ÇEVİRİ / Kürdistan halkı için tehlikeler ve engeller
Dün, ABD, İran'ın silahlı Kürt grupları ve Kürdistan Bölgesi'ndeki iktidar partileriyle temas kurdu ve onlardan, Kürdistan bölgesinden İran'a karşı kara operasyonlarına katılmalarını istedi.
5 gün önce, ABD ve İsrail'in bir tarafta, İran İslam Cumhuriyeti'nin ise diğer tarafta olduğu doğrudan bir savaş başladı. Savaşın ilk saatlerinden itibaren, bu çatışma sadece iki ülke arasındaki bir çatışma olmaktan çıkıp, İran'ın uyguladığı savaş politikasıyla bölgesel bir krize dönüştü. Henüz insan kayıplarına dair kesin bir rakam açıklanmamış olsa da, savaşın başından itibaren büyük bir felaket gölgesini bu günlere düşürdü: Minab ilçesinde bir okulun bombalanması sonucu 160'tan fazla kız öğrenci, öğretmen ve çalışan hayatını kaybetti. ABD hükümeti, olayla ilgili soruşturma başlatacağını açıkladı. Ancak, bu katliam, ABD'nin ne tür bir sonuçla karşılaşacağından bağımsız olarak, bu savaşlarda halkın ödediği bedelin bir simgesidir.
Bu savaşın gerçeklerini anlamak için, resmi açıklamaların ve sloganların ötesine geçmek gereklidir. Hedef olarak açıklanan meseleler, nükleer dosya, füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara destek, daha çok müzakerelerin dış platformunu oluşturuyor ve aslında ana anlaşmazlık noktası bunlar değil. ABD'nin stratejik hedefi çok daha net: Eğer İran, ABD'nin bölgedeki müttefiki olur, Rusya ve Çin ile olan bağlarını keser ve bölgesel politik dengeyi ABD lehine yeniden şekillendirirse, ABD'nin İran hükümetiyle büyük bir sorunu olmayacaktır. Böyle bir durumda, İran İslam Cumhuriyeti bu yapısıyla hayatta kalabilir; tıpkı Venezuela modelinde olduğu gibi.
Fakat bu denkleme İsrail'in katılması yeterli değildir. İsrail, bölgedeki varlık ve egemenliğine yönelik özel güvenlik hedeflerine sahiptir ve İran ile ABD arasındaki diplomatik çözüm, İsrail'in güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmaz. Bu ABD ile İsrail arasındaki hedef farklılıkları, bu krizin geleceğini belirsizleştiren karmaşık bir faktör olmayı sürdürüyor.
İran İslam Cumhuriyeti, bu savaşı bir varoluş mücadelesi olarak görüyor ve bu çerçevede tüm gücünü, ABD için varlığının maliyetini yükseltmeye harcıyor. Bu stratejinin birçok yönü var: Komşu ülkelerin petrol ve gaz altyapılarına zarar vermek, Hürmüz Boğazı'nda geçişi tehdit etmek, bölgedeki hava trafiğinde aksamalara yol açmak. Bütün bunların amacı, Körfez ekonomilerini sarsmak, dünya enerji fiyatlarını artırmak ve nihayetinde ABD ve müttefiklerine ağır ekonomik maliyetler yüklemektir.
Ancak İran, ABD'nin daha üstün askeri gücü karşısında, rekabeti ekonomik ve aşındırıcı bir alana kaydırmıştır. Bu mantıkta, hayatta kalmak bir zafer olarak kabul edilir. Bombardıman altında bile ayakta kalan bir rejim, kendi iç ve bölgesel anlatısında bunu direnç olarak sunabilir. Ancak bu strateji başka bir nihai hedefe de hizmet etmektedir: Onurlu bir geri çekilme ve rejimi koruyacak bir siyasi anlaşma yolu açmak.
KÜRT PARTİLERİ ABD'NİN SAVAŞINA DAHİL OLUYOR
Dün, ABD, İran'ın silahlı Kürt grupları ve Kürdistan Bölgesi'ndeki iktidar partileriyle temas kurdu ve onlardan, Kürdistan bölgesinden İran'a karşı kara operasyonlarına katılmalarını istedi. CIA'nın, Kürt güçlerini silahlandırarak İran'da halk ayaklanmasını kışkırtmaya yönelik bir plan üzerinde çalıştığı bildirildi.
Eğer İran'ın ABD'nin taleplerine boyun eğerek savaşın sonlandırılması mümkünse, o zaman bu 5 Kürt partisinin ABD ile bağlarını güçlendirerek izlediği stratejinin başarılı olamayacağı, hatta yeniden "Furug-e Javidan" faciasının yaşanma tehlikesi taşıdığı açıktır. "Furug-e Javidan" (Sonsuz Işık) saldırısı, İran-Irak savaşının son günlerinde, Irak'ın desteklediği Halkın Mücahitleri Örgütü'nün büyük bir yenilgiye uğramasıyla sonuçlanmıştı. ABD, Suriye'de Rojava hareketinin hedeflerine ulaşmasının ardından, aynı şekilde Kürt müttefiklerini yalnız bırakmıştı. ABD, İran'la anlaşma yapacağı zaman, Kürt müttefiklerini sahada yalnız bırakacaktır.
Bizim Kürdistan'daki silahlı bir siyasi güç olarak tutumumuz nettir: Biz, bu projelerin parçası değiliz ve Kürt halkının hak mücadelesinin geleceği için bir felaketin başlangıcı olarak görüyoruz. Askeri bir yenilgi veya savaşın aşındırıcı etkisi, rejimin hemen düşmesi anlamına gelmez; ancak rejimi sarsarak bir güç boşluğu yaratabilir ve bu durumda halk kendi işlerini yönetme noktasına gelebilir. Rejim yıkılmakta olsa da resmi olarak iktidarda kalabilir.
HALKIN KENDİNİ YÖNETMESİ GEREKİYOR
Böylesi bir durumda, halkın önceden kendi yaşamlarını yönetme araçlarını oluşturması gerekir: Kolektif karar alma mekanizmaları, kaynak dağıtımı, mahalle güvenliği, acil hizmetlerin sağlanması ve toplumsal çatışmaların halk iradesiyle çözülmesi. Kürdistan bu durumda, ABD'nin savaş stratejisiyle değil, farklı bir noktadan yola çıkarak devreye girebilir. Bu bölgedeki sivil toplum, çeşitli alanlarda kendini örgütleme deneyimini kazanmış ve sosyal dayanışma oldukça güçlüdür. Sosyal ağlar, örgütlenme geçmişi, yardımlaşma geleneği ve topluluk dayanışması, kriz anında, rejim güçlerinin gerilemesi durumunda halkın kendi kendini hızlıca örgütlemesini sağlayabilir ve böylece sosyal maliyetleri azaltabilir.
Bu savaş beşinci gününü geride bırakıyor. Ancak asıl oyun, Minab semalarında ya da Hürmüz Boğazı sularında değil, Kürdistan ve İran halklarının o masalarda yerleri olmadığı ve seslerinin duyulmadığı müzakere odalarında şekillenecektir. Bizim görevimiz, bu sesi aşağıdan yaratmaktır.
*Aşağıdaki linkte yer alan yazı ETHA tarafından çevirilmiştir.
https://komalah.org/%D8%AC%D9%86%DA%AF-%D8%AF%D8%B1-%D8%B1%D9%88%D8%B2-%D9%BE%D9%86%D8%AC%D9%85-%D9%88-%D8%AF%D8%A7%D9%85%DB%8C-%DA%A9%D9%87-%D8%AF%D8%B1-%D8%B1%D8%A7%D9%87-%D8%AC%D9%86%D8%A8%D8%B4-%D9%85%D8%B1/