ÇEVİRİ / Savaş gölgesinde tutsaklar: Bombardıman ve baskı
Bir kaynağa göre, Tahran Büyük Hapishanesi'ndeki bir tutsak, birkaç şiddetli patlama üzerine, idari binanın zarar gördüğünü, camların kırıldığını ve bazı duvarların yıkıldığını aktardı. Bu kaynağa göre, tutsaklar dışarı çıkarıldıktan sonra gardiyanlar tarafından ateş açılmış. Kaç kişinin yaralandığı veya öldüğü hala belirsiz. Bu belirsizlik ve bilgisizlik, ailelerin kaygılarını daha da artırıyor.
ABD ve İsrail ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki savaşın yayılmasıyla birlikte, İran'daki tutsakların kaderiyle ilgili kaygılar eşi görülmemiş biçimde arttı. Her savaşta belli kesimler diğerlerinden daha fazla risk altındadır. Bugünkü İran'da, siyasi, inanç temelli ve hatta adli suçlardan tutuklu insanlar toplumun en savunmasız kesimlerini oluşturuyor. Ne kaçma imkanları var, ne tercih hakkı, ne de birçok durumda düzenli haber, tedavi ve aileleriyle iletişim hakkı var. Bu nedenle, tutsakların ailelerinin endişesi, bu krizin en önemli boyutlarından biri haline geldi.
Bugünün tutsakları iki ciddi tehlikeyle karşı karşıya. Bir yandan, hapishaneler ve gözaltı merkezleri, özellikle askeri ve güvenlik merkezlerinin yakınında bulunuyorlarsa, askeri saldırılar sırasında zarar görebilir. Öte yandan, savaş ve güvenlik ortamı, hapishanelerde baskının artmasına yol açıyor. Güvenlik ve baskı kurumlarının tutsaklara dönük şiddeti artıyor veya onları siyasi ve güvenlik hesaplaşmalarının kurbanı yapması riski oluşuyor. Böylece tutsaklar iki tehdit arasında kalmış olur: bombardıman ve baskı.
Son dönemde İran'daki askeri ve güvenlik merkezlerine yapılan saldırıların ardından, hapishanelerin durumunun kötüleşmesine dair çok sayıda bilgi paylaşıldı. İsrail'in Tahran'daki Evin bölgesinin tahliye edilmesi yönündeki uyarısı, tutsakların aileleri ve insan hakları aktivistlerinin kaygılarını artırdı. Uyarılarda, tutsakların hayatlarının tehlikede olduğu belirtiliyor. Temel kaygı, hapishanelerin çevresine yapılan saldırılar veya yakınlarda patlamalar olması durumunda, binlerce tutuklunun hiçbir sığınak olmadan ölüm ve ciddi zarar riskiyle karşı karşıya kalmasıdır.
Aynı zamanda, içerideki hapishanede güvenlik şartlarının yükseltildiğine dair raporlar geliyor. Ağır iletişim kısıtlamaları, yemek dağıtımında aksaklıklar, sağlık hizmetlerine erişim kısıtlamaları ve bazı hapishanelerde güvenlik güçlerinin artan varlığı, tutsaklar üzerindeki baskıyı artırıyor. Aileler için bu durum sürekli ve yıpratıcı bir endişe anlamına geliyor. Saatler ve günler boyunca, önceden zaten zor koşullarda tutulan sevdiklerinden haber alamamak, savaş sırasında kısa süreli bile olsa bir kabusa dönüşebilir.
Bazı hapishanelerden gelen anlatımlar daha korkunç bir tablo çiziyor. Bir kaynağa göre, Tahran Büyük Hapishanesi'ndeki bir tutsak, birkaç şiddetli patlama üzerine, idari binanın zarar gördüğünü, camların kırıldığını ve bazı duvarların yıkıldığını aktardı. Bu kaynağa göre, tutsaklar dışarı çıkarıldıktan sonra gardiyanlar tarafından ateş açılmış. Kaç kişinin yaralandığı veya öldüğü hala belirsiz. Bu belirsizlik ve bilgisizlik, ailelerin kaygılarını daha da artırıyor.
Ayrıca, Tahran Büyük Hapishanesi'nin denetimini özel bir birimin eline geçtiği, tutsakların havalandırma çıkışlarının kısıtlandığı ve günlük ihtiyaçlarını karşılamada zorluk yaşandığı bildiriliyor. Benzer bilgiler, Karaj'daki Qezelhesar ve Reşit'teki Lakan hapishanelerinden de geliyor.
İsfahan'da ise, siyasi tutsaklar ve gözaltındakilerin Dastgerd Hapishanesi'nden bilinmeyen bir yere nakledilmesi, yeni bir endişe dalgası yarattı. Tutsakların gizlice sürgün edilmesi, normal koşullarda bile kaygı vericiyken, savaş döneminde ailelerin korkusunu katbekat artırıyor.
Bazı bölgelerde tehlike daha da büyük. Senendec'deki askeri alanlara yapılan füze saldırıları sırasında, bazı gözaltı merkezlerinin de hedef alındığı tespit edildi; bu merkezler son haftalara kadar siyasi tutsakların tutulduğu yerlerdi. Ancak bu merkezlerdeki tutsakların durumu hakkında hala kesin bir bilgi yok. Evin çevresi, Tahran Büyük Hapishanesi ve Zencan şehri çevresinde de patlamalar olduğu ve hedef alındığı da tespit edildi.
En endişe verici örneklerden biri, Ahar Hapishanesi'nin durumu. Raporlara göre, savaşın ilk günlerinde bombardımandan sonra Sarab Hapishanesi'ndeki tüm tutsaklar ve gardiyanlar Ahar Hapishanesi'ne nakledildi. Bu ani nakil, aşırı kalabalık, yaşam alanının daralması, yiyecek kıtlığı ve hijyen olanaklarının azalmasına yol açtı. Önceden de zor koşullarda tutulan tutuklular, şimdi daha derin bir krizle karşı karşıya. Bu durumda, hastalık riski, kötü beslenme, fiziksel yorgunluk ve iç çatışmaların artması daha da yükseliyor.
Tüm bu durumlarda, ailelerin acısı ve endişesi göz ardı edilmemelidir. Tutuklu aileleri, sadece sevdiklerinin hapislerinin devamından endişe duymuyor; tedavi eksikliğinden kaynaklı ölümler, saldırılarda ölme riski, hapishanedeki baskı ve tamamen bilgisizlikten korkuyorlar. Birçok aile de aynı zamanda güvenlik baskısı altında ve sürekli bekleyişin yükünü taşıyor. Onlar için savaş sadece patlama sesi değil; savaş, duvarların ardında sıkışmış çocuklarından, eşlerinden, anne veya babalarından haber alamamaktır.
Böyle bir durumda, tutsaklar sorunu artık sadece hukuki veya idari bir konu değil, acil bir insani mesele haline gelmiştir. Siyasi ve inanç temelli tutsakların koşulsuz serbest bırakılması bugün öncelikli talepler arasında olmalıdır. Adli suçlardan tutuklular için de, şartlı tahliye, acil izin, kefalet veya güvenli yerlere nakil gibi acil önlemler uygulanmalıdır. Savaş koşullarında tutukluların yaşamının korunması, her türlü başka kaygının önünde tutulmalıdır.
Savaş günlerinde tutsakların kaderi, en temel insani ölçütlerin sınanmasıdır. Şimdi her zamankinden daha fazla, tutsakların ve endişeli ailelerinin sesini duyurma zamanı.
Yazının kaynağı burada