17 Haziran 2024 Pazartesi

İbrahim Çiçek yazdı | Yeni bir CHP atraksiyonu

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu "Kürt sorunu"nu nasıl tanımlıyor? Ve de "Kürt sorunu"na nasıl bir çözüm öneriyor? Yani sıra meselenin özünü-esasını ortaya çıkartan sorulara geldi mi Türk burjuvazisinin o an "Kürt sorunu"na çözüm isteyen temsilcileri hızla karınlarından konuşma diline geçiyorlar!

Allah allah ve kolay gelsin! Ne oldu yani, Kemal Kılıçdaroğlu'nun başına taş mı düştü?! CHP, önce Güney Kürdistan'a bir heyet gönderdi. Arkasından Kılıçdaroğlu Kürt sorununun çözüm yerinin Meclis olduğunu açıkladı. Dahası, HDP'nin meşru bir parti olduğunu, Kürt sorununda muhatap alınabileceğini belirtti.

Çözüm şurada kalsın, Kürt sorununun ne olduğu üzerinde hiç ama hiç durmadı bile. Ne sorunu tanımladı ve ne de soruna herhangi bir "çözüm" önerdi! Ama CHP'nin bu hamlesi taşları yerinden oynatmaya, kurtları ve mantürkleri ürkütmeye yetti de arttı. Kurtların ve mantürklerin faşist elebaşısı Devlet çakalı duraksamadan CHP ve lideri Kılıçdaroğlu'nu Mustafa Kemal'in CHP'sine ve cumhuriyete ihanet eden bir ulusal hain ilan etmekte duraksamadı.

Uzun uzun CHP ve Kılıçdaroğlu'nun gerçeklerini teşhir etmeye de gerek yok. Efrîn ve Güney Kürdistan'ın işgal edilmesi tezkerelerine, HDP halk vekillerinin (ve hatta CHP vekillerinin de!) tutuklanması yasasına oy veren, bırakın HDP'yi meşru görmeyi, bırakın muhatap almayı birlikte fotoğraf vermekten kaçınan CHP'nin bu atraksiyonu nasıl değerlendirilmeli, nasıl anlaşılmalı?

Kürt oylarını avlamak için düşünülmüş bir seçim yatırımı mı, Devlet Bahçeli'yi de aşan bir devlet planlaması angajmanı mı var? Sömürgeciliğin 2015 yazından beri yürütegeldiği "çöktürme planı"nın uygulanmasında sömürgecilik saflarında meydana gelmekte olan bir irade kırılması belirtisi mi, hatta ya da çöktürme planının yeni bir aşaması mı? Joe Biden'in başkan seçilmesi ve onunla birlikte geliştirilen AB politikalarıyla, "emperyalist-burjuva çözümle" bağlantısı ne, bugün için tam olarak bilme imkanından yoksunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarının CHP'ye oy veren milyonların Kürt sorunu gerçekliğini anlamasını, kabullenmesini kolaylaştırıcı bir rolü var. "Ulusalcı"lar arasında bir gerilim ve kaynaşmaya yol açması da beklenebilir.

Fakat Kılıçdaroğlu'nun "Kürt sorununa çözüm" adresinin TBMM ve çözüm muhatabının HDP olduğu yolundaki açıklamalarına dokunmaya, ne olduğunu anlamak için eşelemeye çalıştığınızda, keskin nahoş kokular burnunuzun direğini sızlatıyor.

Demirel, 1990'ların başında "Kürt realitesini kabul ediyoruz" demişti. Sonra Turgut Özal, Talabani üzerinden "ateşkes" için PKK'ye mesaj gönderdi. Daha sonra Kürt halk önderi Abdullah Öcalan, Necmettin Erbakan'ın gönderdiği bir mektuptan bahsetti. Oslo ve çözüm süreçleri yaşandı. Dolmabahçe mutabakatı ilan edildi. 7 Haziran 2015 seçimlerinden hemen önce faşist şef Tayyip Erdoğan masayı devirdi. Ajandasında "çöktürme planı" varken Dolmabahçe anlaşmasını geçersiz ilan etti. Çöktürme planına her biçimde destek veren CHP ve Kılıçdaroğlu, 6 yıl sonra şimdi "Kürt sorununun çözüm yeri Meclis'tir. Muhatap meşru bütün partilerdir. HDP de o partilerden biridir, meşru muhataptır" diyor. Kürt sorununda Türk sömürgeciliğinin partilerinin ve önderlerinin geldiği son nokta burası oluyor.

Buraya bir mim koymakta yarar var.

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu "Kürt sorunu"nu nasıl tanımlıyor? Ve de "Kürt sorunu"na nasıl bir çözüm öneriyor? Yani sıra, meselenin özünü-esasını ortaya çıkartan sorulara geldi mi Türk burjuvazisinin o an "Kürt sorunu"na çözüm isteyen temsilcileri hızla karınlarından konuşma diline geçiyorlar!

Herhangi bir burjuva çözümün yolunun en nihayetinde TBMM'den geçeceği bellidir de, güncel çözüm tartışmalarının "çözüm yeri TBMM"dir vurgusuyla başlaması, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ve Kandil-PKK kolektif önderliğinin yeni bir "çözüm" arama sürecinin dışında bırakılması istek, niyet ve yönelimini yansıtmaktadır. CHP ve Kılıçdaroğlu'nun girişimi tam da bu noktadan "çöktürme planına", planın temel amaçlarına bağlanmaktadır, belki de onun öngörülen ya da öngörülmeyen bir aşamasıdır, belki de Türk sömürgeciliği ve emperyalistlerin planda yaptıkları bir revizyondur. Ama çözüm oyununun amaç ve muhtevası bellidir: PKK'yi dışlamak ve tecrit etmek! Onun da altında ya teslim olur ya da imha ederiz yönelimi yatıyor.

Herhangi bir çözüm arayışının ciddi ve "iyi niyetli" olduğunun temel ölçütleri daha ilk adımda Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ve Kandil-PKK kolektif önderliğinin çözüm arayışının olmazsa olmaz muhataplarından olduğunun açıkça ilan edilmesi ve dahası hemen ve derhal Kandil'e uygulanan tecride son verilmesini, Kandil'le ilişkiye geçilmesini ve keza Dolmabahçe mutabakatının meşruiyetinin kabul edilmesini istemekle başlayabilir. "Kürt sorunu"na çözüm isteyenlerin amasız ve fakatsız olarak Kürt halkının örgütlenme, propaganda-ajitasyon ve eylem özgürlüğünü talep etmesi, faşist şeflik rejiminin politik özgürlüğü yok etme çabalarına karşı açık ve cepheden tavır alması gerekir. Ve dahası Efrîn ve Serêkaniyê işgaline açık tavır alması, Güney Kürdistan'a yönelik işgalci ve Şengal'e yönelik soykırımcı saldırılara son verilmesini isteyebilmesi gerekir. Kürt halkının seçilmiş temsilcileri eş belediye başkanları tutsak iken, kayyum politikası Kürdistan'ı kasıp kavururken, HDP eş genel başkanları, vekilleri tutsak iken, bütün bunlara karşı açık cepheden tutum almayanların "çözüm" arayışı ciddi olabilir mi? İyi niyetli olabilir mi? Muhataplarına güven verebilir mi?

CHP ve Kılıçdaroğlu'nun son girişimi politik İslamcı faşist şef Erdoğan ve AKP'nin "çözüm süreci" yöneliminden daha geridir. Orada da ne sorun tanımlanmış ve ne de "çözümün" içeriğine dair herhangi bir şey söylenmiştir. Ama onların "çözüm süreci" Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ve Kandil-kolektif PKK önderliğini muhatap alıyor, HDP'yi sürece dahil ediyor, Kürt ulusal özgürlük hareketinin kendi içerisinde kolektivize olması imkanını içeriyordu.

Bir kez daha HDP'nin Kürt ulusal demokratik hareketiyle Batı'daki antifaşist, demokratik ve devrimci güçlerin halkçı demokratik cephe partisi olduğunu, cumhur ittifakı etrafındaki faşist ve CHP'nin etrafındaki restorasyon cephesinden ayrı olarak halkçı demokratik üçüncü cephenin merkezinde durduğunu hatırlatmak gerekiyor. CHP'nin atraksiyonu karşısında HDP'nin dikkatli bir tutum takınması beklenir. HDP kuşkusuz sömürgeciliğin herhangi bir "burjuva çözüm" girişiminin muhatapları arasındadır. Ama onun kendi rolünü oynayabilmesi için bile daha baştan İmralı ve Kandil'in süreçten dışlanması, tecrit edilmesi yönelimine karşı tavır alabilmesi, bu türden bir sömürgeci hile ve oyunları bozmaya yönelmesi gerekir. Denize düşenin yılana sarılması politikası süreci ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Yeni bir çözüm sürecini olanaklı kılan bir durum oluştu mu? Ya da taraflardan birinin iradesi kırıldı ve ortaya yeni bir durum mu çıktı?

Durum şöyleydi;
Kürt halkı kolektif varlığının ve haklarının tanınmasını, demokratik özerkliğin kabul edilmesini talep ediyordu.

Türk sömürgeciliği ise bunları reddediyor, Kürtlerin bireysel kültürel haklarının tanınması ve anayasal vatandaşlıkla çözüm sürecini noktalamak istiyordu.

Faşist şeflik rejimi "çöktürme planını" tam da bu uzlaşmazlığı PKK'yi tasfiye ederek, Kürt halkının iradesini kırma, kendi çözümünü dayatma amacıyla geliştirdi.

CHP'nin PKK'yi dışlayan çözüm atraksiyonu, bu planın revize edilmiş hali olmasın?

Seçim yatırımı mı dediniz, o her halükarda bu atraksiyonun yan bir ürünü olabilir.