17 Haziran 2024 Pazartesi

ÇEVİRİ | Savaşın parçaladığı Sudan

Batı dünyası Ukrayna ve Gazze Şeridi'ndeki savaşlar nedeniyle Sudan'daki iç savaşı neredeyse unutmuş durumda. Oysa bir yıldır devam eden çatışma bütün bir bölgeyi istikrarsızlaştırma tehdidi yaratıyor. Ve milyonlarca insanın hem Sudan içinde hem de Avrupa'ya doğru kaçmasına neden oluyor.

Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile paramiliter milis gücü Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında 15 Nisan 2023'te Hartum'da şiddetli çatışmalar patlak verdiğinde, medya tek bir sebep olarak iki savaş ağası, iktidardaki cuntanın (Egemenlik Konseyi olarak bilinir) Başkanı General Abdulfettah el Burhan ile "Hamideti" (Sudan Arapçasında "koruyucum") olarak bilinen Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu arasındaki rekabeti açıkladı.

İlk bakışta sadece iki kişinin arasındaki rekabet görülüyor, ancak bu çatışmanın kökleri çok daha derinlerde, Sudan'ın uzun tarihinde ve hiç bitmeyen ekonomik ve toplumsal krizinde yatmaktadır.

Çatışmaların sayısı ve yoğunluğu önemli ölçüde artmıştır. Çatışmalar, özellikle RSF için Birleşik Arap Emirlikleri'nden ve SAF için Mısır'dan yapılan büyük çaplı silah ithalatıyla körüklenmektedir. 7 milyon insan ya ülke içinde yerinden edilmiş ya da Mısır veya Çad'a sığınmıştır. Port Sudan'a kaçan "hükümet" ülkenin yarısının kontrolünü kaybetmiştir.

Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği'nin arabuluculuk girişimlerinin hepsi başarısız oldu. ABD ve Suudi Arabistan tarafından başlatılan ve Mayıs 2023'te Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde gerçekleştirilen görüşmelerde, sadece ara sıra ateşkes müzakere edilebildi ve bu ateşkes de hemen bozuldu. O zamandan bu yana, siyasi ve askeri düzeyde hiçbir girişim olmadan, sadece insani yardımın örgütlenmesi söz konusu oldu.

YEDİ MİLYON İNSAN KAÇMAK ZORUNDA KALDI
SAF'ın Darfur bölgesindeki beş federal eyaletten üçünün (Nyala, El Cuneyne, ve Zalince) başkentlerini bırakmak zorunda kalmasının ardından çatışmalar şimdi Kuzey Darfur'un başkenti El Faşir'de yoğunlaşıyor. Sudan ordusu yaklaşık bir milyon nüfusa ve 300 bin mülteciye sahip olan şehrin kontrolünü elinde tutabilecek mi, yoksa RSF tarafından mı ele geçirilecek belli değil, ancak El Faşir'de yaşanacaklar savaşta bir dönüm noktası olacaktır.

Darfur'da ve Sudan genelinde yaşanan kanlı çatışmaların uzun bir geçmişi vardır. Afrika devletlerinin büyük çoğunluğu sömürgeci paylaşımın sonucunda doğdu. Sonuç olarak, birbirinden farklı bölgeler bir araya getirilerek, sınırlar üzerinde yaşanan birçok çatışmaya rağmen zorla devlet birimleri oluşturuldu. Bunun bir istisnası, İtalya işgali altındaki kısa dönem (1936-1941) dışta tutulursa hiçbir zaman sömürgeleştirilmemiş olan Etiyopya'dır; bir diğeri ise sınırları ve toprakları başka tarihsel nedenlerden oluşan Sudan'dır.

Bu devlet 1821 yılında Bilad-ı Sudan'ın (Siyahların Ülkesi) bir kısmının, o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan Mısır tarafından fethedilmesiyle kuruldu. Mısır'ın neredeyse özerk valisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa, bu askeri seferle iki hedefin peşine düştü: Siyah köle askerleri ve altın.

Fethedilen bölge kabaca Türk modeline dayalı bir koloniye bölündü. (1821'den 1885'e kadar olan dönem bugün Sudan'da hala "al-Turkiyya", yani Türklerin zamanı olarak bilinmektedir.) Bu modele göre zayıf örgütlenmesiyle sömürülmeye mahkum bir bölge, sadece kısmen denetim altında ve kurumsallaşmış yağmaya açık bir taşra alanına sahip.

Mısır 1882'de İngiliz kontrolü altına girdi. Mısır yönetimine karşı Mehdi ayaklanmasının bastırılmasından sonra bugünkü Sudan'ın bir kısmı 1899'da ilhak edildi, İngilizlerin yardımıyla bir Mısır-İngiliz ortak mülkiyeti haline geldi. O zamana kadar bağımsız bir sultanlık olan Darfur, İngilizler tarafından ancak 1916 yılında, Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal edildi.

Sudan yamalı bir yorgan, Darfur ise bir koloni olarak kaldı. Ülkenin kuzeyi ile güneyi arasında süregelen çatışmalar 1955 ile 2002 yılları arasında yarım milyon ile bir milyon arasında can aldı.

Bu farklı tarihsel gelişim içinde, 1956 yılında bağımsızlaşan Sudan'da bugün ülkeyi parçalayan çatışmaların nedeni yatıyor. Bunu anlamak için 2011 yılına geri dönmek gerekiyor.

Güney Sudan'ın ayrılması ve kuzeydeki çevre bölgelerde Müslüman nüfus arasında gerilla hareketlerinin ortaya çıkması, 30 Haziran 1989'daki darbeden bu yana iktidarda olan Devlet Başkanı Ömer el Beşir'in otoritesini giderek kaybetmesine katkıda bulundu. Yolsuzlukla karakterize olan islamcı rejim giderek daha az popüler hale geldi ve ancak İran'ın yardımı ve Suudilerin bir nevi desteği sayesinde ayakta kalabildi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi 2009 yılında Darfur'daki katliamlar nedeniyle hakkında tutuklama emri çıkardığında el Beşir zaten basınç altındaydı. 2013 yılında ağır sonuçları olan bir karar aldı: O zamana kadar süren 'görülmeyen iç savaşı' üstten örgütlemeye başladı ve göçebe Rizaigat "Arapları" tarafından oluşturulan Cancavid milislerine resmi statü verdi.

Burada bir açıklama yapmak gerekiyor: "Arap" terimi Sudan'da etnik değil kültürel bir anlam taşıyor. Eğer bir aile evde yerel dillerden biri yerine Arapça konuşuyorsa "Arap" olarak kabul edilir. Cancavid milisleri köktendinci Arap güçlerinin hizmetinde bir güç olarak kurulmuştur, ancak Rizaigat ne dinci ne de Araptır.

Beşir rejimi milisleri önce Yemen'de yüksek maaşlarla aldatan Suudiler adına savaştı, ancak ondan sonra kendi ülkelerinde konuşlandırdı. Önce Kuzey Sudan'daki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'ne (SPLM-North) karşı savaşa, sonra Darfur'da ve daha sonra Sudan'ın her yerinde çatışmalara katıldılar. Aslında milisler, Hartum'un tüm Sudan toprakları üzerindeki hakimiyetini güvence altına alan (yerli) bir sömürge gücünden başka bir şey değildi.

El Beşir nihayet 11 Nisan 2019'da SAF ve RSF tarafından ortaklaşa düzenlenen ve halk tarafından coşkuyla desteklenen bir darbeyle devrildi. Sudanlılar ve özellikle de Sudanlı kadınlar, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği sayısız gösteride acımasız baskılara meydan okumuşlardı.

Ancak darbeciler sadece sınırlı ölçüde müttefik olarak kabul edilebilirdi. SAF, ağırlıklı olarak Nil Vadisi'nin nüfusu olan Aulad el Bahar'dan toplanan "Arap" ağırlıklı bir güçken, RSF Rizaigat kabilelerinden oluşuyor. Dolayısıyla birinciler yönetenler arasında, ikinciler ise yönetilenler arasında yer alıyor. RSF lideri Hamideti Darfur'da bir "Arap", Hartum'da ise bir sömürge kulu olarak görülüyor.

Ortak darbenin ardından, iki grup arasındaki gerilim ilk günden itibaren aşikardı. Her ikisi de diktatörlüğe karşı halkın meşru temsilcileri olduklarını iddia ederek demokrasi hareketini ele geçirmek istedi. Ve ikisi de başarısız oldu.

25 Ekim 2021'de SAF ve RSF, siyasi hakimiyeti sağlamak ve sokak gösterilerini sona erdirmek için geçiş hükümetine karşı ortaklaşa bir askeri darbe daha başlattı. Egemenlik Konseyi olarak adlandırılan yeni iktidar cuntası, devletin geçiş dönemi kurumlarını lağvetti ve el Beşir'in devrilmesine katkıda bulunan demokrasi hareketi aktivistlerini topluca tutuklattı.

Askeri-islamcı diktatörlük döneminde işlenen suçlara ilişkin tüm soruşturmalar düşürüldü ve devrilen Beşar rejiminin yetkilileri serbest bırakıldı. Darbe liderleri Temmuz 2023'te seçim sözü vermelerine rağmen, sendikaları ve meslek örgütlerini feshettiler ve yurtdışındaki bazı Sudan büyükelçilerini geri çağırdılar. Geçiş hükümeti başkanı Abdullah Hamdok önce tutuklandı, ardından da Ocak 2022'de sürgüne gidene kadar geçici hükümete atandı.

ALTIN GANİMETLERİNİN DAĞITIMI KONUSUNDA ANLAŞMAZLIK
Ocak 2022'de ABD hükümeti, Dışişleri Bakanlığı Afrika İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Molly Phee'yi darbecilerle görüşmek üzere Hartum'a gönderdi. Böylece darbe fiilen tanınmış oldu. Yenilenen darbeden bu yana 64 silahsız gösterici katledildi ve bu sayı ABD heyetinin ziyareti sırasında 65'e yükseldi. İki gün sonra üç gösterici daha katledildi.

Hamideti 24 Şubat 2022 tarihinde Moskova'ya gitti. Ukrayna'daki savaşın Sudan'ın Rusya'ya altın ihracatı üzerindeki potansiyel etkisinden endişe duyuyordu. Moskova'da ise kendisine güvence verildi, o andan itibaren altın sevkıyatları Rus askeri istihbaratı (GRU) tarafından düzenleniyordu. BM Genel Kurulu 3 Mart 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini kınayan kararı oyladığında Sudan çekimser oy kullandı.

Cuntanın Moskova ile olan bağlantılarına rağmen ABD, 9 Mayıs 2022'de Sudan'a ekonomik yardımlarını yeniden başlattı. Washington'da krizin bir şekilde kontrol altına alınacağına inanılıyordu. Aynı gün, el Beşir döneminde tamamen marjinalize edilen ve komünistlerin yanında tek muhalefet partisi olan Ümmet Partisi siyasi arenaya geri dönmeye çalıştı. Eski merkezci Ümmet Partisi, "demokratik sürecin engellenmesinden tamamen iktidar rejiminin sorumlu olduğunu" ilan etti.

21 Ekim 2022'de BM Güvenlik Konseyi çatışmanın tüm taraflarına "ılımlılık" göstermeleri çağrısında bulundu. Kısa bir süre sonra Ulusal Kongre Partisi'nden islamcılar bir gösteri düzenleyerek Sudan'daki "Entegre Geçiş Yardım Misyonu"nun (Unitams) sınır dışı edilmesini talep ettiler, ancak talep sonuçsuz kaldı. El Beşir'in devrilmesinden bu yana parti yasaklanmış olsa da, üyelerinin çoğu hala aktif.

Barışı koruma misyonu Haziran 2020'de BM Güvenlik Konseyi tarafından ülkeyi demokrasi yolunda desteklemek üzere kurulmuştu. Misyon 25 Ekim 2021'deki darbeden sonra da devam etti, ancak o zamandan beri inanırlığını kaybetti.

Çatışmanın taraflarını diyalog için bir araya getirmeye yönelik diğer girişimlerin hepsi başarısız oldu. Afrika Birliği'nin ardından 3 Haziran 2022 tarihinde sivil muhalefet hareketi Özgürlük ve Değişim Güçleri (FFC) de Doğu Afrika Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) himayesinde yürütülen görüşmelere katılımını sonlandırdı.

Bunların hiçbiri BM Güvenlik Konseyi'nin barış gücü misyonunun görev süresini uzatmasını engellemedi. Haziran 2022'de Rizaiqat milisleri Batı Darfur'daki Gimr'de katliam yaparak 200 kişiyi öldürdü.

RUS PARALI ASKERLER VE LİBYALI SPONSORLAR
İki darbeci grup olan RSF ve SAF arasındaki çatışma ilk kez Aralık 2022'de kamuoyuna yansıdı. Hamideti 25 Ekim darbesinin "bir hata olduğunu" ilan ederken, SAF Generali Burhan darbeyi hala haklı görüyordu. 12 Aralık'ta Rus hükümeti "Sudan'daki tüm siyasi eğilimlere eşit derecede yakın" olduğunu açıkladı.

Bu sırada, doğuda ne "Arap" ne de "Afrikalı" olan Beca etnik grubunun üyeleri, yerleşim bölgelerinde RSF tarafından yürütülen yasadışı altın madenciliğinden şikayetçi oldular. Sadece kağıt üzerinde var olan hükümetten hiçbir yanıt alamayan Beca, Şubat 2023'te Kızıldeniz'deki liman olan Port Sudan'a giden önemli yolu kapattı.

Bu arada, ülkenin en batısında, Darfur'da, SAF, RSF ile yaklaşan çatışma nedeniyle Rizaiqat ve özellikle Hamideti klanına düşman klanlar arasında asker toplamaya başladı. Son olarak, 16 Kasım 2023'te Sudan'ın Birleşmiş Milletler temsilcisi, BM Genel Sekreteri António Guterres'in Unitams misyonunun stratejik bir değerlendirmesini yapma önerisini reddetti. Bu, BM'nin müdahalesinin sona erdiğinin işaretiydi.

Geçmişte SAF ve RSF, neredeyse tamamen altın madenciliğine bağımlı olan bir ekonominin giderek küçülen pastasını bölüşmek için iyi kötü anlaşmaya varmıştı. Altın 2010'lu yıllarda ülkenin en önemli ihracatı haline gelmişti. Sudan 2022 yılında 18 bin 627 kilogram altın çıkararak Afrika'nın altın üreticileri arasında üçüncü sıraya yerleşti.

Bu rakam muhtemelen çok düşüktür, zira yayınlanan istatistikler sahadaki yetersiz kayıtlar ve yaygın yolsuzluk nedeniyle pek güvenilir değildir. En büyük madenlerden elde edilen gelirlerin yasadışı ihracatı RSF'nin elindedir.

Gerçek şu ki, bir yandan altın madenciliği açık ara en önemli ekonomik faktördür ve diğer yandan altın ihracatına odaklanmanın ekonomi ve toplum için feci sonuçları vardır.

Güney Sudan'ın 2011 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana zayıf ekonomik yönetim ve gelirin birkaç kişinin elinde toplanması durumu daha da kötüleştirdi, çünkü önemli petrol yatakları burada bulunuyor. Altın madenciliği, petrol üretiminin aksine, kapsamlı bir sanayi altyapısı gerektirmiyor. Bu da zimmete para geçirmeyi ve yasadışı ticareti çok daha kolay hale getiriyor. Sudan'da giderek artan kaotik ve güvensiz koşullar altında, zenginliğin çoğu devlet kontrolü dışında üretildi ve doğrudan ordunun eline geçti.

Bu durumda, her etnik-politik grup nihayetinde iki askeri güç grubundan biri olan SAF veya RSF'den biri lehine karar vermek zorunda kaldı. Nisan 2023'te iki ordu arasında ilk açık savaş yaşandı. Batı Darfur'daki "El Cunaina Savaşı" 200 ölü ve bir o kadar yaralı ile sona erdi. Şehir nüfusunun çoğunluğu, geleneksel olarak Araplarla düşmanlık içinde olan Masalit etnik azınlığına mensuptur.

General el Burhan'ın kendisi köktendinci olmasa da el Beşir dönemindeki islamcı üst düzey yetkilileri kendi tarafına çekmesi ve bazılarını hapisten çıkarması durumu daha da karmaşık hale getirdi. Kendi orta sınıf geçmişi göz önüne alındığında, "gharraba" (Batı'dan gelen pislik) olarak kınadığı göstericilerden ziyade iyi ailelerden gelen aşırıcıları tercih etmesi mümkündür. Hamideti'nin kampında ise tam tersi bir durum söz konusu: İslamcı muhalifler için kullanılan aşağılayıcı bir terim olan Kozan'a karşı düşmanlıkta bir ortaklık söz konusu.

25 Ekim 2021'deki ortak darbe demokratik devrimi durdurabilmiş olabilir ama darbecilerin iki kampının da aklında farklı hedefler vardı. El Burhan komutasındaki düzenli SAF ordusu için mesele toplumsal ve siyasi kaygılarla ilgiliydi: 2019 Nisan Devrimi'nden sonra yoksulların ve orta sınıfın büyük bir kısmı sadece islamcıların ve el Beşir'in ortadan kaldırılmasını değil, aynı zamanda daha fazla sosyal ve ekonomik adalet, ülkenin bir tür sosyal demokratikleşmesini umuyordu.

Nil Vadisi'ndeki yönetici sınıf tarafından hor görülen Hamideti ve ülkenin batısından gelen aç savaşçıları, Arap yönetici sınıfının Osmanlı fethinden beri elinde tuttuğu iktidar tekelini kırmak istiyordu. İngilizler, bağımsızlıktan bu yana askerileşmiş burjuvazi tarafından desteklenen bu sistemi devam ettirmişti.

Darbeyi takip eden çalkantılı dönemde, SAF ve RSF'nin başlangıçta aynı hedefi vardı: Zengin kentli nüfusun da etkilediği bir devletin yıkılmasında iktidardan geriye kalanları elde tutmak. El Cezire'den gelen tarım ürünleri, Kurdufan ve Darfur'dan gelen Arap sakızı, Suudi Arabistan'a ihraç edilen büyük ve küçük baş hayvanlar gibi geleneksel ekonominin çözülmesi ülkeyi derin bir sosyal krize sürüklemişti. Enflasyon rekor seviyelere ulaştı. Mart 2020'de yüzde 81,6 olan enflasyon Haziran'da yüzde 143,8'e, Ocak 2021'de yüzde 204,3'e ve Haziran 2022'de yüzde 422,8'e yükseldi. Dış borç, 60 milyar avronun üzerinde, Dünya Bankası ve AB tarafından 2020 ve 2022 yılları arasında kısmen iptal edildi, ancak bu ekonomik düşüşü en ufak bir şekilde yavaşlatmadı.

Ancak Hamideti için asıl düşman, el Beşir'in 1989'daki darbesinden bu yana iktidarda olan islamcı "Arap burjuvazisi". Hamideti hem Darfur'da hem de Yemen'de milisleriyle onlara hizmet etse de, bu onu onların iktidarlarının ortağı yapmadı. Aksine, lehçesi ve kökeni nedeniyle alay edilen bir uşak olarak kaldı.

Hamideti böylece bir ikilemde kaldı: Hartum'da taşralı bir gharraba, Darfur'da ise "Hartum'un demir eli" olarak Arap olmayan kabileleri ezen bir "Arap" olarak görülüyordu. Karakteristik enerjisi, zekası ve vicdansızlığıyla bu ikilemden kendisini "altın kralı" yaparak kurtulmayı başardı. Bu altın sınırlarda ve bazen yasadışı bir şekilde çıkarılıp satılıyor.

Bu şekilde eski paralı asker olan Hamideti belli bir ölçüde özerklik kazanmıştır. Şiddetinden dolayı kendisinden korkuluyor ama aynı zamanda mevcut hiyerarşilere meydan okuma yeteneği nedeniyle birçok kişi tarafından takdir ediliyor. Meşruiyetini vurgulamak için o zamandan beri Uganda'dan Yoweri Museveni ve Etiyopya'dan Abiy Ahmed de dahil olmak üzere Doğu Afrika'daki en önemli devlet başkanlarıyla birkaç kez bir araya geldi.

Tüm bunlar, bir noktada kalaşnikoflara olan düşkünlükleri dışında hiçbir ortak noktaları olmayan iki kamp arasındaki çatışmayı açıklıyor. Silahsız nüfusun çoğunluğu gerginlik arttıkça çaresizce durumu izlemekten başka bir şey yapamadı. İki kamp arasındaki savaşta, kendilerini korumak için hiçbir araçları olmadan giderek daha fazla yıprandılar.

İç dinamiklerin yanı sıra dış etkiler de söz konusudur. Çelişkili bir şekilde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Rusya'nın bölgedeki uzantısı olarak hareket ederken, Mısır ABD'nin çıkarlarını temsil ediyor. Daha önceki, daha istikrarlı zamanlarda BAE her zaman Washington'un Ortadoğu'daki aracı olarak görülmüştür. BAE'nin daha bağımsız bir aktör olma yolundaki yükselişi 2000'li yılların başına uzanıyor. Buna 1999 yılında Emirlik devlet yatırım şirketi Dubai World tarafından Dubai'de kurulan deniz taşımacılığı grubu DP World, en önemli aracı olarak hizmet etti. DP World şu anda dünya çapında çok sayıda liman ve nakliye şirketinin sahibi ve işletmecisidir.

BAE'nin Doğu Afrika'ya girişi, Somaliland'daki Berbera (2016) ve Puntland'daki Bosaso (2017) limanlarının inşası ve işletilmesine yönelik sözleşmelerle başladı. Senegal, Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki (DRC) limanlar daha sonra eklendi. DP World, 26 Ekim 2023 tarihinde Tanzanya'daki çok amaçlı Darüsselam limanının işletme ruhsatını 250 milyon ABD doları karşılığında satın almıştır.

Bu gelişmeler Sudan'ı, Emirlikler ve Rusya arasındaki askeri ilişkilerin kademeli olarak genişlemesine yol açtığı ölçüde etkiliyor. Moskova, el Beşir döneminde Port Sudan'da bir askeri üs kurmayı hedeflemişti. 2021 baharında Rus gemileri -Hartum'daki kaotik koşullardan yararlanarak- pratikte var olmayan Sudan donanmasının Flamingo üssüne askeri mallar boşalttı. Bu durum ABD'nin gözünden kaçmadı ve bunun üzerine el Burhan 29 Nisan 2021'de Ruslara üssü boşaltma emri verdi.

Port Sudan limanını ele geçirmek için çabalayan Emirlikler de boş durmadı. Nisan 2023'te iç savaş tüm ülkeye yayılmaya başlayınca Abu Dabi, Sudan'a daha fazla müdahil olmaya ve Rus Wagner Grubu ile birlikte çalışmaya karar verdi.

Paralı asker gücü, Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki birimleri aracılığıyla RSF'ye BAE tarafından ödenen silahları tedarik etti. Çeşitli Rizaiqat klanları arasındaki çatışmalar nedeniyle bu hiç de kolay olmadı. Bangui ve Darfur arasındaki yolda birkaç nakliye konvoyu saldırıya uğradı ve ele geçirilen silahlar en yüksek teklifi verene satıldı.

Wagner'in kurucusu Yevgeny Prigozhin'in ölümünden bu yana işler daha da karmaşık hale geldi. Kremlin Afrika'daki milislerini yeniden örgütlemeye başladığından beri iki Rus grubu RSF'ye silah sağlamak için rekabet ediyor. En azından Aralık ayında Moskova tarafından duyurulan bir Afrika kolordusunun kurulması anlaşma sağlayabilir.

BAE ise mali ve lojistik belirsizliklere Libyalı Mareşal Halife Hafter'in yardımını alarak yanıt verdi. Doğrudan Moskova ile görüştü ve Ruslar -ve Emirliklerden gelen bağışçılar- için Bingazi ile Darfur'un kuzeybatısı arasında derme çatma havaalanlarının inşa edildiği bir hava ikmali organize etti. Ayrıca Libyalı müttefiklerin silahları da paraşütle indirildi.

Öte yandan, harap olmuş Hartum'dan çekildiğinden beri merkezi Port Sudan'da bulunan SAF, silah ikmalini deniz yoluyla Mısır'dan almaktadır. Ayrıca Ağustos 2023'te Hartum'da Nil üzerindeki Şambat Köprüsü'nün bombalanmasında olduğu gibi Mısır hava kuvvetleri tarafından da desteklenmektedir.

Savaşan tarafların elinde bulunan büyük miktardaki silah ve mühimmat uluslararası toplumu çok fazla endişelendirmiyor gibi görünüyor. Zaten bugüne kadar herhangi bir tedarik ambargosu da uygulanmadı. Sadece Avrupa Birliği Konseyi 22 Ocak 2024 tarihinde savaşan iki taraftan birini desteklemekle suçlanan altı Sudanlı şirkete yaptırım uygulama kararı aldı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, her iki tarafı da hedef alan tedbirler büyük ölçüde etkisiz kalmıştır.

Görünüşe göre Sudan amansız bir kaosa sürükleniyor. Neredeyse tüm eczaneler kapatılmadan önce ilaç fiyatları yüzde 600'e varan oranlarda artmıştı. Katliamlar ve genel yıkım göz önüne alındığında, Sudan'ın hala bir devlet olarak var olup olmadığı sorusu ortaya çıkıyor.

Mayıs 2023'ten bu yana hayalet barış görüşmelerinin yapıldığı Cidde'de, savaşan her iki taraf da hala devletin varlığına inanıyormuş gibi davranıyor. Ne de olsa devletin resmen ortadan kalkması tüm bölgeyi 1990'larda Somali'de devletin çökmesinden sonra yaşananlardan daha kötü bir kaosa sürükleyebilir. O dönemde Birleşmiş Milletler, Mogadişu'da otoritesi başkent bölgesinin ötesine pek geçmeyen bir hükümeti tanıyarak gerçeği inkar etmişti.

Sudan devletinin nihayet çökmesi durumunda, beklentiler son derece karamsardır. Afrika Boynuzu'nun tamamı şu anda ileri düzeyde bir parçalanma durumunda. İç çatışmalarla parçalanmış olmasına ve komşuları Mısır ve Somali ile bazı baraj ve liman projeleri konusunda anlaşmazlık yaşamasına rağmen Etiyopya'nın hala bölgedeki en istikrarlı ülke olarak görünmesi trajik durumun bir göstergesidir.

*Gérard Prunier'in Le Monde Diplomatique'te yayımlanan yazısı Ivana Benario tarafından ETHA için Türkçe'ye çevrilmiştir. Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.