28 Ocak 2023 Cumartesi

ÇEVİRİ | Brezilya'daki darbe girişimi ışığında

Kapitalist-emperyalist sistemin çelişkilerinin şiddetlenmesini açıkça yansıtan bu gelişmeler aynı zamanda kıtanın ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde faşizan aşırı sağ partilerin ortaya çıkmasıyla siyasi olarak da karşılık bulmaktadır.

Seçimlerde hile yapıldığı iddiası ve başkan Lula ve İşçi Partisi (PT) ile özdeşleştirdikleri sosyalizm tehlikesi argümanlarıyla askeri darbe çağrısında bulunan faşist bir güruhun başkent Brasil'deki hükümet konağı, Yüksek Adalet Divanı ve parlamentoyu işgal etmesi aylardır süren bir kampanyanın yeni bir adımıdır. Bu kampanya öncesinde bir polis karakolunun ele geçirilmesi, bir havaalanına saldırı girişimi, yol barikatları ve hepsinden önemlisi aylardır devam eden ana kışla önünde kamp kurulması gibi eylemlerle desteklenmişti.

Bu kampanya siyasi olarak ise militarize bir hükümetin başında bulunan, seçim sonucunu kabul etmeye direnen, başkanlık kuşağını teslim etmeyen faşist Bolsonaro ve partisinin vaazlarıyla sürdürüldü. Hemen öncesinde Bolsonaro, iki yıl önce Kongre Binası'nın ele geçirilmesini teşvik eden dostu faşist Trump tarafından korunduğu ABD'ye korkakça kaçmıştı.

Polis ve devlet güvenlik güçlerinin bazı kesimlerinin suç ortaklığına dayandığı açık olan bu eylem, yeni kurulan hükümete darbe vurmayı amaçlıyordu ve kıtamızda birçok kez gördüğümüz gibi, bu "başarısız" darbe girişimleri, bu yönde çalışanlara, bir sonraki adımlarını daha kesin bir şekilde atmaları için silahlı kuvvetler içindeki, halk kitleleri arasındaki ve ulusal/uluslararası alandaki siyasi tepkileri ölçme imkanı veriyor.

Kuşkusuz bu olayların arkasında Brezilya ve uluslararası finans sermayesinin en gerici kesimleri, özellikle de tarımsal ihracatla bağlantılı sermaye ve Bolsonarizmle yakından bağlantılı askeri kesimler bulunmaktadır; yukarıda bahsi geçen binaların ele geçirilmesi ve bunun hazırlıkları karşısında çarpıcı bir eylemsizlik gösteren bu baskıcı askeri kesimlerin mevcut durumlarda çok büyük bir payı var.

Bu olaylar, ekonomik krizin bedelini ödemeye direnen halkların mücadelelerinin yükselişine egemen sınıfların ve emperyalizmin bir tepkisi olarak faşizmin ilerleyişinin bir parçasıdır. Bu mücadeleler, Amerika'mızda farklı varyantları ve sınırlılıklarıyla sözde ilerici hükümetlerin genellikle hükümete girmesiyle taçlandırıldığı seçim arenasına da yansımaktadır.

Bolivya'da MAS hükümetine ve devlet başkanı Evo Morales'e karşı gerçekleştirilen ve faşizmin yeniden saldırmasına rağmen yenilgiye uğratılan darbe ile Peru'da devlet başkanı Castillo hükümetine karşı gerçekleştirilen ve kardeş Peru halkı tarafından sokaklarda onlarca ölü ve yüzlerce yaralı ile kahramanca direnilen son parlamenter darbe bunun örnekleridir.

Kapitalist-emperyalist sistemin çelişkilerinin şiddetlenmesini açıkça yansıtan bu gelişmeler aynı zamanda kıtanın ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde faşizan aşırı sağ partilerin ortaya çıkmasıyla siyasi olarak da karşılık bulmaktadır.

Bugün Uruguay'da Cabildo Abierto ve onun lideri eski komutan Manini Ríos, hükümetteki sağcı koalisyonun önemli bir parçasıdır. Bu durum karşısında işçi sınıfını ve halkı faşist darbeciliği reddetmeye ve işçi sınıfı ile kardeş Brezilya halkının mücadeleleriyle dayanışma göstermeye çağırıyoruz.

*ICOR üyesi Uruguay Devrimci Komünist Partisi'nin yaptığı açıklama, Ivana Benario tarafından ETHA için Türkçeye çevrilmiştir.

ÇEVİRMENİN NOTU
ICOR üyesi Uruguay Devrimci Komünist Partisi'nin hazırladığı metin ICOR'un son Enternasyonal Koordinasyon Komitesi (ICC) toplantısının kararları arasında yer aldı ve sitelerinde yayınlandı. Faşist Bolsonaro taraftarlarının geçtiğimiz günlerdeki kongre baskını, hem devlet için de hem de kitleler içinde Bolsonaroculuğun etkisinin devam ettiğini gösteriyor. Sıkça ABD destekli darbelere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, halkçı kimi talepleri sahiplenen reformist hükümetlerle ne kendi kapitalist sınıflarına geri adım attırabiliyor ne de ABD emperyalizmi ile mesafesini açarak kıtasal bir halk hareketleri cephesini geliştirebiliyor. Zorla kazanılan reformlar darbelerle ya da reformist hükümetlerin yönünü emperyalist entegrasyona kırmasıyla hızla kaybediliyor.