Çepni: Rojava ile dayanışma yetmez
ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, günlerdir Rojava ile dayanışmak için yapılan eylemler ne kadar güçlü olsa da yetersiz olduğunu kaydetti. Biz hala dayanışma çizgisinden çıkabilmiş değiliz. Hala Rojava devrimi bizim devrimimizdir dediğimizde bunu işçi ve emekçilere taşıyabilmiş değiliz" diyen Çepni, "İki seçenek var önümüzde; ya bunun karşısında örgütlü bir güç olarak duracağız ya da tümden tasfiye olacağız. Bunun üçüncü bir yolu yok artık. Bir taraftan olanaklar var bir taraftan riskler" uyarısı yaptı.
Emperyalistler, bölge gerici devletleri ve Türk devletinin de işbirliğiyle, halkların birlikte yaşama umudu olan Rojava devrimini boğmaya yönelik saldırılar devam ediyor. Tüm saldırı araç ve biçimlerine rağmen, inanç ve iradesiyle direnin Rojava halkları ve devrim savaşçıları ilk günkü kararlılıklarıyla sömürgecilere meydan okuyor. Seferberlik çağrısına dünya halklarından yanıt gelirken, uluslararası koalisyona, devrimcilere, emek ve demokrasi güçlerine bu devrimi sahiplenme, direnişe katılma çağrıları da devam ediyor.
Peki Türkiye devrimci hareketi, emek güçleri, sol, sosyalistler Rojava devrimiyle nasıl ilişkileniyor, ilişkilenme düzeyi yeterli mi? Rojava devrimi nasıl ayakta kalacak? Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni, Özgür Tv'den Arzu Demir'in sorularını yanıtladı.
ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ile Rojava devrimine yönelik saldırılara karşı mücadeleyi konuştuk.#Rojava #DefendRojava pic.twitter.com/S2by0KTQDy
— Özgür Tv (@ozgurtvorg_8) January 20, 2026
'ÜÇÜNCÜ BİR YOL YOK ARTIK'
Çepni, emperyalistlerin saldırılarına rağmen Rojava devriminin dimdik ayakta durduğuna dikkat çekerken, şu uyarıyı yaptı: "İki seçenek var önümüzde; ya bunun karşısında örgütlü bir güç olarak duracağız ya da tümden tasfiye olacağız. Bunun üçüncü bir yolu yok artık. Bir taraftan olanaklar var bir taraftan riskler."
Çepni'nin verdiği yanıtlar şöyle:
YENİ BİR DURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ
Bu saldırıları önceki saldırılardan ayıran fark var mı? Nasıl yorumlamak gerekiyor, 6 Ocak'tan bu yana yaşananları?
Venezuela üzerinden dünyadaki gelişmeler ve bağlantılarını ele aldık. Yine aynı şeyleri konuşmak gerekiyor. Aynı konseptin parçalarıyla karşı karşıyayız. Kapitalist, emperyalist sistem, kendi krizine çare üretmek için yeni bir paylaşım savaşına girişmiş durumda. Emperyalizm savaş ve devrim denklemi dün olduğu gibi bugün de güncel. Dolayısıyla emperyalist paylaşım sistem devrimi tasfiye etmeye, devreden çıkarmaya giriyor. Bu bazen Rojava gibi demokratik halkçı bir rejim, bazen Venezuela gibi halkçı model, bazen de İran gibi tümüyle kapitalist sistemin parçası olmamış gerici bir iktidar da olabilir. En nihayetinde şu anda, emperyalist sistemler arasındaki paylaşım mücadelesi halklar, inançlar ve sistem dışındaki direniş odaklarının tasfiyesi üzerinden yürüyor. Bu anlamda yeni bir durumla karşı karşıyayız. Yoksa bildiğimiz, alışık olduğumuz, tanıdığımız gelişmelerle, savaş süreçleriyle aynılaştırdığımızda bugünün özgünlüğünü kavramak ve buna uygun mücadele etmekten mahrum kalabiliriz.
TÜRKİYE KÜRTLER STATÜ ELDE ETMESİN DİYE HER DEVLETLE ORTAKLAŞIR
Rojava tabii tek başına ele alınamaz kuşkusuz. Ama tek başına ele alacağımız yerleri de var. Niye tek başına ele alamayız. Örneğin Filistin direnişi, İsrail siyonizmine karşı yürütülen bir özgürlük mücadelesi var. En son bir soykırımla karşı karşıya kaldı ve soykırım sürüyor. Sadece soykırım değil yerinden yurdundan etme, aç bırakma, coğrafyayı, sınırları tümüyle değiştirme. Trump'ın Gazze'yi turistik bir yere dönüştürme planını herkes biliyor. Yine Lübnan'da Lübnan Hizbullah'ı tasfiyeye girişildi, Yemen'de Husilere yönelik saldırılar gelişti. Suriye'de yeni bir konsept denendi, deneniyor. Ardından da İran var... Baktığımızda bütün bunların oplam bir planın parçası olarak görebiliyoruz. Emperyalist, kapitalist bir model var. Bölge gerici ülkelerle ortaklaştığı yanlar var; Türkiye devleti bu anlamda ortaklaşıyor. İsrail'le de ABD ile de Rusya ile de ortaklaşır Çin'le de. Yeter ki Kürtler statü elde etmesin, yeter ki Kürtler, siyasi, ideolojik, tarihsel, kültürel kimliklerini, varlıklarını yaşayamasınlar. Kendi özsavunmalarını geliştiremesinler. Bunu engellemek için ittifak yapmayacağı herhangi bir devlet güç olamaz Türkiye devleti açısından. Bugün de yaşıyoruz.
TARİHSEL OLARAK KÜRT DÜŞMANLIĞI VAR
Sadece Türkiye için geçerli değil. İran büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Uzun zamandır abluka var, şimdi fiili askeri operasyon ha oldu ha olacak diye bekleniyor. Ama bakın İran molla faşist rejimi bütün bunlara rağmen Kürtleri asmaktan vazgeçmiyor. Asla vazgeçmiyor! Onun, Kürtlerin ulusal talepleri, ulusal kimlik ve varlığı karşısındaki pozisyonu kendisi gitmek üzereyken bile değişmiyor. Aynı şey Esad'da da vardı. Belki Kürtlerle anlaşma yoluna gitseydi sonu böyle olmayabilirdi. Ama son ana kadar Kürtlerle, Rojava ile en küçük temastan kaçındı. Böyle bir tekçi ve Kürt karşıtlığı var tarihsel olarak. Böylesi bir coğrafyada bir taraftan Kürtlerle kardeşlik açıklamalarının yanında, öbür taraftan Kürtleri tümüyle örgütlülüklerinden, tarihsel kimliğinden, siyasetinden arındırarak çırılçıplak, savunmasız Kürtle muhatap olmayı esas alıyor. "Kürtler bu coğrafyanın kadim bir ulusu-halkı, savaşarak kimsenin bir yere varma şansı yok. Biz bu dönemde kardeşleşelim" demiyor, asla demez. Çünkü onu dediğinde inkar üzerine kurulmuş sistem bir yerinden su almaya başlayacak. Bu tekçilik biraz böyle bir şey. Yoksa tamamen niyetlerle, yöneticilerin kötülüğüyle ilgili değil.
ROJAVA DEVRİMİNİ İYİ ANLATAMADIK
Rojava devrimi Türkiye ve Kürdistanlı devrimciler bakımından nasıl bir anlam taşıdı? Aslında kaderlerimizin bağlı olduğu bir yerden tartışıyoruz. Bu kısmı konuşmak isteriz.
Tabii Rojava devrimi bizim devrimimiz. Tüm dünya halkları, işçileri, emekçileri, devrimci demokrasi güçleri bunu belli oranlarda kavradı. Çok iyi kavrayanlarımız oldu, zayıf kavrayanlar oldu. Ama Kobanê direnişi sürecinde hatırladığımız gibi dünya çapında devrimci enternasyonalist dayanışma gelişti. Kobanê böyle kurtuldu. Niye Kobanê bizim için Paris Komünü kadar önemli. Aralarında bir kıyas yapmak için söylemiyorum, dönemin özgünlüğü bakımından söylüyorum. Paris Komünü, işçi sınıfının, ezilenlerin 82 gün de olsa iktidara gelebileceklerini gösterdi. Hatalar yaptı, eksiklikleri vardı; yıkıldı. Lenin, Komünden aldığı dersle bir sosyalist iktidar inşa etti. Dolayısıyla işçi sınıfının, ezilenlerin iktidar olabileceği gerçeğini bu devrimlerden gördük.
EMPERYALİST SAVAŞLARIN CEREYAN ETTİĞİ BİR MERKEZDE GERÇEKLEŞİYOR
Güncel anlamda Rojava'da tüm dünyada, kapitalist barbarlığın, kapitalist zorbalığın gemiyi azıya aldığı koşullarda, 3. dünya savaşının tartışıldığı konjoktürde, emperyalist blokların arasındaki savaşın büyük can ve doğa kayıplarına sebep olduğu koşullarda, kadının her şart ve koşulda bu savaş atmosferinde en çok mevzi kaybeden, en çok ölen, en çok ötekileştirilen cins olarak öne çıktığı koşullarda Rojava'da Araplar, Türkmenler, Kürtler, Êzidîler, Ermeniler, Dürziler, Hristiyanlar bir arada yaşamayı başardı. Bu olağanüstü bir şey! Bu Güney Amerika'da, Uzak Asya'da olsa bu kadar dikkat çekmeyebilir. Emperyalist savaşların cereyan ettiği temel merkez olan Ortadoğu'da gerçekleşiyor. Ortadoğu'da gerçekleşince çok kıymetli bir kazanım elde ediyor.
Bütün halklar birbirine boğazlatılıyor, süreğen bir çatışma iklimi var, emperyalist ülkeler vekalet savaşları gerçekleştiriyor; ırkçılık, milliyetçilik almış başını gitmiş ama orada tarihsel olarak düşmanlık inşa edilmeye çalışılıyor egemenler tarafından. Buna rağmen Rojava'da halklar eşitlik temelinde yaşıyor. Bu da yetmez gibi, Rojava'daki birlik demokratik bir nitelik inşa ediyor. Meclisler inşa etmeye girişiyor. Bunu ne kadar başarabildiği ayrı bir tartışma konusudur. Fakat en nihayetinde sistem kendisini meclisler üzerinden, demokrasinin inşası üzerinden tarifliyor. Bu yetmiyor, kadın özgürlükçü bir çizgi geliştiriyor. Ortadoğu'da kadının adı yok ama Rojava'da bir kadın devrimi, kadın varlığı değil devrimin kendisi bir kadın devrimi olarak tanımlanıyor ki, tam olarak böyle.
ROJAVA DEVRİMİNİ ANLATAMADIĞIMIZIN ÖZELEŞTİRİSİNİ VERMEMİZ GEREKİYOR
Bu da yetmiyor bu halklar kendi özsavunmalarını geliştiriyor. Siyasi anlamda, örgütsel olarak özsavunma geliştiriyorlar. Demek ki kapitalist hegemonya öylesi sarsılmaz, yenilmez, değiştirilmez değil. Küçücük Rojava'da bu yapılabilir. Selçuklu'dan beri merkez olan bir devlet mekanizması bile yürüttüğü politikalar engellenemez değil. Engellenebilir. Yeter ki doğru siyasetle kendimizi inşa edelim. Rojava en başta bunu gösterdi. Dünyanın en güvenli kentidir desek abartmış olmayız. Gerçekten öyle. Sorun şurada, biz bu 14 yılda Rojava'nın nasıl bir sistem olduğunu anlatamadık. Anlatmaya çalıştıklarımız ulaşamadı halka. Öne çıkan, saldırı ve direniş denklemi oldu. Bize saldırı var, direniyoruz. Burada ne oluyor, ne kurulmaya çalışılıyor işçilere, emekçilere, dünya halklarına ulaştıramadık ve örgütlenme aracına dönüştüremedik. Yapmaya çalıştığımız şey mümkündür, örneği burada diyemediğimiz için. Bugün Rojava devrimini sahiplenelim çağrısı yaptığımızda zaman zaman havada kalabiliyor. Bizim açımızdan böyle bir özeleştiri vermek gerekebilir.
ORTAKLAŞTIKLARI ŞEY KÜRT VE ALEVİ DÜŞMANLIĞIDIR
Rojava, insanlığı DAİŞ belasından kurtardı. Kobanê direnişini hatırlatırken "Hayal gücü iktidara" demişti Paramaz, tam olarak öyle bir şey gerçekten Rojava. Barrack'ın açıklaması var, dünden bu yana süren eylemlerin ve savaşların, direnişin sonucunda 4 günlük ateşkes ilanı var. Ateşkesin geleceği belirsiz ama bir adım atmış görünüyor Şam rejimi. Halep'in saldırılarında DAİŞ'i gördük, Hol Kampını HTŞ çeteleri boşalttı, DAİŞ'lilerin bulunduğu hapishaneye saldırılar oldu... Bu saldırılarda hem DAİŞ'in varlığı var hem de HTŞ tarafından güçlendiriliyor. Siz bu konuda ne dersiniz?
Sömürge valisi bile olamayacak Barrack, süreci kendince Trump'ın vekili olarak sürdürmeye çalışıyor. Ama şunu net olarak söyleyelim ABD'nin bölgede kesinlikle bir demokrasi derdi yoktur. ABD'nin bölgede halkların arasındaki gerilimleri gidermek gibi bir derdi asla yoktur. ABD'nin bölgede IŞİD gibi cihadist selefi örgütleri tasfiye derdi yoktur. Onlar yüz yıl önce bölgede cetvelle çizdikleri haritalar üzerinden gerilimi ötelediler, yeni gerilimlerin hazırlığını yaptılar. Yeni bir ABD'li senatörün deyimiyle "önümüzdeki bir yılı inşa" ediyorlar. Dolayısıyla ABD emperyalizminin, genel olarak emperyalizmin dünyanın herhangi bir yerinde bir demokrasi derdinin olamayacağını halklarımızın deneyimlerinde sabittir. ABD darbecidir, NATO darbeci bir saldırgan örgüttür. En tehlikeli örgütlerden biridir. Bunların hareketlerinde kendi çıkarları açısından bir tutarlılık aranabilir. Onların kendi hesaplarına göre tutarlıdır. Ezilenlerle kurdukları ilişkide tutarlılık aramak yanlıştır, hayal kırıklığıdır. Tıpkı Rojava'da olduğu gibi; bugün elini sıktıklarını yarın düşman ilan edebilirler, bugün düşman ilan ettiklerini yarın BM kürsüsüne davet edebilirler. Onlar için kim daha kullanışlı bir aparatsa onların müttefiki odur. Şara böyle biridir. Şara yapısı IŞİD'den farklı değildir, HTŞ bunların koalisyonu olarak ele alınabilir. Söylediğiniz gibi orada IŞİD'in armalarıyla poz verdiler. Yapı içerisinde bir yapı olarak var olduğu biliniyor. Biz bunu biliyoruz. O yüzden IŞİD ve HTŞ mutlaka birlikte kullanmak gerekir. Ortaklaştıkları şey; bunlar Kürt, Alevi düşmanıdır. Kürt ve Alevi düşmanlığı bunlar açısından bir varlık nedenidir. Bu olduktan sonra armaları değişse ne olur değişmese ne olur.
HALKLARIN BİRLİKTE MÜCADELESİ O KADAR KRİTİK
HTŞ nasıl oraya geldi? Planlı bir biçimde götürüldü, paraşütle indirildi. İdlip'te eğitildi. Biliyorsunuz Türkiye sözüm ona cihadist örgütleri tasfiye edecekti, silahsızlaştıracaktı. Tam tersine eğitildiler, donatıldılar. Orada bir devlet prototipi ilan edildi, Şam'ın üzerine bırakıldı. İsrail açısından sorun var mı yok, sesi çıkıyor mu yok. Alacağını aldı. Hem Golan tepeleri işgalini büyüttü, Güney Suriye'yi kalıcı olarak aldı. Öbür taraftan da Hindistan-İsrail-Kıbrıs Avrupa'ya dönük ABD merkezli ticaret yolunun yolu açıldı. Hatırlarsanız, Kürtler açısından en çok söylenen İsrail ittifakıydı. Bunu söyleyen solcularımız da vardı, hızını alamayıp ABD'nin temel ittifakı diyenler bile vardı. Ne oldu, şimdi. O zamanda söylüyorduk, evet dönemsel ittifak olabilir belli boyutlarıyla eleştirilebilir. Ama ABD ile İsrail ile buradaki demokratik yapının kalıcı bir biçimde yan yana durması imkansızdır, eşyanın tabiatına aykırıdır. Biz ne kadar geliştirirsek, ne kadar destek olursak bu yapının kendi özgünlüğü kendi bağımsızlığı gelişir. Biz destek olamazsak bağımsızlığı zayıflayabilir. Bugün bunları yaşıyoruz maalesef. Dolayısıyla tekrar gerçeklerin altını çizmek gerek, her birinden deneyimler, dersler çıkarıyoruz. Mesela Filistin'de Hamas'ın gelişim süreci de böyledir. Hamas'ın gelişim süreci Filistin kurtuluş örgütü ve sosyalizan örgütlerin zayıflamasıyla eş zamanlıdır. Biri zayıflarken biri gelişir. Ama bu Hamas'ın şimdiki oynadığı rol açısından başka bir tartışma konusudur. Her birisi bir özgünlük içeriyor. Rojava da şu ortaya çıkmış oldu, evet halkların birlikte yaşamı ne kadar kritik öneme sahipse, halkların birlikte mücadelesi de o kadar kritik. Biz Ortadoğu'da başta Filistin ve Kürt halkı olmak üzere Hristiyan, Dürzi, Aleviler, Araplar başta olmak üzere, direnişçi kesimler başta olmak üzere bu kesimlerin yan yana gelişinin mutlaka örgütlenmek zorunda olduğunu düşünüyoruz. Hemen bugünden girişilmesi şarttır yoksa her kaybettiğimiz mevzi bizi biraz daha geriye düşürebilir. Her zaman düştüğümüz yerden aynı irtifada kalkamayabiliriz, dezavantajlarımız artabilir. Hiç zaman kaybetmeden adım atmakta fayda var.
RİSK VE TEHLİKE HER GEÇEN GÜN BÜYÜYOR
Dünden bu yana eylemler yapılıyor. Kürdistan kentlerinde çok yaygın eylemler yapıldı, batı kentlerinde de tanık olduk eylemlere. İstanbul'da polis saldırısı da gerçekleşti. Ateşkes var 4 günlük, sorun çözülmedi hala direniş kararı devam ediyor. Bu birkaç gün daha da önemli gibi. Emekçi sol, sosyalist hareket ne yapacak bu süreç içinde? Neler söyleyebilirsiniz bize?
Durum son derece ciddi ve kritik. Rojava Kürt halkı Kobanê ve Qamişlo'ya sıkıştırılmış durumda. Kobanê ve Qamişlo arası kopartılmış durumda. Bu çok ciddi bir durum. Nereye kadar varacağını kestirmek zor değil. En azından niyet olarak kestirmek zor değil. Burada yaşanacak direniş tüm denklemleri bozabilir ama saldırgan güçlerin niyetlerini biliyoruz. Dolayısıyla risk ve tehlike her geçen gün büyüyor bunun altını çizmek gerekiyor. Bu anlaşmaların çok bir önemi yok. 4 günlük anlaşma yapılabilir, daha önce de yapılmıştı. Bu hapishane meselesi de çok ciddi mesele. Binlerce IŞİD'li var orada. Bunlar PYD tarafından tutulabildiler. Daha öncesinde de belli çağrılar yapmışlardı. Artık lojistik olarak da bunları ayakta tutma şansımız, gücümüz zayıflıyor diye uluslararası güçlere çağrı da yapmıştı fakat bir karşılık bulmadı.
DEVRİM BİR COĞRAFYADAN SÖKÜLÜP ATILAMAZ
Bu aynı zamanda Türkiye açısından da büyük bir risk oluşturuyor. Riskler ve tehlike büyük. Yeni bir durum olduğunun altını çizmek lazım. Hem Kürtler hem de tüm emek, demokrasi güçleri, devrimci ve sosyalist güçler açısından yeni bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü bizim son 14 yılımız Rojava devrimiyle büyüdü gelişti, orayla üzüldük orayla güldük, endişelendik. Orası bize umut oldu bu basit bir şey değil. Onun Türkiye içinde yansıması oldu. Devrimci demokratik güçler açısından olumlu, olumsuz bakan herkes açısından bir motivasyon yarattı. Durum değişiyor. Bazı mücadele olanakları da açığa çıkarıyor. Birincisi şu, her şeye rağmen Rojava'daki halk iradesi kırılamamıştır, yenilememiştir altını çizmek lazım. Demek ki emperyalistler böylesine kapsamlı güce rağmen, Türkiye gibi devletler böylesine kapsamlı saldırılarına, hazırlıklarına rağmen bir devrim bütün bunların karşısında ayakta durmayı başarıyor ve çalışıyor. Ama bir devrim elbette ki köşeye sıkıştırılabilir ve yenilebilir. Ama bir devrim, bir coğrafyadan sökülüp atılamaz. Rojava devriminin o coğrafyada ve bu coğrafyada yarattığı olumlu sonuçlar kolay kolay silinemez.
ÜÇÜNCÜ BİR YOL ARTIK
Eylemler devam ediyor, son derece kitleseldi. Sınıra yapılan yürüyüşe kadar birçok kentte irili ufaklı eylemler var. Ama tabii ki yetmez. Biz hala dayanışma çizgisinden çıkabilmiş değiliz. Hala Rojava devrimi bizim devrimimizdir dediğimizde bunu işçi ve emekçilere taşıyabilmiş değiliz. O zaman şunu söylememiz lazım, bu konuda artık çok güçlü bir biçimde bir aydınlanmaya ihtiyacımız var. Bunu çok daha özgün, özel bir biçimde örgütlemeye girişmemiz lazım. Kürt demokratik hareket açısından da bir dizi derslerin açığa çıktığı gerçeğini görmemiz lazım, bunlar kuşkusuz tartışılacaktır. Birleşik mücadele, bölge devrimi, Demokratik Halklar Federasyonu çizgisi, bölgede enternasyonal mücadelenin geliştirilmesi, emperyalizme karşı mücadele, siyonizme karşı mücadelenin yeniden tartışılması lazım. Bir şey net, ABD-NATO saldırganlığının planı net. Kendi planının dışında, kendi hegemonyası dışında ne varsa, kim varsa ezmeyi tasfiyeyi planlıyor. İki seçenek var karşımızda; ya bunun karşısında örgütlü bir güç olarak duracağız ya da tümden tasfiye olacağız. Bunun üçüncü bir yolu yok artık. Bir taraftan olanaklar var bir taraftan riskler var.