17 Nisan 2026 Cuma

Hüseyin Yeter yazdı / CHP'li belediyelere kayyum ve tutuklama furyası 

Gelinen yerde, benzer saldırıları CHP püskürtemez. Çünkü, CHP burjuva liberal bir partidir. Türk burjuva devleti ve kapitalist sistemin savunucusu ve koruyucusudur. Bu saldırılar, ancak devrimci ve ilerici hareketin birleşik, militan, fiili meşru mücadelesiyle geriletebilir, püskürtebilir.

19 Mart 2025'ten beri, CHP yönetimindeki belediyelere siyasi saldırılar görevden alma ve kayyum atamalarıyla kalmıyor; kitlesel gözaltı ve tutuklamalar, etnik pişmanlık ve gizli tanık ifadeleriyle hazırlanmış iddianamelerle devam ediyor. Belediyelere "çökme" ve yağma dalgası siyasi, ideolojik ve iktisadi olarak sürüyor.

Bu saldırı furyası DEM ve CHP’nin yerel seçimlerde gerçekleştirdiği "kent uzlaşısı"yla seçilen İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'le başladı. Ve son olarak tutuklanan Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve hakkında soruşturma açılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'la devam ediyor. İçinde İstanbul, Antalya, Adana, Bursa gibi büyükşehir belediyeleri, Bolu ve Uşak gibi il belediye başkanları olmak üzere toplam 20 belediye başkanı tutuklanmış bulunuyor.

Bu düzeyde kitlesel tutuklama ve belediyelere "çökme" hamlesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde bir ilktir. AKP-MHP faşist ittifakı, seçilmiş 4 belediye başkanlığını belediye meclislerinde gerçekleştirilen tartışmalı seçimlerle gasp etti. Bu gaspların içinde İstanbul Gaziosmanpaşa ve Bursa büyükşehir belediyesi de bulunuyor. Bazı belediye başkanları ise çeşitli vaatler, şantaj ya da tehditlerle transfer edildi. Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu gibi! Her türlü hile, tertip, komplo, takiye ve pervasızlığa başvurulmaktadır.

Aynı süreçte CHP il ve ilçe örgütlerine karşı da saldırılar yürütülmektedir. İl ve ilçe başkanları ve büyük kongre delegeleri tutuklanıyor, mahkeme kararlarıyla kongreler iptal ediliyor, CHP'nin kapatılması tehditleri savruluyor.

Yerel yönetimlerin siyasi, ideolojik ve iktisadi çıkarlar temelinde "arpalık" olarak kullanıldığı; bütün faşist ve gerici partilerin yönettiği belediyelerde “rüşvet” ve “yolsuzluklar"ın diz boyu yaşandığını bütün Türkiye halkları bilmektedir.

Sürdürülen kitlesel gözaltı ve tutuklamalara gerekçe; "rüşvet”, “yolsuzluk”, “terör örgütü üyeliği”, “ihaleye fesat karıştırma” iddialarıdır. Faşist şeflik rejimi parçalı, dağınık ve eylemsiz devrimci hareket ve etkisiz burjuva muhalefetten güç alarak bu saldırıları kolayca ve sınırsızca sürdürüyor. Tabii ki, bunun başında bir "oyalama ve beklenti yaratma" halini almaya başlayan "süreç"in rolü büyüktür. Ulusal Demokratik Kürt Hareketi ve DEM Parti’nin beklentisi devam ediyor: Yasal düzenleme "Bayramdan sonra, Nisan'da, Mayıs’ta ve Haziran' da" diye diye adeta faşist rejimin tasfiyeci politikaları izleniyor. Son zamanlardaki, söylem ve açıklamalarla “sürecin”, “Öcalan’ın statüsü”ne kilitlenmesi rejime geniş manevra alanı açmaktadır.  

Süreklilik arz eden ve meşru kılınmaya çalışılan saldırı hamlesinin siyasi, ideolojik, toplumsal ve ekonomik boyutları vardır. En başında, CHP üzerinden işçi sınıfı, gençlik, kadın ve ezilen halklarımızın büyüyen itiraz, uğultu, öfke ve tepkilerinin eyleme dökülmesi engellenmek isteniyor.  
Keza, bu saldırı koşulları sürecinde AKP-MHP faşist iktidarı, güç devşirmekte, içine girdiği "kriz"leri aşabilmekte; ekonomik yıkım, enflasyon, yoksulluk ve işsizliğe karşı gelişecek toplumsal öfke, tepki ve birikimin büyümesi ve patlamasını önlemekte, yandaşlarına sağladığı "kırıntı ve ayrıcalık"larla toplumsal tabanını sürdürebilmektedir.

Bu saldırı siyasidir: AKP, Türk burjuva devletiyle "özdeş"leşti. Faşist şef, 24 yıldır faşist rejimi "Türk-İslam" ideolojisiyle tahkim etti. Burjuva muhalefeti parçalı ve etkisiz kılmayı başardı. Şimdilerde ise iktidarını sürdürmek, güvencede tutmak ve son yerel seçimlerde birinci parti olan CHP'yi güçten düşürmek, zayıflatmak istiyor; onun faaliyeti ve örgütlenmesini engelleyerek seçimlere hazırlık yapıyor. TC devleti yargısı, AKP hükümetinin saldırı politikaları, komplo ve taktikleri doğrultusunda kararlar almaktan geri durmuyor. Saldırılarda başrol oynayan Akın Gürlek Adalet Bakanı yapılabiliyor.

AKP, şimdilik seçimsizlik yerine "seçimli iktidarı" tercih ediyor. Bu ona, "meşruiyet" ve toplumsal dayanak zemini sağlıyor. AKP'ye göre "seçim"ler yapılmalı, ama seçimleri sürekli AKP kazanmalı, gerekirse tehlikeli "seçilmiş"lere, "dokunulmazlıkların kaldırılması", "kayyum ve soruşturma"larla müdahale edilmelidir. Kontrollü askeri darbe girişimiyle yaratılan Türk-İslam sentezli “Yenikapı ruhu", "milli ve yerli" iç cephe, "süreç"le birlikte daha da güçlenmeli ve devam etmelidir. İçişleri Bakanlığı soruşturmaları ve Saray güdümlü yargıyla belediyelere"çökülme"li, "yerel yönetimlerin özerkliği" sınırlanmalı; bu politikada devletin bütün organları, istihbarat örgütleri ve yandaş medya organları seferber olmalıdır. Faşist şef Erdoğan’ın, seçimlerde en yakın siyasi rakibi olacak Ekrem İmamoğlu, “diplomasızlık"la, olmazsa kayyum atama ya da "siyaset yasağı"yla, hatta "terör örgütü" saçmalıklarıyla çalışma yürütmesi ve seçimlere katılması engellenmelidir.

AKP ve MHP, yani Cumhur ittifakı, "devletin bekası"na, "dindar ve kindar" gençliğe itiraz eden burjuva muhalefet dahil devrimci partilere ve demokratik kurumlara, sendika ve gazetecilere, devlet kurumları, istihbarat örgütleri, Saray rejimi ve yargı sopasıyla saldırıyor, tasfiye etmek istiyor. ESP’lilere, devrimci ve ilerici sendikacılara, devrimci ve demokratlara, gazetecilere, doğa savunucularına dönük tutuklama furyası da aynı sürece denk düşmektedir.

CHP'li belediyelere saldırılar ekonomiktir: AKP ve Cumhur ittifakı, iktidarını sürdürmek ve seçimleri kazanmak için yandaş sermaye çevrelerine çıkar sağlamak, medya ve basını beslemek, toplumsal dayanağı gruplara mali kırıntılar sunmak, yakın çevresine rant ve ihale vermek zorundadır. Bunun ilk kaynağı da belediyeleri “arpalık" gibi değerlendirmektir. CHP'li belediyelerin bulunduğu kentler, Türkiye ekonomisinde GSMH’nın büyük payına sahiptir. Bu durum AKP ve MHP'yi telaşlandıran önemli bir faktördür. Zira belediyelere "çökmek"le mali desteğin yanında, yerel yönetimlerin siyasi gücüyle merkezi yönetimi güçlendirme avantajı da elde edilmiş oluyor.

Burjuva iktidar kurumları, yöneticileri, ideologları ve sözcüleri tarafından hep propaganda edilen "demokrasi, özgürlük ve eşitlik" sahtekarlığı da böylece pratikte kanıtlanmış oluyor. Beş yılda bir tekrarlanan "seçme ve seçilme hakkı", bu saldırı politikaları ve uygulamalarıyla geçersiz kılınmaktadır. Ve bugün, artık "seçmenlerin iradesi"ne saygılı olmanın biçimselliğine bile ihtiyaç duyulmamaktadır. Seçim-sandık-parlamento-yerel yönetim özerkliği vb., bir palavra ve yalandan öteye gitmiyor. Böylece "hür seçim"ler ve "seçmen iradesi"nin bir kıymeti harbiyesinin olmadığı; aksine baskı, yasak ve sömürüyü gizlemenin örtüsü yapıldığı; “hür"lüğün de siyasetin de bir zümreye mahsus kılındığı bir kez daha görülüyor.

 

O halde, egemen sınıf klikleri ya da onların siyasi partilerinin bu "iç kavgası"nda, ok'un sivri ucu AKP ve MHP faşist ittifakına çevrilmek durumundadır. Zira, Türkçü- İslamcı faşist rejim, burjuva liberal CHP, ilerici ve devrimci sendikacılar, devrimci ve ilerici partiler üzerinden işçi sınıfı ve emekçilere saldırıyor; onların demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerini şiddetle bastırıyor.

CHP, varoluşuna yönelik bu saldırıya karşı "kontrollü" bir mücadele yürütüyor. Çeşitli kentlerde 100’ü aşkın miting ve gösteri gerçekleştirdi. Mahkemeler, kitlesel katılımlı gösteriler halini aldı.

CHP'nin tarihi bir yana, yakın dönemi faşist parti ve güçlerle uzlaşmak, katliam ve soykırımlara sessiz kalmakla geçti. CHP, DEM Parti’li belediyelere kayyum atamalarını büyük sorun yapmadı. DEM Parti’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına sessiz kaldı. Emekçi sol partiler, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin Saraçhane-Kemerde 1 Mayıs gösterilerindeki geri çekici, uzlaşıcı tutumu hala belleklerdedir. Özgür Özel’in, “Gerekirse Taksim’e de çıkarız" sözleri unutulmadı. "Kılıçdaroğlu vakası" unutulmuş gibi, faşist Ümit Özdağ'la boy göstermek, bir ders çıkarılmadığını göstermektedir.

Şüphesiz ki, CHP devrimci mücadele ve devrimci siyaset bakımında yalıtılacak bir güçtür. Bu bir yanıyla yanılsamalarla sürüklediği emekçi kitleyi CHP'nin siyasi, ideolojik ve örgütsel etkisinden kurtarmak, diğer yanıyla CHP'nin söylemi ve eylemi üzerinden teşhiri, kritik ve krizli süreçlerdeki uzlaşma ve iş birliğinin teşhiri anlamına gelir. Doğal ki, bu görev, sadece uzaktan sözlü ve yazılı teşhirlerle yerine getirilemez.

Esasen pratikte, siyasi eylem içinde temas ve dokunmayla yerine getirilebilir. Yani, pratikte CHP'nin tutarsızlık ve uzlaşıcılığını"suçüstü" yapmakla mümkündür. CHP'li belediyelere saldırı, "seçilmişlere", "seçmen iradesi"ne saldırıdır. Buna karşı durmak devrimci, demokrat ve antifaşistlerin görevidir. Bu temas ve dokunma, aynı zamanda faşist saldırı ve yasaklara karşı adres olarak CHP'yi gören kitleleri devrimci düşünce ve örgütlenmeye yakınlaştırma ve çekme anlamına gelir.

19 Mart 2026 da başlatılan kitlesel gösteri ve mitinglerde ne yazık ki, devrimci hareketin müdahale düzeyi zayıf kaldı. Daha etkin ve birleşik kitlesel bir katılımla protesto gösterilerinin içinde yer alınabilirdi.

Gelinen yerde, benzer saldırıları CHP püskürtemez. Çünkü, CHP burjuva liberal bir partidir. Türk burjuva devleti ve kapitalist sistemin savunucusu ve koruyucusudur. Bu saldırılar, ancak devrimci ve ilerici hareketin birleşik, militan, fiili meşru mücadelesiyle geriletebilir, püskürtebilir.

İşçi sınıfı, demokrat aydınlar, mücadeleci sendikacılar ve gazeteciler, sosyalist ve devrimci örgütlerin faşist rejimin bu saldırılarına dur demeleri ertelenemez güncel bir görevdir. Bu faşist siyasi, ideolojik ve ekonomik kuşatmayı, birleşik devrimci mücadele kıracaktır. Önümüzdeki 1 Mayıs, "Yaşasın 1 Mayıs, Bijî Yek Gulan" şiarıyla faşist şeflik rejimi ve sermayeye karşı bu mücadelenin belirginleştiği ve büyütüldüğü bir gün olmalıdır!