30 Haziran 2022 Perşembe

Günün görevi: Şovenizme, ırkçılığa ve işgalci savaşa karşı mücadele

Güney Kürdistan'da süren işgal savaşında gerillanın direnişiyle darbelenen Türk ordusu ilerleme kaydedemiyor. Bu yüzden oluşan yeni imkan zeminlerini de gözeterek Rojava'da yeni işgal savaşına yöneliyor. Politik islamcı faşist şef tüm siyasal geleceğini içeride ve dışarıda savaşa bağlamış bulunuyor. Bugün işgal savaşına karşı bir kitle ajitasyonu ve sloganı yükseltememek, emekçi sol hareketin kimi bölüklerinin şovenizme yenilmeleri veya durumu kabullenmelerinden başka bir anlama gelmiyor.

Politik islamcı faşist şef, bakanlar kurulu toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, Rojava'ya yeni bir işgal ve ilhak savaşı başlatacağını ilan etti. Faşist şef aynı açıklamasında üç gün sonra yapılacak mutad MGK toplantısında işgal savaşı hazırlıklarının görüşülüp tamamlanacağını duyurdu.

Öncelikle bu savaş deklarasyonundaki hazırlık mevzusunu tersine çevirerek okumak gerekiyor. Türk sömürgeciliği öteden beri Rojava'ya işgal hedefiyle saldırmak için hazır ve nazır bekliyor. Buradaki hazırlık ifadesi ve vurgusu başka bir boyuta işaret ediyor. Bölgede hükmü geçen ABD ve Rusya gibi emperyal güçlerin durumunu yoklamayı içeriyor. Daha önceki Efrîn ve Serêkaniyê işgal yordamlarında bildiğimiz gibi, Türk sömürgeciliği emperyalist ABD ve Rusya'nın onayını alarak yeni işgal savaşını başlatmak istiyor.

Faşist şef Erdoğan'ın tüm o azamet ve kudret gösterilerinin, ucuz kabadayılık söylemlerinin iki temel amacı ve siyasal boyutu bulunuyor. İlki ABD ve Rusya'dan Rojava'nın işgal iznini alma atraksiyonudur. İkincisi faşist şeflik rejimini ayakta tutacak bir ırkçı-şoven kitle konsolidasyonunu sağlama muradı ve çabasıdır.

Politik islamcı faşist şef, yeni Osmanlıcı bölgesel yayılmayı kapsayan stratejiyi realize etmek için bir kez daha emperyalistler arası çelişkilerden yararlanmaya girişiyor. Zira emperyalist dünya konjonktürü, işbirlikçi Türk egemen sınıflarına sömürgeci yayılma zeminleri sunuyor ve belli ölçülerde bir imkan ve fırsat penceresi açıyor.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi gerçekliği, emperyalist bloklar arası çelişkileri daha da keskinleştiriyor. Bu durum, emperyalist bloklar etrafında yeni saflaşma ve askeri paktlarda birleşme isteklerini koşulluyor.

Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya üyelik başvurularını tam da bu yeni emperyalist çatışma ve keskinleşen çelişkilerin dolaysız bir çıktısı olarak görmek gerekiyor. ABD liderliğini yaptığı NATO'nun miğferi altına daha fazla devlet toplama ve askeri emperyal bloku güçlendirme stratejisi izliyor.

Bu bağlamda Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ABD'nin NATO'yu büyütme stratejisine imkan sağlıyor. ABD beklediği imkanı değerlendirerek jeopolitik kapasitesini yükseltiyor. Gerileyen dünya hegemonu konumunu böylece ihya etmeye çalışıyor. Aynı zamanda, Batı emperyalistleri blokundaki liderlik konumunu canlandırıp pekiştiriyor; Çin'i çevreleme ve durdurma büyük stratejisinde, askeri ve jeopolitik hazırlıklarını adım adım ilerletiyor. NATO'nun İsveç ve Finlandiya ile genişlemesinin can alıcı bir sorun haline geldiği güncel verili koşullarda, politik islamcı faşist şef NATO'yla çok bilinçli ve kasıtlı bir gerilim politikası yürütmeyi benimsiyor.

Türk devleti adına NATO'daki veto hakkını İsveç ve Finlandiya'nın üye olmalarının aleyhine kullanabileceğini ilan eden faşist şef, öte yandan İsveç ve Finlandiya'dan kimi taleplerde bulunuyor. NATO'yu Kürdistan meselesi ekseninde bir saflaşmaya, kayıtsız-şartsız Türk sömürgeciliğini desteklemeye zorluyor.

Bu tavırda politik islamcı şefin bir ezberini daha görüyoruz. Kazan-kazan tüccar siyasetiyle dünyanın egemenlerinden Rojava işgal tavizi koparıp almayı umuyor ve daha önemlisi bunu deniyor. Faşist şef ve TC devleti, NATO'daki veto kozuyla Rojava'yı işgal etme hakkı kazanmaya çalışıyor. NATO üyeliğinin kendisine tanıdığı veto hakkını tarihsel bir fırsat ve imkana dönüştürmeye çalışıyor. NATO ile TC devletinin pazarlıkları bu minvalde açık ve örtük pazarlık trafikleriyle sürüyor. Nitekim Pentagon'un, TC devletini NATO'da tutma kaygısıyla, "İsveç ve Finlandiya'nın Türkiye'nin kaygılarını giderecek adımlar atabileceği" açıklamaları dolaysız bir telkini ve uzlaşma arayışını yansıtıyor. Öte yandan ABD başkanı Biden'in YPG'yle ilgili açıklamaları, süregiden kirli pazarlığın ve konum/durum yoklamalarının diğer yanını gösteriyor.

Rojava'yı işgal etme pazarlıklarının iki cepheden sürdüğünü görebiliyoruz. Türk sömürgeciliği ve faşist şeflik rejimi, Rusya ile derinleşip kapsamlılaşan ilişkilerini koruyarak sürdürüyor. NATO ve ABD'nin baskılarına rağmen Rusya ile ilişkilerini belli bir dengede götürüyor. Faşist şeflik rejiminin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliklerine tavır alması aynı zamanda bir denge siyaseti anlamı taşıyor. Bir ip cambazlığına da dönüşen bu dengeleme siyasetinde, politik islamcı faşist şefin gücünü ve sınırını belirleyecek olan ABD ve Rusya'nın siyasal tavırları olacaktır.

Bugün Kürt halkına karşı üç cephede ve siyasal coğrafyada sürdürülen kapsamlı bir sömürgeci savaşın yeni bir aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Sömürgeci faşist şeflik rejimi Kürdistan'ın tüm cephelerinde sömürgeciliği derinleştirmek, Kürt ulusunun tüm kazanımlarını tasfiye etmek istiyor.

Halihazırda Güney Kürdistan'da süren işgal savaşında gerillanın direnişiyle darbelenen Türk ordusu ilerleme kaydedemiyor. Bu yüzden oluşan yeni imkan zeminlerini de gözeterek Rojava'da yeni işgal savaşına yöneliyor. İşbirlikçi Türk egemen sınıfları ve faşist şeflik rejimi, Rojava'yı ortadan kaldırmayı bir beka sorunu olarak kavrıyor ve ortaya koyuyor. Bölgede ikinci bir Kürt siyasal ünitesi ve statükosuna tahammül edemiyor. Hele devrimci demokratik-halkçı bir siyasal varlığın uluslararası meşruluk düzeyine yükselmiş olması, Türk sömürgeciliğin kara kabusu oluyor.

Bu yüzden Türk sömürgeciliği fırsat ve imkan bulduğu her momentte Rojava'ya saldırıyor. Yeni işgal alanları açarak ilerlemeye çalışıyor. Rojava devrimini parçalara ayırarak siyasal varlık bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Türk sömürgeciliği İsrail'in Filistin'e uyguladığının bir benzerini Rojava'ya uygulamaya çalışıyor. Rojava'da islamcı faşist çetelere yaslanarak demografik yapıyı değiştiren pratikler geliştiriyor. İşgal alanlarını genişleterek bu alanlara koloni nüfus taşıyor. Suriyeli göçmenleri Rojava'da koloni bölgeleri oluşturmak için kullanıyor. Faşist şef Erdoğan'ın Rojava'da iskan alanları açma ve göçmenleri buralara taşıma stratejisi Türk sömürgeciliğinin ırkçı ve ayrımcı bir vaadi ve pratiği olarak geliştiriliyor.

Ümit Özdağ adlı özel harpçinin Suriyeli göçmenlere karşı başlattığı son Türk ırkçılığı kampanyasının olası Rojava işgaliyle olan bağını görmek gerekiyor.

Bu bir sömürgeci devlet pratiğidir. Kışkırtılan ırkçılık ve şovenizmin sömürgeci işgal savaşıyla doğrudan bağı bulunuyor.

Faşist şef Erdoğan "yumuşak ırkçılıkla" Rojava'da iskan alanları açıyor, Ümit Özdağ'dan Tanju Özcan'a diğer Türk ırkçıları da göçmenlerin kovulması ve sürülmesini savunuyor; linç pratiklerinin ve pogromların dinamiklerini örgütlüyor.

Politik islamcı faşist şef tüm siyasal geleceğini içeride ve dışarıda savaşa bağlamış bulunuyor. 2023 seçimlerine savaş başarı hikayesiyle girmek ve iktidar konumunu koruma stratejisi uyguluyor. Bunun için içeride HDP'nin kapatma davasını hızlandırıyor, faşist baskı ve şiddeti artırıyor. Dışarıda işgal savaşlarıyla güç kazanmak, eriyen kitle gücünü şovenizm üzerinden kazanmak istiyor.

Bugün faşist şef giderek meşruiyetini ve inandırıcılığını yitiriyor. Politik islamcı faşist şeflik rejimine karşı ezilen ve sömürülen milyonlarda biriken öfke ve memnuniyetsizlikle büyüyor. Kitle direnişleri kabuğunu kırıyor. Sokaklar, meydanlar giderek daha fazla fili meşru mücadele alanlarına dönüşüyor.

Emekçi sol hareketimiz faşist şeflik rejimine karşı kitle hareketinin canlanan ve harekete geçen imkanlarına yaslanarak ilerlemeyi başarmalıdır. Faşist şefin kitleleri haksız sömürgeci savaşın etrafında toplama ve kitle bilincini zehirleme amacına karşı eylemli olarak harekete geçmelidir. Faşist şefin elindeki şovenizm silahını etkisizleştirmeyi hedefleyen siyasal çalışmalar geliştirmelidir. Çünkü şovenizm barikatı aşılmadan güçlü bir sol-devrimci hareket geliştirilemez, faşist şeflik rejimi yerle bir edilemez.

Şovenizm ve ırkçılığı geriletmenin yolu faşist şeflik rejiminin savaş politikalarıyla cephede kapışmayı gerektiriyor. Bugün işgal savaşına karşı bir kitle ajitasyonu ve sloganı yükseltememek emekçi sol hareketin kimi bölüklerinin şovenizme yenilmeleri veya durumu kabullenmelerinden başka bir anlama gelmiyor. Efrîn işgali momentinde haksız işgalci savaşa ve şovenizme karşı emekçi sol harekette yaşanan kırılma tersine çevrilmelidir. Bugün bunun tam zamanıdır. Ümit Özdağ gibi müptezel ırkçıların at koşturacağı bir siyasal vasat emekçi solun kabul edeceği bir durum olamaz. O halde işgal karşıtı bir siyasal pratiğin güçlüce geliştirilmesi günün en acil ve ertelenemez görevi olarak önümüzde duruyor. Güney Kürdistan'dan Medya Savunma Alanlarının işgaline karşı İstanbul'da HDP, HDK öncülüğünde gerçekleşen militan ve kitlesel eylem dönem bakımından yürünecek pratiği gösteriyor. Emekçi sol hareketimiz ırkçılığa ve şovenizme karşı birleşik mücadele düzeni alarak sözünü ve eylemini en güçlü biçimde geliştirme göreviyle karşı karşıyadır. Şimdi şovenizm, ırkçılığa ve işgalci savaşa karşı söz ve eylem zamanıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 27 Mayıs tarihli 64. sayı başyazısı.