6 Aralık 2021 Pazartesi

ÇEVİRİ | ABD'deki 'Grev Ekimi'nin stratejik dehası

'Grev Ekimi' eylemleri bize farklı bir şey gösteriyor. Burada belki de en önemli faktör, kronik bir işgücü kıtlığının ABD'de işçiler için avantajlı bir zemin sağlıyor olmasıdır. Bu kıtlığın ortasında greve giden işçilerin bunu sadece bir günlüğüne yapmadıklarını belirtmek gerekiyor. Bu işçiler için grev, ancak müzakereler sona erdiğinde sona erecek. Bu noktaya belki bir hafta, bir ay veya bir yıl içinde ulaşılacak. İşçilerin verdiği strateji dersinin merkezinde işte bu yer alıyor; grevciler herhangi bir bitiş tarihi açıklamıyorlar. İşçiler halihazırdaki işgücü sıkıntısının yarattığı krizi büyüterek patronları zor duruma sokmuş oluyorlar.

Normalde işçi direnişlerinin merkezi dediğimiz zaman aklımıza ABD gelmez.

Ancak bugün görmekte olduğumuz şey tam olarak bu. Ekim ayı boyunca 100 binden işçi fazla ücret artışları, çalışma koşullarında iyileştirmeler ve insanlık onuru talebiyle grev uyarısında bulundu ya da iş bıraktı.

Hem eylemciler hem de uzmanlar tarafından 'Grev Ekimi' (Striketober) olarak adlandırılan bu grev dalgası ülke genelinde birçok sektörde kabarmakta.

Iowa'nın orta batı eyaletindeki bir John Deere fabrikasında tarım ekipmanı üreten işçilerden, California ve Oregon'daki Kaiser Permanente'deki hemşirelere kadar çeşitli mesleklerden insanlar kaderlerini kendi ellerine alıyor ve yaşamlarını iyileştirmek için değişiklik talep ediyorlar.

Bu işçiler ayrıca başka bir şey daha yapıyorlar. "Bugün" iş bırakarak stratejik bir deha sergiliyorlar.

Yalnızca niceliksel güçlerini göstererek değil, aynı zamanda bunu yetkilileri gerçek bir değişim yapmaya zorlayabilecek şekilde yaparak dünyanın dört bir yanında çalışan insanlara örnek oluyorlar.

Harekete geçmek için doğru zamanı tespit etmelerinin önemi göz ardı edilmemelidir.

Örneğin, Trump Başkan olduğunda gerçekleşen protestoları düşünün.

Eski Başkan'ın 2017'de göreve başlamasından hemen sonra, binlerce insanın Trump'ı ve yönetimini kınamak için sokaklara döküldüğü Kadınlar Yürüyüşü yapılmıştı.

Bu eylemler yine şimdiki grevler gibi ülke çapındaydı ve çeşitli şehirlerde gerçekleştirilmişti.

Ancak arada önemli bir fark vardı.

Spesifik olarak Kadın Yürüyüşleri harekete geçirdikleri tüm öfkeye rağmen sadece bir gün sürdü.

Benzer türden eylemler geçmişte de oldu. Örneğin ABD'nin göçmenlik yasalarında reform yapılmasını talep eden ve 'Göçmensiz Bir Gün' olarak adlandırılan yürüyüşler için yine sadece bir günlük bir eylem çağrısında bulundu.

Sorun da buradaydı. Çünkü bir gün boyunca meydana gelen protestolar taleplerinize dikkat çekmeye yarasa bile yetkililer tarafından kolaylıkla göz ardı edilebilir.

Elbette ki böylesi eylemler eylemcilerin birbirlerini tanımaları ve bir yürüyüşün nasıl düzenleneceğini öğrenmeleri açısından faydalıdır.

24 saat yayın yapan kanallar da kitlesel eylemlerinizin dramatik görüntülerini yayınlar.

Ancak halkın dikkati diğer gündemlere çekilir çekilmez, ilgi de kaybolur.

Böylece yetkililer gerçek bir baskı üretmediği için bu protestoları kolaylıkla görmezden gelebilirler. Bu, protestonun boyutu, konusu ve doğruluğu ne olursa olsun, durum budur.

Ama 'Grev Ekimi' eylemleri bize farklı bir şey gösteriyor.

Burada belki de en önemli faktör, kronik bir işgücü kıtlığının ABD'de işçiler için avantajlı bir zemin sağlıyor olmasıdır.

Bu kıtlığın birçok nedeni var.

Bazıları, Biden yönetiminin COVID kapsamında işçilere yaptığı desteklerin işçileri çalışmaya başlamak yerine evde kalmaya sevk ettiğini iddia ediyor.

Suçu bu şekilde hükümete yüklemek, daha olası olan diğer açıklamaları gözden kaçırıyor. Bu tür iddiaların sosyal harcamalarının tamamen kesilmesini isteyen muhafazakar muhalefetin çağrılarına zemin oluşturma amacı taşıdığından zaten bahsetmiyorum bile.

Ayrıca pandemideki desteklerin sadece üç eyalette pandemi öncesi ortalama ücretlere denk olduğunu da biliyoruz.

Söz konusu işçi kıtlığının nedenine dair daha makul açıklamalar da var. Örneğin kimileri salgının çalışma ilişkilerinde nasıl önemli bir değişime yol açtığını, işçilerin bir kısmının pandemiden sonra kendi işini kurmaya karar verdiğini, diğer bir çoğunun da internet üzerinden çalışabileceği işlere yöneldiğini söylüyor.

İşçilerin COVID'e yakalanma korkusuyla emekli olmaları veya göçmenler için ağırlaşan çalışma koşulları da işçi kıtlığına katkıda bulunan faktörler olarak görülüyor.

Bu kıtlığın ortasında greve giden işçilerin bunu sadece bir günlüğüne yapmadıklarını belirtmek gerekiyor.

Bu işçiler için grev, ancak müzakereler sona erdiğinde sona erecek.

Bu noktaya belki bir hafta, bir ay veya bir yıl içinde ulaşılacak.

İşçilerin verdiği strateji dersinin merkezinde işte bu yer alıyor – grevciler herhangi bir bitiş tarihi açıklamıyorlar.

Bu bağlamda işçiler halihazırdaki işgücü sıkıntısının yarattığı krizi büyüterek patronları zor duruma sokmuş oluyorlar.

İşte buna koz deniyor ve onlarca yıl sonra ABD'li işçiler bu kozun önemini anlamış görünüyor.

Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir unsur da, bu protestoların COVID yorgunluğundan nasıl yararlandığıdır.

İşçiler sadece elverişli ekonomik koşulları arkalarına almıyor, aynı zamanda salgında ülkeyi ayakta tutanın onlar olduğunu belirterek milyonlar nezdinde ahlaki meşruiyet de sağlıyorlar.

Sonuçta greve giden bazı hemşireler pandeminin en kötü günlerinde yoğun bakım ünitelerinde görev yapmış insanlardı.

Geçen yıl her gün işe koşan bu bakım emekçilerinin taleplerine bugün kim ne diyebilir ki?

Aynı şey hükümet yetkililerinin "zorunlu sektörler" dediği işlerde çalışan işçiler için de söylenebilir. Tarım işçilerinden market çalışanlarına kadar milyonlarca insan COVID-19 tehdidi altında çalışmak zorunda kaldı.

Önceden olası görünmese de, ABD bugün grevin ve işçi hareketinin merkezlerinden biri olmuş durumda.

Acaba diğer işçiler bu grev dalgasına katılacak mı? Bu dalga bir noktada kesilecek mi, yoksa uluslararası bir hale mi gelecek?

Bu soruların yanıtlarını zaman gösterecek olsa da, ABD'de ve dünyada çalışan tüm insanların çok uzun süre boyunca çok az ile yetinmek zorunda kaldığı kesin. Belki de şimdi, Amerikalı işçilerin öncülük ettiği gerçek bir değişimin gerçekleşme zamanıdır.

*Anthony Pahnke'nin kaleme aldığı ve 26 Ekim 2021'de counterpunch.org'da yayınlanan bu yazı Olcay Çelik tarafından ETHA için çevrilmiştir. Metnin İngilizce aslı şuradadır.