Ender Çelikel yazdı | Antiemperyalist mücadelenin güncelliği
Gramsci, eskisinin öldüğü yenisinin doğamadığı dönemleri "canavarlar çağı" diye tanımlamıştı. Dünya, "canavarlar çağı"na girmiştir. Daha evvel belirlenen ve kabul edilen kurallar ve teamüller, uluslararası hukuk geçersizleşiyor. Bütün bu ideolojik, siyasi ve hukuki aygıtları belirleyen güç ilişkileri devreye giriyor.
Spinoza "Güç haktır" diyordu. Marx ise "maddi gücün ancak maddi güçle yenileceği"ni vurguluyordu. ABD emperyalizmi çıplak zor gücünün kullanımıyla hak ve güç kavramını maddileştirmenin pratiğini sergiliyor.
ABD emperyalizmi bilinen yalanlarına başvuruyor. Bu kez biyolojik ve kimyasal silahların imhası yerine "uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele"yi ikame ediyor. Çetevari saldırılarını ve tehditlerini "özgürlük" ve "demokrasi" havariliğiyle meşrulaştırmayı da ihmal etmiyor. Özgürlük ve demokrasi gibi ideolojik aygıtlar soğuk savaştan bu yana emperyalist müdahalelerin motivasyonu yapılıyor. Özgürlükçü jargon emperyalist müdahalelere ve gerici savaşlara toplumsal onay yaratmada kullanılıyor. Yalnız; bu defa yeni bir eşiğe ulaşıldı. ABD emperyalizmi asıl niyetini gizlemiyor. Kartlarını açık oynuyor. Bunu küstahça yapıyor. Venezuela nezdinde dünya halklarını tehdit ediyor ve aşağılıyor. Kendini dünyanın patronu sanıyor. Halklara kimi seçeceklerini ve hangi rejimi benimseyeceklerini dikte ediyor. Seçilen hükümetlere, meşruiyetinizi benden alacaksınız diyor. Başka ülkelerin toprağına, yeraltı kaynaklarına, zenginliklerine çöküyor. Bunları babasının malıymış gibi Amerikan şirketlerine pay ediyor.
Devlet kılıklı ABD çetesinin Venezuela'ya saldırması, Devlet Başkanı Maduro ve eşini aşağılayarak kaçırması ve çeşitli ülkeleri tehdit etmesi, devrimci sosyalistlerin de vurguladığı gibi bir manyağın işi değil, küresel kapitalist sistemin yapısal krizi ve emperyalistler arası rekabetin keskinleşmesi ekseninde cereyan ediyor. Venezuela'ya dönük korsanlık eylemi vd. pratikler mali sermayenin çıkarlarını güvence altına almayı, yabancı ülkeleri soymayı ve yeniden sömürgeleştirmeyi, bu ülkeleri ezmeyi güden emperyalist siyasetin tezahürüdür.
ABD emperyalizminin hegemonyası çözülüyor. Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasını bir kez daha doğrulayan gelişmeler yaşanıyor. Ekonomik, siyasi ve askeri güç ilişkileri değişiyor. ABD karşısında yeni güç odakları şekilleniyor. Haliyle emperyalist rekabet kızışıyor. Yeni hammadde kaynaklarını, ticaret yollarını, enerji koridorlarını ele geçirme hamleleri hızlanıyor. Dünya pazarının yeniden paylaşımı savaşının hazırlıkları yapılıyor, büyük küçük bütün akbabalar buna uygun konumlanıyor. Amerikan emperyalizmi "hinterland"ında, kendi kıtası saydığı Kuzey ve Güney Amerika'da ekonomik ve siyasi çıkarlarıyla örtüşmeyen ve de rakip emperyalist odaklarla (Çin, Rusya) iş tutan yönetimleri devirip arka bahçesini sağlama almayı güdüyor. Yirminci yüzyılda egemenlik kurduğu Avrupa ve Ortadoğu'yu kendi güvenlik mimarisi doğrultusunda yeniden dizayn ediyor. Nüfuz ettiği alanları tahkim edip esasen Asya Pasifik noktasına odaklanıyor. Velhasıl Amerikan emperyalizmi çözülen hegemonyasını güç kullanarak yeniden tesis etmek istiyor.
'ORMAN KANUNU'
Gramsci, eskisinin öldüğü yenisinin doğamadığı dönemleri "canavarlar çağı" diye tanımlamıştı. Dünya, "canavarlar çağı"na girmiştir. Daha evvel belirlenen ve kabul edilen kurallar ve teamüller, uluslararası hukuk geçersizleşiyor. Bütün bu ideolojik, siyasi ve hukuki aygıtları belirleyen güç ilişkileri devreye giriyor.
Ahmak liberallerin, hümanist solun ve sıradan insanların samimi şaşkınlıkları dışında; egemen sınıfların, burjuva demokratik devletlerin ve onların organik aydınlarının ABD'nin haydutlukları karşısında yaşadıkları "şok" hali sahtedir. Bunların bir kısmı kendi çıkarları ve güvenlikleri riske giriyor diye "uluslararası hukuk"tan ve "değerler"den söz ediyor. Diğerleri alt tonda mırın kırın ediyorlar, İsrail'in Filistin'de uyguladığı, soykırım karşısında olduğu gibi! Nitekim hukukun üstünlüğünün ve özgürlüklerin abidesi ve demokrasinin beşiği sayılan Avrupa Birliği yine sadece göstermelik tepkiler veriyor. Dahası, çıkarlarıyla örtüşen haydutlukları, uluslararası hukuk ve insan hakları gibi hassasiyetlerini bir kenara bırakıp destekliyor. Rakip emperyalist blok Çin ve Rusya, ABD'nin "yasadışı" saldırılarını kınamakla yetiniyor. Mazlumların sesi geçinen Türk devleti gıkını çıkartamıyor, ABD emperyalizminin yamacından ayrılmıyor. Hepsi de oyunun kuralını biliyor: Güçlünün hukuku geçerlidir. Güçlüler uluslararası düzeni kurarlar. Bu hep böyleydi!
Kök sahipleri köleci toplumun (köleliğin) hukukunu kanla yazdılar. Köleliği zor kullanarak yasalaştırıp meşrulaştırdılar. Roma gibi büyük imparatorluklar dünya çapındaki kuralları belirlediler. Feodal toplumda krallar, toprak sahipleri (ağaları) vb. senyör-serf ilişkisinin, köylülerin iliklerine dek sömürülmelerinin hukukunu kılıçla yazdılar. Yeni üretim tarzının düzenini böyle kurdular. Hem kölecilikte, hem de feodalizmde dün vb. ideolojiler egemen sınıfların güç kullanarak kurdukları nizamı doğallaştırma işlevi gördü.
Kapitalizmde de düzen top ve tüfekle kuruldu. Burjuvazi eşit yurttaşlık ve özgürlük aldatmacasıyla kendi çıkarlarını ve taleplerini bütün halkın çıkarlarıymış gibi gösterip feodal aristokrasiyi yıktı, kapitalist sömürü düzenini kurdu. Üretim araçlarının kendi elinde bulunmasına, varsıl-yoksul, sömüren-sömürülen, ezen-ezilen ilişkilerine hukuki yasallık kazandırdı. İşçiler emeklerinin bir kısmına el konulup sömürülmelerini, yoksulluklarını özgür iradeleriyle onaylamadılar. Burjuva devlet iki asırdır gerek şiddet aygıtlarıyla gerekse seçimler, demokrasi gibi ideolojik aygıtlarıyla kapitalist sömürü düzenini ve hukukunu işleten ve koruyan güçtür. Devlet kapitalist sömürüyü, yoksulluğu, eşitsizliği doğallaştırmaya ve meşrulaştırmaya yarayan düşünce sistemleri ve aparatlar işlevini yitirdiğinde, işçi sınıfı ve ezilenler kurulu düzeni -özgür iradeleriyle- değiştirmeye ve yeni bir hukuk yazmaya teşebbüs ettiklerinde "orman kanunları"na sarılıyor.
Her hukuk ve düzen güç ilişkileri tarafından belirlenir. Bir devletteki hukuku ve düzeni nasıl ki güç ilişkileri belirliyorsa, uluslararası hukuku ve nizamı da güç ilişkileri belirliyor. İdeolojik aygıtlar, Birleşmiş Milletler gibi kurumlar aynı işlevi görüyor. Sömürgeci-sömürge, emperyalist-bağımlı, zengin-fakir devlet ülke ilişkilerini perdeliyor. Bütün ülkeleri uluslararası hukuk karşısında eşitmiş gibi gösteriyor. Oysa ki, uluslararası düzen ve hukuk ekonomik, siyasi ve askeri açıdan dünyayı domine eden devletlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde kuruluyor.
Uluslararası nizam ve hukuk iki sebepten ötürü bozulup geçersizleşebilir. Birincisi, antiemperyalist ve sosyalist devrimler bir veya birkaç kıtaya yayıldığında. Devrimci sosyalist kamp dünya genelinde kuralları değiştirebilecek bir güç haline geldiğinde. İkincisi, kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası gereğince, emperyalistler arası rekabet ve güç dengeleri dünya pazarını yeniden paylaşılmasını koşulladığında. Tarihin şimdiki zamanında uluslararası nizam maalesef birinci nedenden dolayı değil, ikinci nedenden dolayı bozuluyor. Uluslararası hukukun, "insanlık" gibi burjuva ideolojilerin ve sözüm ona ahlaki normların arkasında gizlenen akbabalar gün yüzüne çıkıyorlar. Canavarlar çağında tek geçer akçe güçtür.
ABD öncülüğündeki batı emperyalizminin SSCB'nin dağılmasının akabinde kurduğu yeni dünya düzeni dağılıyor. Kapitalizmin yapısal krizi ve değişen güç ilişkileri dünya pazarının yeniden paylaşılmasını ve buna uygun bir düzenin kurulmasını dayatıyor. Yeni bir düzenin kurulması yalnızca emperyalist taraflardan birinin kesin zaferiyle mümkün olabilir. Çin ve Rusya eksenindeki blok ya ABD'ye biat edecek ya da üçüncü emperyalist paylaşım savaşı kaçınılmaz olacaktır.
ULUSLARARASI BİRLEŞİK ANTİEMPERYALİST MÜCADELENİN ACİLİYETİ
Emperyalist paylaşım savaşı sermaye tekellerinin arasında geçen gerici bir savaştır. Bu savaşlarda sadece emperyalist ve işbirlikçi burjuvazinin çıkarları vardır. İşçi sınıfı ve ezilenlerin kurtuluşu mücadelesine hizmet etmeyen gerici savaşlarda halkın payına yine ölüm, daha fazla sefalet, açlık ve zulüm düşecektir. Egemen sınıflar bu gerçeği çarpıtmak, gerici savaşa toplumsal destek sağlayıp yoksul halk çocuklarını cepheye sürebilmek için yine milliyetçiliği köpürtüyor ve "vatan savunması" gibi yalanlara başvuruyorlar. Kendi düzenlerini emekçi insanlığın kanı üzerinden kurmak istiyorlar.
Ezilenler, canavarlar çağında her zamankinden daha örgütsüz ve korumasızdılar. Kahredici bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Dünya komünist hareketi ve antiemperyalist devrimci akım alabildiğine zayıf. Emperyalizme şu veya bu nedenle direnç gösteren ülkeler dünya genelinde bir antiemperyalist ve sosyalist kamptan ve dalgadan yoksundur. Bu ülkeler ABD emperyalizmi karşısında tutunamıyor ve taviz vermek durumunda kalıyor. Jeopolitik değeri yüksek olan Ortadoğu gibi bir yerde faaliyet gösteren silahlı ezilen hareketleri, emperyalist ve bölgesel gerici güçlerin kuşatması altında tasfiye ediliyor veya gerici devletlerle, emperyalistlerle taktik ilişkiler kurmak mecburiyetinde bırakılıyorlar. Kendiliğinden karakterdeki halk ayaklanmaları ise İran'da olduğu gibi, devrimci bir önderlikten ve programdan yoksun olduğu için sönümleniyor, Batılı emperyalist güçler tarafından yedeklenmeye çalışılıyor. Emperyalistler, deyim yerindeyse meydanı boş bulmuşlar at koşturuyorlar.
İşçi sınıfının ve ezilenlerin aleyhinde olan güç dengeleri, bütün dezavantajlar komünist ve devrimci harekete vakit kaybetmeksizin silkelenmesini, teorik, politik ve örgütsel çıkmazlarını aşmasını dayatıyor. Komünist ve devrimci hareket varlık gerekçesinin ve büyük iddialarının ona yüklediği sorumlulukları büyük bir ciddiyetle üstlenmek ve buna uygun bir pratik sergilemekle yükümlüdür. Dünyayı sadece yorumlamanın, sözün hiçbir hükmü yoktur. Emperyalist haydutluklar ve dünya pazarının yeniden paylaşımı savaşı ancak maddi güçle durdurulabilir. Komünist ve devrimci hareket gecikmeksizin emperyalist metropoller de başta olmak üzere her yerde şovenizmin her türlüsünü dışlayan, kapitalizmi yıkmayı hedefleyen halkların birleşik antiemperyalist mücadelesini örmelidir. Lenin'in emperyalist savaş karşıtı çizgisi ve '68 devrimci hareketi yol gösterecektir.
"Son dönemdeki bütün nesnel koşullar proletaryanın devrimci kitle mücadelesini gündeme getirmiştir. Sosyalistlerin görevi, bir yandan işçi sınıfının yasal mücadelesinin sunduğu bütün imkanlardan yararlanırken, diğer yandan bütün bu acil ve en önemli göreve tabi kılmak, işçilerin devrimci bilincini güçlendirmek, onları uluslararası devrimci mücadelede bir araya getirmek, her türlü devrimci eyleme ön ayak olup cesaret vermek ve halklar arasındaki emperyalist savaşı ezilen sınıfların ezenlere karşı iç savaşına, kapitalistler sınıfının mülksüzleştirilmesi, proletaryanın siyasal iktidarı ele geçirmesi ve sosyalizmi kurması adına verilecek bir savaşa dönüştürmektir." (Lenin)
İşçi sınıfı ve ezilenler ya tarihin acınası kurbanları olacaklar ya da kendi düzenlerini kurup tarih yazacaklar!