidarını sürdürebilmek için halka karşı şiddet ve katliamdan başka yolunun olmadığını biliyor. Bunu bildiği için halka karşı sınırsız terör uyguluyor. Kitlelerin taleplerinin kabul edilmesi molla faşizminin varlığının sonunu getireceğinin farkında. Bu yüzden her ayaklanmaya daha fazla şiddet, katliam ve idamlarla karşılık veriyor. Kitleler de molla faşizminin uyguladığı katliamlar karşısında geri çekildikleri takdirde bu terör ve katliam rejimini yıkamayacaklarını ve şiddetin dozajının daha da artacağını biliyor. Bu yüzden ağır kayıplara rağmen geri çekilmiyor.

İran halkları bir kez daha ayaklandı. Kadınlar, gençler, işçiler-emekçiler, yoksular, açlar, ezilen halklar ve inançlar sönmeyen isyan ateşini bir kez daha tutuşturdular. Kokuşmuş, yozlaşmış, din bezirganlığından başka elinde bir şey kalmayan faşist molla diktatörlüğü bu kez iktidarını korumakta zorlanacak gibi görünüyor.

Kırk yıldan fazladır İran halklarına zulümden, ölümden, idamdan, kıyımdan, katliamdan başka bir şey sunmayan faşist molla rejimi ektiğini biçiyor. İran halklarını on yıllardır din adına her türlü zulüm ve zorbalıkla yönettiler. Kadınlara karşı idam, kırbaçlama ve cinsel işkence de dahil her türlü alçaklığı yaptılar. Molla diktatörlüğüne karşı emekten, özgürlükten yana direnen herkesi zindanlara tıktılar, işkencelerden geçirdiler, vinçlerde sallandırdılar. Ama yine de teslim alamadılar. Her zulüm karşısında daha güçlü, her kıyım karşısında daha kitlesel, her idam sonrası daha fedaice ayaklandılar, ayaklandılar ve yine ayaklandılar. Sayısız kez direniş okulundan geçtiler. Öğrendiler, biriktirdiler, güçlendiler. Devrimin zamanı geldi. Devrim kendini çağırıyor. İsyana duran halklar, kadınlar, gençler başta olmak üzere devrimi adım adım örüyor. İnanıyoruz ki yakın bir gelecekte devrimimin dersleri başlığıyla İran'da bugün yaşananları inceliyor olacağız.  Biz gelmekte olanın geleceğine olan umut ve inançla yaşanacak olan devrimin derslerine şimdiden bir giriş yapalım.

AYAKLANMALARIN SOSYOEKONOMİK NEDENLERİ
1980'de bizzat ABD ve Avrupalı emperyalistler tarafında silahlandırılıp İran'a saldırtılan diktatör Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ile İran arasındaki savaş 1988 yılında bitti. Savaşın bitmesiyle birlikte İslam Cumhuriyeti bir dizi neoliberal politikaları uygulamaya başladı. Adım adım ekonomisini WTO, İMF ve Dünya Bankasıyla uyumlu hale getirdi. Özellikle 2007 ve sonrası bankalar, fabrikalar, kamu kurumları hızlıca özelleştirildi. Özelleştirmeler ve sosyal güvencelerin kısıtlanması bu politikaların en önceliklileri arasında yerini aldı.

Özelleştirmelerin başlamasıyla birlikte grevler ve protestolar da yaygınlık kazandı. Eğitim, sağlık, sanayi alanları başta olmak üzere hak gasplarına uğrayan işçiler emekçiler sayısız eylem, direniş gerçekleştirdi. Direniş merkezlerinin her birinde kendi örgütlülüklerini kurmaya giriştiler. Söz, eylem ve örgütlenme talebiyle alanlara çıkan kitlere molla diktatörlüğünün bütün hükümetleri tutuklama, şiddet ve katliamlarla karşılık verdi. Faşist molla rejiminin bu politikası günümüze kadar değişmeden geldi.

İRAN'DA İSYAN VE AYAKLANMALARA KISA BİR BAKIŞ
Faşist molla diktatörlüğü kurulduğu andan itibaren başta devrimcilere, komünistlere, kadınlara ve ezilen bütün halklara karşı katliamcı bir politika uyguladı. 1988 yılında, Humeyni'nin fetvasıyla 5 binden fazla siyasi mahkum asıldı ve gizli bir şekilde toplu mezarlara gömüldü.

"Ya başörtüsü ya kafaya kurşun" (ya rosari ya tosari) talimatını veren kadın düşmanı Humeyni, molla rejiminin ilk hedefine kadınları koyarak iktidarını sağlamlaştırmaya girişti. Kadınlara örtünme adı altında köleliği dayattı faşist molla diktatörlüğü.

2003'e gelinceye kadar ağırlıklı olarak ekonomik temelli işçi grevleri ve eylemleri vardı. Bu eylemler genelde tekil ve lokal düzeyde kaldı. 2003 yılına gelindiğinde üniversite harçlarını ve üniversitelerin özelleştirilmesini protesto eden eylemler başladı. Bu eylemler gittikçe özgürlük ve demokrasi talepli mücadeleye dönüştü.

En yaygın olan eylemlerden birisi ise 2007'de benzin fiyatlarındaki artış ve yakıtın karne ile dağıtılacağının açıklanması ile başladı. Zamların ardından İran'ın her tarafında yaygın bir biçimde gösteriler düzenlendi.

2009'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mahmud Ahmedinejad'ın yeniden seçilmesi üzerine Mola rejimimin muhalif-reform kanadının temsilcilerinden olan Muhammed Hatemi ve Mir Hüseyin Musavi'nin Yeşil Hareketi seçimlerde hile yapıldığını iddia ederek halkı sokaklara çağırdı ve gösteriler başladı. 17 Haziran'da 1 milyondan fazla kişi sokaklara çıktı ve "oylarımız nerede" sloganlarını attı. Faşist molla diktatörlüğünün sert ve katliamcı müdahaleleri nedeniyle eylemler hızlıca politikleşti ve faşist molla rejimini hedefleyen bir ayaklanmaya dönüştü. "Oylarım nerede" sloganı "Diktatöre ölüm", "İslami monarşiye hayır", "İslami cumhuriyete hayır", Tanklar, toplar, Besicler korkutamaz artık bizleri", "Yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik: İşte İslami cumhuriyet", "Zorla örtünmeye hayır"a dönüştü. Gösteriler Tahran ve Tebriz merkezli gelişti, onlarca şehre yayıldı ve milyonlarca kişi katıldı. Gösteriler özellikle üniversitelere hızlıca yayıldı ve gençlik kamu binalarını, bankaları, özel şirketleri hedeflediler, polis ve İran Devrim Muhafızlarıyla çatıştılar. Politikleşen kitle hareketinin faşist molla rejimini hedeflemesi üzerine reformcu muhalefet hızla etkisini kaybetti.

28 Aralık 2017'de Haft-Tappeh şeker kamışı işçileri fabrikanın özelleştirilmesinden sonra ödenmeyen maaşlar, kötü çalışma koşulları ve özelleştirme politikalarını protesto etmek için. "İş, ekmek, özgürlük, meclis yönetimi" sloganıyla grev ve gösteriler başlattı. Gösteriler kısa sürede yoksul emekçi semtleri, özellikle işçi havzalarını başta olmak üzere 80 kente yayıldı. Eylemler yine politikleşti ve molla diktatörlüğünü hedef aldı. Devlet kurumları, valilikler, adliyeler, bankalar, kredi kuruluşları, askeri, mali ve istihbarat binaları hedef alındı, Küçük bir şehir olan Izeh birkaç saatliğine ayaklanmacıların eline geçti. Mola diktatörlüğü ayaklanmayı bastırmak için sıkıyönetim ilan etti, katliamlar yaptı. "Hamaney'e ölüm", "Ruhani'ye ölüm", "Diktatöre ölüm" sloganları, eylemlerin temel sloganları oldu.

15 Kasım 2019'da akaryakıt fiyatlarına yapılan zamları protesto eylemleri başladı. Toplumun ezilen ve yoksul kesimi içerisinde hemen karşılık buldu. Keza zamlar, hayat pahalılığı, yolsuzluk, özelleştirmeler, maaşların ödenmemesi, işsizlik, özellikle kadınlara yönelik artan ve şiddetlenen baskı milyonlarca ezilenin sokaklara çıkmasına ve molla diktatörlüğüne karşı ayaklanmasına neden oldu. Öğretmenler, emekliler, şoförler, petrol ve gaz işçileri, taşeron işçiler hemen hemen her iş kolundan işçi ve emekçiler ayaklanmaya katıldı. Gerici faşist iktidarını kaybetmekten korkan molla diktatörlüğü çareyi şiddet, tutuklama ve katliam yapmakta buldu. Dört gün içinde bin 500'e yakın kişi öldürüldü, binlerce kişi yaralandı. Tarihe, "Kanlı Kasım" olarak geçti İslami faşizmin bu halk düşmanı katliamı.

JÎNA EMÎNÎ AYAKLANMASI
Rojhilatlı genç Kürt kadın Jîna Emînî ailesi ile birlikte gittiği Tahran'da faşist molla rejimine bağlı "Ahlak Polisi" tarafında saçı görünüyor diye gözaltına alındı ve işkenceyle katledildi. Rojhilat'ın Seqiz kentinde kadınların öncülüğünde "Jin, jiyan, azadî" sloganıyla başlayan ayaklanma tüm İran'a yayıldı. Eylemlere siyasi tutuklular da destek verdi; koğuşlar ateşe verildi, 4 tutuklu yanarak hayatını kaybetti. Direniş diğer hapishanelere de yayıldı. Azeri, Kürt, Arap, Beluci, Lor, Türkmen, Gaşgayi, Mazenderani, Gil ve Fars halklarından milyonlarca insan sokaklara çıktı, direnişe katıldı, faşist islami diktatörlüğün yıkılmasını hedefleyen eylemlerin öznesi oldu.

Ayaklanma aylarca sürdü ve 100'e yakını 18 yaş altı çocuk olmak üzere 500'den fazla insan katledildi, 20 binden fazla insanın yaralandı. Kürt kadınlarının ve Kürt halkının önderliğinde başlayan Jîna Emînî ayaklanması İran'daki ezilen bütün toplumsal kesimleri aynı slogan ve aynı hedef doğrultusunda birleştirdi.

İran riyalinin dolar karşısında büyük değer kaybetmesi nedeniyle 28 Aralık 2025'te Tahran merkezindeki "Kapalı Çarşı" esnafı kepenk kapatma eylem başlattı (Tahran esnafının, İran molla rejiminin en temel toplumsal tabanını oluşturan kesim olduğunu unutmayalım). Eylem hızlıca diğer bölgelere ve kesimlere yayıldı. Yoksulluk, işsizlik, açlık, sefalet, dini bağnazlığının kadınlara dayatmaları, enflasyon ve geleceksizlik kıskacında yaşamaya çalışan İran halkları hemen direnişe geçti. Molla rejiminden hiçbir beklentisi ve umudu olmayan kitleler doğrudan devletin kurumlarını, rejimin sembollerini hedef aldılar. Faşist molla diktatörlüğü diğer ayaklanmalarda olduğu gibi yine katliam ve tutuklamalarla karşılık verdi. Faşist Besicler ve Devrim Muhafızları halkın üzerine yine saldırdı. Onlarca ölü binlerce yaralı verdi halk şu 8 gün içerisinde. Ayaklanma hala büyük bir kararlılıkla devam ediyor.

HALK AYAKLANMA OKULUNDAN ÖĞRENİYOR
46 yıldır iktidarda olan faşist molla diktatörlüğüne karşı özellikle son 20 yıldır süreklileşen, kitleselleşen, devrimcileşen, örgütlenen, militanlaşan, korkunun sınırlarını aşan, politikleşen, doğrudan faşist molla diktatörlüğünü hedefleyen, islami diktatörlükten ideolojik olarak kopuşan, eskisi gibi yönetilmek istemeyen ezilen bütün toplumsal kesimlerin ve ezilen bütün halkların katıldığı bir nesnel bir gerçeklik var karşımızda.

Bugün 35 yaş altı nüfusun oranı yüzde 70-75'i buluyor İran'da. Bunların büyük bir bölümü öğrenci ve işsiz gençlerden oluşuyor. Bu toplumsal tabanın ekonomik, sosyal, kültürel, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadığı için faşist molla rejimi, ayaklanmaların, grevlerin, direnişlerin sonu gelmiyor ve önünü alamıyor.

2009 ayaklanması ezilen bütün toplumsal kesimin molla diktatörlüğünün reformlar yoluyla demokratikleştirilebileceği beklentisine son verdi ve reform yanlısı hareketlerden koptu. Hareketler düzen dışına kaydı. Faklı sebeplerle alanlara çıkan kitleler doğrudan rejimi hedeflediler hep. Molla diktatörlüğünden kopuşun bir başka ifadesi de seçimler oldu. Son 20 yıl içerisinde yapılan seçimlerde halkın katılımı hep düştü. 2021 yılında yapılan seçimlerde katılım yüzde 30-40'lara kadar indi.

Kitleler ekonomik, demokratik, sosyal bütün taleplerini molla diktatörlüğü karşısında birleştirdiler. İslami diktatörlük kitlelerin bütün taleplerini şiddet, işkence, hapis, katliam ve idamlarla ezmeye çalışsa da bunu başaramadı, başaramıyor.

İşçi sınıfı bu ayaklanmalar serisi içerisinde hep yer aldı. Grevler, direnişler hiç eksik olmadı. Özellikle 2006-7 sürecinde molla diktatörlüğünün neoliberal politikalar doğrultusunda özelleştirmelere girişmesi bir yandan işçi sınıfını mücadeleye çekti diğer yanda da onun örgütlülüğüne darbeler vurdu.

Esnafların da içinde yer aldığı küçük burjuvazi İslam Cumhuriyetinin temel dayanak noktasını ve toplumsal tabanını oluşturan kesimdi. Özelikle Jîna Emînî ayaklanması ve bu son ayaklanma ile birlikte molla rejiminin dayandığı bu toplumsal kesimde de ciddi oranda yarılmalar oluştu ve ideolojik kan kaybını derinleştirdi.

Ezilen uluslardan Kürtler Rojhilat'ta ve Beluclar Belucistan'da en örgütlü güç olarak varlıklarını korudular ve ayaklanmaların sürekliliği olan bölüklerini oluşturdular. Belucistan, yatırımın en az yapıldığı, yoksulluğun en şiddetli yaşandığı molla faşizminin en katı uygulandığı yerlerden birisi oldu hep. Şimdiye kadarki idamların yüzde 65'i Belucistan'da yapıldı. Bundandır ki molla diktatörlüğünün katliamlarının ve idamların en yoğun yaşandığı bölgeler oldular.

Faşist molla diktatörlüğü tıpkı İtalyan Mussolini faşizminin kara gömleklileri gibi, tıpkı Hitler Almanya'nın SS birlikleri gibi 1979'da iktidarının ilk aylarında Besic paramiliter örgütünü kurdu. Molla faşizmine karşı direnen bütün toplumsal kesimlere özellikle de kadınlara karşı vahşi terör uyguladı bu yapı. Cezai yaptırımlardan da muaf tutulan bu molla faşizminin tetikçileri halkın her direnişine, her hak talebine, her ayaklanmasına katliamlar yaparak saldırdı.

Son ayaklanmalar döneminde kitleler islami rejimden her boyutta koptu ve düzen dışına çıktı. Ayaklanmalarda rejimin sembolleri ve kurumlarını hedefledi. Valilikler, bankaları, karakollar, hükümet, istihbarat binaları, ekonomi-mali kuruluşlar basıldı, yakıldı; Hamaney'in, Humeyni'in, Kasım Süleyman'ın vd. posterleri yakıldı, yırtıldı. Sloganlar ve talepler doğrudan faşist islami rejimi hedefledi: "Diktatöre ölüm", "İslam cumhuriyetine hayır"…

Faşist molla rejimi iktidarını sürdürebilmek için halka karşı şiddet ve katliamdan başka yolunun olmadığını biliyor. Bunu bildiği için halka karşı sınırsız terör uyguluyor. Kitlelerin taleplerinin kabul edilmesi molla faşizminin varlığının sonunu getireceğinin farkında. Bu yüzden her ayaklanmaya daha fazla şiddet, katliam ve idamlarla karşılık veriyor. Kitleler de molla faşizminin uyguladığı katliamlar karşısında geri çekildikleri takdirde bu terör ve katliam rejimini yıkamayacaklarını ve şiddetin dozajının daha da artacağını biliyor. Bu yüzden ağır kayıplara rağmen geri çekilmiyor.

Kitleler korkunun duvarını çoktan aştı. Bu yüzden ölümün üzerine yürümekte tereddüt etmiyorlar. Devrimci durumun nesnel koşullarından birisi daha tamamlanmış oluyor böylece.

Devrimci durumun en kritik eksikliklerinden birisi bölge ve dünya halklarının ve emekçilerinin desteğinden yoksunluğu. Her ayaklanma enternasyonal dayanışmadan yoksun ve İran sınırları içerisinde kalıyor.

Faşist molla diktatörlüğü, halkın öfkesini, "düşman ajanları", "İsrail ajanları", "İsrail, ABD ve dış güçlerin oyunu", "dış güçlerin paralı askerleri"… şeklinde gerici, şoven zehri şırınga ederek çarpıtmaya çalışıyor.

Faşist molla diktatörlüğü ideolojik, ahlaki, kültürel, ekonomik, sosyal bütün üstünlüklerini kaybetti ve bu direnişçilerin lehine dönmüş durumda. Diktatörlüğün elinde kala kala çıplak zor, şiddet, katliamlar ve idamlar dışında bir şey kalmadı.

Kitleler artık eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Yönetenler de artık eskisi gibi yönetemiyor. Ne ayaklanmaların sonu geliyor ne de molla faşizmi ayaklanmaları ortadan kaldırabiliyor. Bir denge durumundan bahsedebiliriz. Bu durumun ezilenler lehine değişmesi ancak ve ancak ezilenlerin güçlerini birleştirmesi, merkezileştirmesi, asgari devrimci demokratik bir program ve taleplerde ortaklaştırılması ile mümkündür. Örgütlü, koordineli, merkezleşmiş ve daha fazla zor aygıtlarına başvurarak faşist molla diktatörlüğünü ezebilir. İran halkları, kadınlar ve bütün ezilenler ancak ve ancak bu yoldan ilerleyebilirse özgürleşebilir. Gelinen aşamada bunun koşulları oluşmuş durumda. İran'da devrim bir adım ötede.

*Kurdistana Azad sitesinde yer alana yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.