4 Aralık 2022 Pazar

HDP'yi zayıflatan yaklaşımlar

Selahattin Demirtaş HDP yönetimini aşarak açıklamalar yapmakta, HDP'yi bağlayan tutumlar ortaya koymaktadır. HDP'ye oy deposu olarak bakan CHP ise bu tutumu HDP üzerinde bir baskıya dönüştürmeye çalışmaktadır. AKP-MHP ise zaten böyle bir durumun olmasını istemektedir. Bu tutum HDP'nin konumunu ve Türkiye siyaseti üzerindeki etkisini zayıflatmaktadır. Halbuki HDP demokratik siyaset geleneğinden gelmektedir ve bu gelenekte kişilerin karar alması, kendini kararlar alacak mertebede görmesi söz konusu olamaz.

Siyasetini 3. çizgi olarak tanımlayan HDP, gittikçe Türkiye'nin siyasetinde ve geleceğinde belirleyici bir konum kazanmaktadır. HDP'nin böyle bir konum kazanması, geldiği gelenek ve sahip olduğu düşünce ile ilgilidir. Bu durum HDP'yi güç yapmaktadır. 3. siyasi çizgi de bu gelenek ve düşüncenin ortaya koyduğu siyasi anlayıştır. Bunu iyi anlamak ve anlatmak önemlidir. Bunu yapmak bu geleneğe, düşünceye ve onun yaratmış olduğu siyasi çizgiye sahip çıkmanın gereğidir. Böyle yapıldığı sürece sahip olunan potansiyel güce, örgütlülüğe ve siyasete dönüşür. Böylece söz konusu siyasete atfedilen misyon da yerine getirilmiş olur. Aksi takdirde beklenen çıkışlar gerçekleştirilemez.

Her siyasi çizginin tarihsel olarak beslendiği bir gelenek ve düşünce vardır. HDP'nin de böyle bir özelliği vardır. HDP ve 3. siyasi çizgi, Kürt özgürlük mücadelesinin ve Türkiye devrimci, demokratik ve sosyalist hareketinin geleneğinden gelmektedir. İkisinin gittikçe fikirde ve politikada ortaklaşmasının sonucunda HDP oluşumu ortaya çıkmıştır. Bu iki geleneği fikirde ve politikada buluşturan tarihsel mücadeleyi bir siyasi oluşuma dönüştürme konusunda en çok çaba sahibi olan da PKK lideri olmuştur. Ne var ki son dönemde bu hakkı ve hakikati AKP-MHP'nin baskıcı sisteminden ötürü söylememe yaklaşımı gelişmiştir. Bu da çok yanlıştır. Yanlış olduğu kadar da tehlikelidir. Çünkü böyle davranmak insanı mücadeleci ve hakikat savunucusu olmaktan vazgeçmeye götürür. Böyle olunamayacağına göre bu şekilde hiçbir olumlu gelişme yaratılamayacağına ve toplumun özgürlük özlemlerine cevap verilemeyeceğine göre, bu duruma düşülemez ve böyle bir duruma düşmek kabul edilemez. Çünkü HDP mücadele geleneğinden gelen bir harekettir. Genel olarak ezilenler açısından, özelde de HDP'nin sahip olduğu siyasi çizgi açısından tüm gelişme ve başarıların sağlayanı direniş ve mücadeledir. Dolayısıyla HDP geleneği açısından mücadele olmadan, eleştirmeden; itilme ve ötelenme göze alınmadan gelişme sağlamak, sahip olunan düşünce ve siyasi çizgi boyunca ilerlemek mümkün olamaz.

Kürt özgürlük mücadelesi ile Türkiye devrimci, demokratik ve sosyalist hareketinin büyük mücadele ve bedeller pahasına yarattığı bir geleneğin dayandığı düşünce, sömürüye, inkara ve tekçiliğe karşı olmasıdır. Bu geleneğin en önemli önderlerinden olan Deniz Gezmiş idam sehpasında Kürt ve Türk halklarının kardeşliğini haykırarak bu düşünceyi ortaya koymuştur. HDP bu gelenek ve düşüncenin bedenleşmiş halidir. HDP yok edilerek veya etkisizleştirilerek Kürt halkıyla Türkiye halklarının eşit, özgür ve sömürüsüz yaşam arzusunu ortaya koyan mücadele ve onun anlayışı bastırılmak isteniyor. Yani HDP yok edilirken esas olarak bu gelenek ve düşüncenin yok olması amaçlanıyor. AKP-MHP ittifakı ve birçok olumsuz sıfat yükleyip eleştirdiğimiz devlet, işte bunu yapmaya çalışmaktadır. Bu görülmez, bilinmez veya ona sahip çıkılmazsa buna ters düşülmüş olur. Bu da sahip olunan özden ve anlamdan uzaklaşmak ve dolayısıyla da kendini tüketmek demektir.

Peki HDP için böyle bir durum ve tehlike var mıdır? Ya da HDP açısından böyle bir yetersizlik söz konusu mudur? Elbette tehlike vardır ve yetersizlikler söz konusudur. AKP-MHP iktidarı içerisinde bir araya gelmiş soykırımcı sömürgeci tekçi devlet zihniyeti en çok HDP ve HDP'nin ortaya koyduğu siyasi çizgiyi hedefliyor. HDP ve onun siyasi çizgisi hedeflenerek de onu ortaya çıkaran gelenek ve düşünce bastırılmak isteniyor. AKP-MHP'nin iktidar olma sorunu yaşaması ve HDP'nin ise Türkiye'de siyasetin belirlenmesinde kilit bir konumda olması, HDP ve 3. Siyasi Çizgi'nin yok edilmesi veya etkisizleştirilmesi AKP-MHP açısından çok daha önemli bir duruma gelmiştir.

HDP'yi ortaya çıkaran gelenek ve düşünce mücadele etmeye dayanmaktadır. HDP ve HDP'nin sahiplik ve öncülük ettiği siyasi çizgiyi yaratan ve güç yapan bu ilkedir. Zaten bugüne kadar HDP mücadele ettiği için ve mücadele ettiği ölçüde varlığını koruyabilmiş, bununla da kalmayarak gelişmeler yaratabilmiştir. Fakat bunun yanında HDP'yi zayıflatan yaklaşımlar da söz konusu olmuştur. HDP bir taraftan direnerek, mücadele ederek Türkiye'nin siyasetinde belirleyici bir konuma yükselirken, diğer yandan yanlış kimi yaklaşımlar da olmakta ve bu durum HDP'yi ve konumunu zayıflatmaktadır. Bu yanlış tutumlar son dönemlerde artmıştır. Selahattin Demirtaş HDP yönetimini aşarak açıklamalar yapmakta, HDP'yi bağlayan tutumlar ortaya koymaktadır. HDP'ye oy deposu olarak bakan CHP ise bu tutumu HDP üzerinde bir baskıya dönüştürmeye çalışmaktadır. AKP-MHP ise zaten böyle bir durumun olmasını istemektedir. Bu tutum HDP'nin konumunu ve Türkiye siyaseti üzerindeki etkisini zayıflatmaktadır. Halbuki HDP demokratik siyaset geleneğinden gelmektedir ve bu gelenekte kişilerin karar alması, kendini kararlar alacak mertebede görmesi söz konusu olamaz. Bir başka örnek ise HDP yönetimi adına yapılan kimi açıklamalar olmaktadır. HDP'nin bu açıklamasından sonra diğer sol sosyalist örgütlerin de aynı şekilde yanlış açıklamaları söz konusu olmuştur. Halbuki AKP-MHP'nin Kürtleri soykırıma uğratmak istediğini artık herkes bilmekte ve AKP-MHP iktidarı Kürt soykırımını gerçekleştirmek için Kürdistan'da ve Kürtlerin olduğu her yerde korkunç bir yok etme savaşı yürütmektedir. Doğru, yurtsever, demokrat veya sosyalist olmak da Kürtlerin bu saldırılar karşısında varlığını savunma mücadelesine sahip çıkmak, onun yanında yer almaktır. Bunu yapmamak, buna yanlış yaklaşmak büyük bir yetersizlik olduğu kadar aynı zamanda talihsizliktir. 40 yıldır Türk devleti Kürt hareketini ve özgürlük mücadelesini zayıflatmak ve meşruiyetine halel getirmek amacıyla, bu tür çıkışların olması için çaba yürütmektedir. Fakat 40 yıldır Kürtler, yurtseverler, demokratlar, sosyalistler de buna karşı mücadele etmektedir. HDP de buna karşı mücadele ederek var olmuş ve mücadele ettiği için varlığını korumuş ve bugünkü gücüne ulaşmıştır. Bugün ortaya konulan kimi tutumlar ise bununla çelişmektedir ve en başta da HDP'ye zarar vermektedir. HDP açısından HDP'yi zayıflatan bu tutumların görülmesi ve aşılması en önemli konu olmaktadır.

AKP-MHP ittifakının sıklaşan baskısı karşısında mücadele ve direniş tutumundan uzaklaşmanın yol açtığı bu tutumlar, HDP'yi ve HDP'nin temsil ettiği siyasi çizgiyi zayıflatmaktadır. Kimi aleni hatalar yapılıyorken bunu kabullenme veya normal görme yaklaşımları da en az bu tutumlar kadar zayıflatıcı bir rol oynamaktadır. Bu durumun yaşanması sadece fiziki baskının sonucu değildir. AKP-MHP iktidarı fiziki baskının halkı ve özgürlük mücadelesini verenleri yıldırmaya yetmediğini bildiği için bunun yanında çok yönlü bir özel savaş politikası da yürütmektedir. Fiziki baskı ve özel savaşın yarattığı algıya karşı mücadele ve direnişe dayalı tutum zayıfladığından yapılan hatalar karşısında gereken tutumlar alınamamaktadır.

Kendini kabul ettirme adına ortaya konulan ve HDP açısından son derece olumsuz sonuçlara yol açan bu tutumların aşılmasıyla HDP'nin belirleyici olma konumu daha da güçlenecektir. Tabi ki bunun bilinmesi, görülmesi ve aşılması şartıyla bu mümkün olabilir. HDP geleneğine ve sahip olduğu düşünceye sahip çıkarak varlığını koruyabilir ve kendini kabul ettirebilir. Bilinmesi ve görülmesi gereken bu olmaktadır. Bu olmadığında zaten karşıdaki güçlere kendini kabul ettirmenin gerekçeleri de kalmaz.