23 Mayıs 2022 Pazartesi

Deniz Boran yazdı | Yeni antikomünist dalga

Ukrayna savaşını bahane ederek antikomünizmi yeniden ideolojik ortaklaşma ve saldırı argümanına dahil eden Batı emperyalizmi yasalar, yürütme kararları, fiili uygulamalar ve kışkırtılan güruhlar yoluyla sahayı bir tarafta "tarihsel sosyalizmden kalan anıt ve hatıra"ları bir bir yıkıp/tasfiye edip işçi sınıfı ve ezilenlerin belleğinden silmeyi amaçlarken, komünizmin yeniden tarih sahnesine çıkmasının önünü almak istiyor.

Ukrayna'da yedi yıldır süren savaşa Rusya Federasyonu'nun doğrudan müdahalesi ve Ukrayna'ya işgal saldırısıyla emperyalistler arası dalaş yeni bir boyuta taşındı. Sermayenin küreselliği nedeniyle "kendisi için de yıkıcı" olacağından emperyalistler bir tarafta 20. yüzyılın ilk yarısında patlak veren iki dünya savaşı gibi emperyalist güçlerin doğrudan karşı karşıya geleceği bir savaşı "ertelese" de emperyalizmin kendi yasaları "yeni bir emperyalist paylaşım savaşı" tehlikesini gün geçtikçe daha da görünür kılıyor.

Dahası, tek tek bütün kapitalist ülkeler, bölgesel entegrasyonlar ve küresel askeri ittifaklar "askeri yeniden yapılandırmalarını" öne çekmiş görünüyorlar.

Ukrayna savaşı Rusya emperyalizminin kendi çıkarlarını korumada "kullanacağı askeri gücün" bir gösteriş sahnesine dönüştü. AB, bir dönemdir özel askeri yapılanması için "iç tartışmalarını" yoğunlaştırmıştı, "stratejik pusula"sını oluşturmuştu. Tek tek ülkeler de, özellikle de Almanya ve İngiltere, askeri bütçeleri kat kat arttırarak savaş mühimmatı ve gücünü geliştirmeyi öne çektiler. NATO da 70. yıl vesilesiyle gerçekleşen zirvenin ardından, "askeri yeniden yapılandırması" kapsamında model tartışmalarını yoğunlaştırmış, yeni "stratejik doktrin"i 2022 yazına kadar netleştirip resmileştirmeyi amaçladığını açıklamıştı. Nihayetinde Doğu Avrupa, Güney Kürdistan ve Uzak Asya'daki "yoğunlaştırılmış" NATO faaliyetleri aynı zamanda söz konusu "yeniden yapılandırma"nın hazırlıkları bağlamında okunmalıdır.

NATO'nun Rusya ve Çin'i temel düşman olarak deklare etmesi "dış düşman"ın belirlenmesi bakımından "stratejik" olduğu kadar ideolojik "yeniden yapılanma" da bir o kadar ihmal edilemez bir alandır.

Zira 1945-1949 tarihsel kesitinde antikomünizm Batı kapitalist ülkelerinin "resmi ideoloji"lerine dahil edilirken, NATO da antikomünist bir temelde kuruldu. SB'nin dağılmasıyla NATO'nun da ideolojik "birliği" ve işlevi dağılmaya başladı. 70. yıl zirvesi ve "yeni stratejik doktrin" ile amaçlanan "yeniden yapılanma" ancak dağılan ideolojik zeminin yeniden kurulmasıyla tamamlanabilir.

Rus ulusu, onun kültürü, dili ve yaşam tarzı Avrupa'da Ukrayna savaşıyla ırkçı ayrımcılık ve saldırılar ile karşı karşıya kaldı. Bunu tabi ki de mali oligarşi ve onun tekelci medyası kışkırttı. Spor, müzik ve kültür alanından Rusya'yı "men ederek" pogrom dinamiklerini devreye koydu. Fakat bütün dünyayı kapsayan NATO'nun salt ırkçılık temelinde "yeniden yapılanamayacağı" açık.

Dolayısıyla aslında 1990'da arka plana itilen fakat hiçbir zaman kapitalist dünya bakımından "ilkeselliğini" yitirmeyen antikomünizm, güncellenerek canlandırılıyor, temel ideolojik bir eğilim olarak giderek öne çıkıyor.

Aslında 2007-2008'de gün yüzüne çıkan emperyalist kapitalizmin ideolojik bunalımının bir sonucu olarak iflas eden neoliberalizm ve işçilerin, emekçilerin, özellikle de halk gençliğinin antikapitalist alternatiflere duyduğu ilgi burjuva politikada antikomünist bir tepkiyle karşılanmıştı. ABD'deki antikomünist ideolojik saldırı dalgasının yanı sıra özellikle de AB'nin "komünizmin sembollerini yasaklanması"nın önünü açan yasa tasarısı hatırlanacaktır.

Ukrayna savaşıyla birlikte antikomünist saldırı da yeni bir boyuta evrildi. Savaşı fırsat bilen mali oligarşi, onun siyasi temsilcileri ve ideologları, tekelci medya ve yasama-yürütmesiyle yeni bir saldırı dalgası örgütleyerek NATO'nun ideolojik "yeniden yapılandırması"na katkıda bulunmayı amaçlıyorlar.

Emperyalist Rusya'yı sosyalist Sovyetler ile "aynılaştırarak" sunmak savaşın ilk anından itibaren özel savaşın psikolojik bir taktiğiydi. Böylelikle halk içinde antikomünizmi yaymayı ve aynı zamanda emekçi solu "sosyalistlik" adına Rusya'ya karşı NATO'nun yanında "saflaşmaya" zorlamayı amaçlıyordu.

Sadece geçtiğimiz hafta Almanya'dan iki örnek gelişme "yönü" açıklamaya yetiyor. Bunlardan birincisi; Berlin'de bulunan KPD liderlerinden Ernst Thälmann'ın büstünün "Ukrayna halkıyla dayanışma"nın bir göstergesi olarak yıktırılması önergesi; ikincisi ise, Berlin polisinin Hitler faşizminin kesin yenilgisinin halklar tarafından Zafer Bayramı olarak kutlandığı 8-9 Mayıs'ta Sovyetler'in orak-çekiçli bayrağının yasaklanması kararı oldu.

Kızıl Ordu anıtlarına dönük kaydedilen saldırılarda da ciddi bir artış gözlemlendiğini de geçerken vurgulayalım.

Antikomünizm dışta Çin "Komünist" Parti'sine düşmanlık da "ideolojik" bir zemin sunarken içte de işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci belleğini bozmak ve tarihi "yeniden" yazarak sosyalizmin ve  marksist leninistlerin başarılarını, insanlığa kazandırdıklarını "silerek" mücadele sürekliliğini de bozguna uğratmaya hizmet ediyor.

Bu aynı zamanda hız kazanan savaş hazırlıkları ve güncel bir tehlikeye dönüşen emperyalist paylaşım savaşı koşullarında 1915-17 ile 1943-45 dönemlerindeki gibi güçlenen, başarı kazanan ve halkların özgün devrimci geleceğini kuran komünistlerin gelişimini "önleme"nin de bir kaldıracı olarak kullanılıyor. Aslında burjuvazinin esas sorunu tarihsel Kızıl Ordu veya SB'nin sembolü, bayrağı değil, onun temsil ettiği ve özellikle de keskinleşen emperyalist rekabet koşullarında potansiyeli genişleyecek "tarihteki geleceği", yani 21. yüzyılımızda yeniden tarih sahnesine çıkan sosyalizmin kendisidir.

8-9 Mayıs'ı o zaferin öznesi olan SB ve Kızıl Ordu'dan ayırmak, onun sembollerini yasaklamak ve bunun için emperyalistlerin arasında süren bir savaşı "bahane etmek" burjuva ikiyüzlülüğün, dahası demagojik bir alçaklığın, fakat tekil bir örneği olarak değil genel bir çizginin sürekliliğinin yansımasıdır.

Emekçi sol saflarda ise -bir dizi başkaca ideolojik etken ile birlikte- modern revizyonizm ile sosyal şovenizm antikomünizme karşı mücadelede temel zayıflatıcı "sapmalar" olmaya devam ediyor. Emperyalist demagogların yanı sıra Rusya'da Sovyetler ile Rusya Federasyonu arasındaki ayrımı flulaştıran Rusya Federasyonu Komünist Partisi'nin (RFKP) kendisi oluyor. Örneğin Rusya Federasyonu'nun mevcut iktisadi ve toplumsal yapısını değiştirmeden "SSBC'nin orak-çekiçli bayrağını" yeniden resmi devlet bayrağı olarak öneren RFKP'ydi. İşgali destekleyen bir "yasa tasarısı önergesi" olarak bu "sembolik" siyaset,"eski Sovyet topraklarını" Putin'in liderliğinde orak çekiçli bayraklarla işgal etme "vizyonu" dışında bir şeyi ifade etmiyor.

Sosyal şovenizm de aynı şekilde Rusya yanlılığıyla iki emperyalist güce de karşı çıkan üçüncü seçeneği zayıflattığı gibi antikomünist saldırıyı emekçi soldan doğru da "besliyor". Tabi ki de SB'ni 20. yüzyılın ikinci yarısında "içten içe çürüten" modern revizyonist SBKP'nin devamcısı olarak RFKP'nin ve onun "enternasyonal dostlarının" iktisadi ve toplumsal yapıyı sorunlaştırmaması, her şeyden çok "sosyalist kabuk"la ilgili olması onun doğasına içkindir.

Ukrayna savaşını bahane ederek antikomünizmi yeniden ideolojik ortaklaşma ve saldırı argümanına dahil eden Batı emperyalizmi yasalar, yürütme kararları, fiili uygulamalar ve kışkırtılan güruhlar yoluyla sahayı bir tarafta "tarihsel sosyalizmden kalan anıt ve hatıra"ları bir bir yıkıp/tasfiye edip işçi sınıfı ve ezilenlerin belleğinden silmeyi amaçlarken, komünizmin yeniden tarih sahnesine çıkmasının önünü almak istiyor.

Almanya'da 8-9 Mayıs'ta orak çekiçli bayrakların yasaklanması Batı emperyalizminin yakın dönemde komünist parti, örgüt ve gruplara uygulayacağı politikanın da ipuçlarını vermiş oldu. Burjuva ideolojinin iflası ve güncel savaş tehlikesi, aynı zamanda derinleşen küresel iktisadi krize burjuvazi işçi sınıfı ve ezilenlerin bilincine saldırarak yanıt veriyor. Böylelikle "yeniden yapılandırmayı" da ideolojik olarak tamamlamak, ideolojik "birliği" yeniden tesis etmek istiyor.

Güncel küresel savaş tehlikesi ve hızlandırılmış askeri yeniden yapılandırma koşullarında işçi sınıfının bağımsız ve devrimci "yolunu açmak" yeni antikomünist dalgayı kırmayı gerektiriyor. 20. yüzyılda sosyalizmin ve halk demokrasilerinin olağanüstü başarılarına ve onun öznelerine sarılarak antikomünizmi yasada ve pratikte fiili meşru mücadeleyle boşa çıkarmak 21. yüzyılda sosyalizm için mücadelenin önünü açmanın belirleyici bir görevidir.