30 Haziran 2022 Perşembe

Grev, işgal, direniş dalgası ve 1 Mayıs

Sömürüye olduğu kadar faşist baskı ve devlet terörüne karşı da yükselen kitle hareketinin 2022 1 Mayıs'ında güçlü bir karşılık bulacağı, işçi sınıfının çok daha yüksek bir ilgi göstereceği, ezilen halk kesimlerinin de son yılları aşacak şekilde özgürlük, adalet ve eşitlik kürsüsü olarak 1 Mayıs'a akacağı açıktır. 8 Mart'ın militanlığı ve yaygınlığından sonra Newroz'daki görkem, bu gerçeğin bir yansımasıydı. Şimdi, sıra 1 Mayıs'ta.

"Bugün ya da yarın Türkiye'deki bütün işçilerin ayağa kalkacağını düşünüyorum. Sıra hepimizde. Biriz, birlik olmalıyız." Bu sözler, geride bıraktığımız şubat ayında direnişe geçen ve zaferle sonuçlanan Migros Depo direnişçilerinden bir işçi kadına ait. Direnerek kazanmanın haklı kıvancıyla ifade edilmiş olması bir yana, gerçek ve güçlü bir siyasal öngörü ve perspektif taşıyor bu sözler.

Ocak-şubat ayı, Türkiye işçi sınıfı bakımından güçlü bir grev dalgasına tanıklık etti. Bu iki aya yayılan kayıt altına alınmış 108 grev, 2015 yılı mayıs-haziran dönemine denk gelen ve "metal fırtınası" olarak da kaydedilmiş işçi eylemleri dönemini hem yaygınlık hem de sonuç alma düzeyi olarak aştı. Aynı zamanda birkaç yılda yapılan grev ve direniş sayısını iki aya sığdırarak tüm bu dönemin doruk noktası olarak sınıf mücadelesi tarihindeki yerini aldı. Denilebilir ki bu dönem, 2022'yi yeni bir işçi baharının boy verdiği, yakın gelecek bakımından da büyük mücadelelerin yolunu açan bir kavga yılına daha şimdiden çevirdi, işçi sınıfını bir kez daha ezilen halkların mücadelesinin dümenine geçirdi.

Geride kalan üç aylık sınıf mücadelesi dönemi, Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının öncü devrimci güçleri açısından dikkat çekici veriler sundu. Yalnızca işçi sınıfının içine girdiği grev, iş bırakma dalgası değil, Bazid'den (Doğubayazıt) Muğla'ya kadar coğrafyamızı boylu boyunca kaplayan emekçi sınıflardan yoksul halk kitlelerinin kendiliğinden sokak eylemlerindeki kabarma da yeni bir toplumsal hareketin ilk öncü dalgaları olarak yaşandı. Katmerlenen işsizlikle ve zam tufanıyla şiddetlenen yoksulluk, eriyen maaşlar, gelir-gider kalemleri arasındaki korkunç uçurum, yükselen kitle hareketinin maddi temeli oldu. İşçi sınıfının grev, iş bırakma, işyeri işgali biçiminde cereyan eden birkaç aylık pratiği ise hiç şüphe yok ki bu toplumsal hareketin merkezinde durdu.

Trendyol işçilerinden Yemeksepeti'ne, Burdur Ceylan İnşaat'tan Tarsus Çimsataş'a, Gebze Farplas'tan İstanbul Alpin Çorap'a, Aliağa Gemi Söküm'den Migros Depoya, Antep Grand Halı'dan Hopa Liman İşletmesine, Eskişehir Kıraç Metal'den Sivas Divriği Madenleri'ne, Denizli Aras Kargo'dan İstanbul Rifis Makine'ye, Şırnak Bölünmez Grup Maden'den Tekirdağ Aryıldız Metal'a kadar farklı kentlere yayılan grevler, aynı zamanda birbirinden farklı iş kollarına da sirayet ederek çeşitlilik gösterdi. Kamuda çalışan binlerce sağlık emekçisinin ulusal çaptaki iki büyük grevi de bu tablodaki yerini aldı.

Hemen belirtmeliyiz ki, bu grevlerin biri hariç diğerleri fiili grev olarak yaşandı. Grevlerin en çarpıcı yanı ise üçte ikisini aşan oranda geleneksel sendikal örgütlenmelerin dışında yaşanmış olması. 54'ünün herhangi bir işçi sendikasının dahli olmaksızın başlaması, 26'sının ise bağımsız sendikaların inisiyatifinde gerçekleşmiş olması, yeni kuşak işçi sınıfının sendikal bürokrasiyi de aşan mücadeleci karakterini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.

Grev ve direnişlerde öne çıkan iş kolları ise metal, tekstil/çorap, gemi söküm/tersane, kurye/taşımacılık, depo ve maden sektörü oldu. Kürdistan işçi kenti olarak Antep tekstil iş kolundaki 32 grevle İstanbul ve İzmir'le birlikte en çok grevin yaşandığı kent olurken, Kocaeli, Eskişehir, Denizli, Tekirdağ, Erzincan, Sivas gibi kentler de ocak-şubat döneminin grev merkezleri oldu. Binlerce sağlık emekçisinin katıldığı iki büyük grev hariç, 20 binden fazla sayıda işçinin dahil olduğu bu işçi grev dalgası, mücadeleye istekli işçi potansiyelinin nispeten küçük bir bölüğünü oluşturmasına rağmen etki gücünü yansıtırken, potansiyelin büyüklüğüne de işaret etti. Gerçekleşen grevlerin en az yarısının kazanımla sonuçlandığını da tabloya dahil edelim.

Son derece kısa bir özetini yaptığımız bu tablo, 8 Mart ve Newroz rüzgarını arkalamış olan işçi sınıfı ve ezilenlerin 1 Mayıs'a doğru giderken adımlayacağı yolu göstermesi bakımından oldukça önemli. Sınıf mücadelesinin dinamizmi yükseliyor, adımlar sıklaşıyor, umut büyüyor. Dünya işçi sınıfının mücadele ve dayanışma günü olarak 1 Mayıs ise şimdi bu umudu daha büyük eylemlerle işlemeye, kapitalizmin kıyılarını döven işçi direniş dalgalarını onu yıkacak bir tsunamiye çevirmeye çağırıyor.

Kuzey Kürdistan'daki işgalde cisimleşen sömürgeci ve faşist karakteriyle Türkiye burjuvazisi, tıpkı bağlaşığı olduğu emperyalist dünya burjuvazisi gibi zorlu bir dönem içinde. Emperyalist kapitalizmin genel bunalımının dolaysız etkileri dışında rejimin özgün yapısal sorunlarıyla ve iktidar bölüğünün yönetememe kriziyle de karakterize olan bu zorlu dönemi atlatmanın yolu ise onlar açısından belli: Emek sömürüsünü şiddetlendirmek, dolaylı-dolaysız vergiler ve zamlarla krizin yükünü işçi ve emekçilere yüklemek, herhangi bir iktisadi ve/veya siyasi talepli hareketi ise faşist iktidar sopasıyla bastırmak. Onlar için sonuç aldıkları durumda tek çıkış yolu olan bu güzergah, Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı ve ezilen halklarının ise yeni dönem direniş hareketini geliştiren yol oluyor. İşte ocak-şubat dönemi ve gelişen işçi hareketi tesadüfi bir gelişme olarak değil, düpedüz bu maddi temel üzerinde yükseliyor. "Çalışma koşullarından biriken bir tepki ve öfke vardı zaten. Bunun üzerine düşük ücret ile çalışmak işin tuzu biberi oldu. Bir de temel tüketim maddelerine gelen zamlar olunca insanlar dolup taştı artık" diyen Çimsataş işçisi, işte bu objektif zemine işaret ediyor. Koşullar insani olmaktan çıkarak ağırlaşırken, tüm ezilenlerin en etkili mücadele gücü olan işçi sınıfı ise koşulları insanileştirmek için sahne alıyor.

Ekonomik ve insani taleplerle gelişerek yükselen bu hareketin nesnel siyasal karakteri gözardı edilemeyecek en temel noktadır. Türkiye ve Kürdistan'da faşizm hüküm sürmektedir ve patronlar sınıfı bu rejimden olabildiğince yararlanmaktadır. Grevler yasaktır, sendikalaşmanın önünde ciddi engeller vardır, işçi eylemleri polis saldırılarıyla karşılanmaktadır. Henüz kendiliğinden bilinçle malul olsa da gelişmeye başlayan işçi sınıfı mücadelesinin yönü sınıfın ekonomik mücadelesini, AKP-MHP iktidarına karşı antifaşist mücadeleye doğru evriltmesi yönündedir. 107 fiili grevin anlattığı gerçek, çözümü bekleyerek, değişimi ve insanca yaşamı seçimlere angaje ederek değil, inisiyatif alarak, fiili-meşru mücadeleye girişerek, üstelik tek tek patronlara karşı değil, onların birleştiği devlet ve siyasal iktidara karşı mücadele ederek sonuç alınabileceğidir. Herhangi bir özelliğiyle değil, içerdiği politik-devrimci karakteriyle 1 Mayıs işte bu gelişim sürecinin kritik bir evresi olarak görülmelidir. Sömürüye olduğu kadar faşist baskı ve devlet terörüne karşı da yükselen kitle hareketinin 2022 1 Mayıs'ında güçlü bir karşılık bulacağı, işçi sınıfının çok daha yüksek bir ilgi göstereceği, ezilen halk kesimlerinin de son yılları aşacak şekilde özgürlük, adalet ve eşitlik kürsüsü olarak 1 Mayıs'a akacağı açıktır. 8 Mart'ın militanlığı ve yaygınlığından sonra Newroz'daki görkem, bu gerçeğin bir yansımasıydı. Şimdi sıra 1 Mayıs'ta.

Komünist öncü, işte 1 Mayıs'a bu perspektiften bakarak hazırlanmalıdır. Tek tek gelişen her işçi direnişi ve fiili grevle ilişki kurma, işçilerin ekonomik taleplerini kararlılıkla sahiplenme, ekonomik krizin sonuçlarına dair etkin bir ajitasyon-propaganda çağrısına girişme, dönem boyunca yeni temas kurulan işçi bölükleriyle ilişkileri sıkılaştırma, öne çıkan işçileri kazanma, yeni sendikal mevziler yaratma, dağınık güçlerini derleyip toparlama ve mücadelede konumlandırma hattından ilerlemelidir. Kolektif bir bütün olarak devrimci sosyalistler, hangi kesimsel çalışma içinde olurlarsa olsunlar, hangi alanda mücadele yürütürlerse yürütsünler, 1 Mayıs çalışmalarını yekpare yürütecek şekilde hareket etmeli, öncünün 1 Mayıs perspektifini kendi sahalarına özgün şekilde uyarlamayı, fakat alanının özgünlüğüyle bir bütünün parçası olarak hareket etmeyi başarmalıdır. Gerek çalışmalarda, gerekse de 1 Mayıs alanlarında güçlü bir şekilde yer almak, 2022 1 Mayıs'ını son 7 yılın zirvesi olacak bir katılımla geçirmek; bu hedefe ulaşmak için yüzünü kitlelere dönmek, iç örgütsüzlüğü yenmek üzere giriştiği hamleleri 1 Mayıs somutunda siyasal pratiğin yoğunlaştırılması yolundan yürüyerek tamamlamak; sonuç vermeye başlayan örgütsel gelişimi gerçek bir siyasal başarıyla güvencelemek... 1 Mayıs çalışmalarının öznel hedefleri ve 1 Mayıs anının başarı ölçüsü bunlardır. Bu hedefe yalnızca 30 Nisan gecesine kadar soluksuz bir emek seferberliğiyle, 7-23 çalışarak, birbirini tamamlayarak ve yükselen işçi kitle hareketinden güç alarak ulaşılabileceği açıktır.

Devrimci sosyalistlerin dönem içindeki örgütsel gelişim stratejilerinde öne çıkan kentlerin aynı zamanda işçi kitle hareketinin yükseldiği kentler olması dikkate değerdir. Bu kapsamda Kürdistan'daki sosyalist yurtseverlerin 1 Mayıs çalışmalarının Antep'teki işçi kitleleriyle temas noktaları yakalama, ilişkiler açığa çıkarma görüş açısı, Kürdistan 1 Mayıs çalışmalarının özgün boyutu olarak planlanmalıdır.

İşçi sınıfında büyük bir öfke var. Alınterinin sömürüsü dışında onursuz bir çalışma yaşamı dayatılıyor emekçilere. Bu sömürü ve zulüm düzenini yıkmaya girişen komünistler, amaçlarına bağlılığın manevi gücünü aynı zamanda işçi sınıfının yaşam koşullarına duyduğu öfkeden almalı. Sivas Divriği'de bulunan Çiftay Madencilik şirketi yöneticisinin madenciler gününde işçiler için tatlı dağıtılırken, "Herkes bir tane yesin, fazlasını yemeyin" sözü, bir komünist militanın kulaklarında çınlamalı mesela. Soma'da tekmelenen işçinin acısı, Çimsataş'ta hamile olduğu halde coplanan kadın işçinin travması, Farplas'ta sendikal hakkı için direnen işçinin iliklerine işleyen soğuğu duyumsamalı komünist militan. 1 Mayıs, bu koşulları dayatan sömürü ve zulüm düzeniyle hesaplaşma çağrısıdır. 1 Mayıs, kavga çağrısıdır. İşçi sınıfı kavgayı büyütmeye çağırıyor. Çağrısı, başımız, gözümüz üstüne!

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 1 Nisan tarihli 56. sayı başyazısı.