28 Ocak 2023 Cumartesi

Cemil Aksu yazdı | İkinci Sahte TKP'nin abuklamaları

Sahte TKP diyor ki, "1923 Cumhuriyetinin bitişinin belirlediği koşullarda Türkiye işçi sınıfı sosyalist cumhuriyet hedefiyle hareket etmek, bu doğrultuda aydınlanmacı, yurtsever ve antiemperyalist bir mücadele vermek zorundadır." Sosyalist cumhuriyet için "aydınlanmacı", "yurtsever" ve "antiemperyalist" mücadele: Bu tanımlama çok tanıdık değil mi? Laiklik, halkçılık, bağımsızlıkçılık yani kemalizmin "okları". Peki, hani 1923 referansı ile ileriye gidilemezdi?

Bir partinin programı, o partinin manifestosudur, en temel metnidir. Üzerinde en fazla mesai yapılan metindir. Yani herhangi bir metin, köşe yazısı değildir. Program, dünyadaki ve buna bağlı olarak ülkedeki tarihsel-toplumsal maddi gerçekliğin analizine dayanarak sınıf ve diğer sosyal mücadelelerin devrime doğru gelişiminin genel hatlarını belirler. Bu nedenle partinin genetik kodlamasıdır diyebiliriz. Bir partinin siyasi karakteri hakkında karar vermede de temel noktadır. Sahte TKP'nin programı bu açıdan her satırı tarihin ve teorinin tahrif edildiği, açıkça çarpıtıldığı bir abuklama metindir. Bu partinin başta Kürt sorunu olmak üzere sınıf mücadelesi, Alevi halkının talepleri, kadın örgütlenmesi gibi toplumsal mücadelenin belli başlı alanlarındaki yaklaşımının "reel politika" gereği "taktiksel" olmadığını anlamak bakımından programına bakılması gerekmektedir. TKP ismine çöken bugünkü TKP, program ve eyleminin içeriğiyle M. Kemal'in kurdurduğu ilk sahte TKP'nin ikinci basımı gibi durmaktadır.

SAHTE TKP'NİN TARİHİ ÇARPITMASI
Sahte TKP, "Yüzyılın sonunda reel sosyalizmin çözülüşüyle insanlığın sınıfsız topluma doğru ilerleyişi kesintiye uğradı" (abç) diyor. "Reel sosyalizm"in literatürde "gerçek olmayan sosyalizm" anlamında kullanıldığını bu partinin teorisyenleri bilmiyor olabilir mi? Çünkü onlar "reel sosyalizm"i Ekim Devrimi'nden 1991'de "çözülmesi"ne kadar olan dönemi ifade etmek için kullanıyorlar. Fakat 1991'de yaşananları "reel sosyalizmin çözülmesi" olarak nasıl tanımlanabilir? SSCB'nin ve Varşova Paktı'nın dağılması ile "reel sosyalizmin çözülmesi" bir ve aynı şey midir? Tanımlamalarda ki, kavramlardaki bu özensizlik bilgi eksikliğinden değil bu partinin teorisyenlerinin demagog olmasıyla yakından ilgilidir. Sahte TKP'nin programı baştan sona demagojidir, abuklamadır.

Oysa programlar bilimsel metinlerdir. Marksist ekonomi politik eleştirisinin, felsefesinin ve tarih biliminin özgün eserleridir. Kullandığın kavramlar, tanımlamalar bu bilimsel çalışmanın titizliğini yansıtmalıdır. Bazılarına bir kavram üzerine kırka yararak tartışmak zûl gelebilir. Ama bilimsel, felsefi bir çalışma için bunlar kaçınılmazdır. Çünkü bilimsel çalışmanın hedefi özel, spesifik, nüans olanı, iç bağlantıları ortaya çıkarmaktır. Genel geçer şeyleri ifade etmek değil.

Bu açıdan Sahte TKP'nin programı baştan sonra tahrifatla, kavramların keyfice kullanımı ile dolu. Örneğin, 1970'lerden sonraki süreci ele alırken, "Sosyalizm Soğuk Savaş döneminde de ilerlemesini sürdürdü" deniyor. Bu partinin teorisyenleri 1970'ler dönemecini, bu dönemde SSCB ve diğer sosyalist ülkelerde yaşanan toplumsal, siyasal değişimi ve bu değişimin dünya işçi sınıfı hareketleri ve komünist hareketlerde yarattığı bölünmeleri, yozlaşmaları, hayal kırıklıklarını örtbas ederek "reel sosyalizm"in yoluna devam ettiğini savundukları için bu kadar tutarsızlığa düşüyor. Oysa kapitalizmin 1970'lerden itibaren neoliberal politikalara geçişi, içsel ekonomik nedenlerin dışında, dünya komünist hareketinin, işçi sınıfı hareketlerinin derin bir ideolojik, politik krizler yaşaması sayesinde olmuştur. Dünya komünist hareketinde krizin Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'nın yarattığı derin yıkımdan en fazla payını alan komünist partilerin yenilgileri akabinde SBKP'nin meşhur 20. Kongresi ile Stalin'e ve dönemine karşı başlatılan karşı saldırı ve ekonomiden siyasete kadar bir dizi kararın etkisiyle zuhur eder. Daha o zamandan sendikalardaki ve işçi sınıfı partilerindeki bürokratikleşme, yozlaşma ve dogmatikleşme ile birlikte sosyalizmin kitleler üzerindeki etkisinin kırıldığı, Soğuk Savaş'ın "eski dünya ile yeni dünya" arasındaki bir savaş olmaktan çıkarak, iki rakip güç arasındaki rekabete dönüştüğüne dair onca çalışmaya rağmen "1917'den 1991'e kadar süren sosyalizm" tezini savunmak doğrusal, yüzeysel ve de dogmatikliğin bir sonucudur. Böylece basit karşıtlıklar kurabilir, bu karşıtlıklar üzerinden de kendinizi haklı çıkarabilirsiniz. Aynı zamanda tarihi bugünkü ihtiyaçlarınıza uygun olarak yeniden yazabilirsiniz bu sayede.

SAHTE TKP'NİN TÜRKİYE TARİHİ ABUKLAMALARI
Sahte TKP'nin programının neredeyse her satırı tahrifatla, çelişkili ifadelerle dolu. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu hem "[e]mperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşıyla" olduğunu yazıyorlar hem de "1923 Cumhuriyetinin tarihine emperyalist merkezlerle girilen" "gerilimli ilişki damgasını vurdu" deniyor. "Sahte TKP"ye göre "1923 Cumhuriyeti", emperyalistlerin Osmanlı'yı sömürgeleştirme planını "püskürtmüş" ve Osmanlı'nın "Batılılaşma ve ilerleme defterini tekrar açmış".

Fakat elimizdeki programın abuklamaları içinde bunların o kadar bir önemi yok. Sahte TKP'nin teorisyenleri, o kadar çalakalem bir demagojiyle yazıyorlar ki! Mesela aynı cümlede hem "1923'teki devrimci atılımla iktidarını sağlamlaştıran Türkiye'nin genç burjuvazisi" (abç) diyorlar hem de "laikliği toplumsal bir aydınlanma hamlesi olarak örgütlemekten sakındı, toplumsal bir aydınlanmanın önünü açabilecek ilerici damarlardan ölesiye korktu" diyorlar. Peki o zaman "genç burjuvazi"nin devrimciliği nereden geliyor? Paragrafın devamında da "Daha yolun başında işçi sınıfına karşı baskıcı yüzünü gösterirken bir an bile kararsızlık yaşamayan Türkiye kapitalizmi, otoriter eğilimlerini gelenekselleştirirken de hiç duraksamadı" deniyor. Bir daha soralım, bu burjuvazinin devrimciliği nereden geliyor?

Tarih ve teorinin çarpıtılması devam ediyor. Mesela deniyor ki, "Türkiye'de kapitalist bir dönüşüm yaşanırken, Türkiye sermaye sınıfı, Kürt feodalizmine dokunmadı ve Kürt egemenleriyle ittifak yapmayı tercih etti. Sermaye düzeni, Kürt varlığını tümüyle reddederek Kürt yoksulları ve emekçilerine karşı tarihsel olarak ayrımcı bir çizgi izledi ve Kürt egemenlerinin sınıfsal çıkarlarını kollarken, bu küçük azınlık dışında kalan tüm Kürtlerin en temel insani haklarını gasp etmekten çekinmedi. İzlediği Kürt politikası neticesinde sermaye sınıfı Türkiye işçi sınıfını böldü. Türkiye burjuvazisi, Kürt ve Türk emekçileri birbirine düşürmek için pompaladığı milliyetçilik ile ülkeyi bir iç savaşın eşiğine getirdi."

"Kürt feodalizmi" nedir? "Türkiye sermaye sınıfı" ve "Kürt egemenleri" kimdir, neyin egemenidirler? "Türkiye sermaye sınıfı" "Türk feodalizmi"ne bir şey yapmış mıdır? Daha doğrusu o dönemde "Türk feodalizmi" var mıydı, yok muydu? Feodalizmin Kürt olanı varken sermaye sınıfının "Türk sermaye sınıfı" değil midir, "Türkiye sermaye sınıfı" olması nasıl başarılmıştır? Daha bitmedi. "Sermaye düzeni"nin varlığını tümüyle reddettiği "Kürt varlığı" nedir? Adı geçen Kürtler bir ulus mudur, etnik ya da kültürel bir topluluk mudur yoksa bir coğrafyada yaşayan tarihi, dili vb. bilinmeyen bir mürekkep midir? Nedir bu "Kürt varlığı"?

Bir partinin programı aynı zamanda mücadeleye başladığı toprakların tarihinin kapsamlı bir incelemesidir. Çünkü mücadele her zaman belli bir tarihsel toplumsal koşullarda gerçekleşir. Program, bu mücadeleye katılan sınıfların, toplumsal, dinsel, kültürel toplulukların ve bireylerin hafızasında saklanan (her günkü gelişmelerle yeniden üretilen) "tarih bilinci" ile toplumsal yapıların analizini içerir. Tarih bilimi, komünist parti için sadece geçmişte yaşanılanları bilmek değildir, bugünkü mücadeleye katılan sınıfların, toplumsal grupların taleplerini anlamak, önyargılarını aşmak, proletaryanın önderliğinde birliğini sağlamak için gereklidir. Osmanlı İmparatorluğunda kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi ile Osmanlı-Türk egemen sınıflarını gelişimi ve bu gelişimin siyasal toplumsal alanda nasıl gerçekleştirildiği geçmişin sorunu değil tam da 100. yılı konuşulan TC'nin temel ve tali çelişkilerinin anlaşılması ve devrimci çözümünün yolunun bulunması ile ilgili bir çalışmadır.

Sahte TKP teorisyenleri tam da bu konuda bütün mesailerini tarihi çarpıtmak, teoriyi tahrif etmek için harcamışlardır. Kürtlerden, "Kürt feodalizmi"nden bahsederken Türklerden, Türk egemenlerden, Türk feodallerden hiç bahsetmemek basit bir hata değildir. İdeolojik politik bir tercihtir. Türklerden bahsetmeyerek Türk ulusundan bahsetmekten kurtulmuş, böylece de "Kürt varlığı" diyerek geçiştirdikleri "Kürt Ulusu"na da değinmek zorunda kalmayacaklarını hesaplamışlar. Büyük buluş değil mi!

"Kürt feodalizmi", "Batılılaşma", "geç kapitalistleşme", "ilerleme"den bahsediliyor ama bu bahsedilen toplumsal hareketin tarihsel biçimi olan "ulus"tan, "ulusal pazar"dan, "ulus devlet"ten hiç bahsedilmiyor! Neden? Tek bir sebebi var: Kürt ulusundan ve ulusal varlığından, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkından bahsetmemek için.

Ulus kavramı programda bir tek cümlede geçiyor: Programın giriş kısmının sonlarına doğru, "Sosyalist cumhuriyetin eşit kurucu unsurları olarak Türk, Kürt bütün uluslardan (abç) emekçiler, sadece bu yeni cumhuriyet için verecekleri mücadelede ortak bir irade geliştirebilir ve kardeşçe bir birlikteliğin ön koşulları yine bu mücadele içinde şekillenebilir." Ve programın sonunda Kürt diye bir ULUS olduğu itiraf edilmiş, belki de ağızlarından kaçırmış oluyorlar. Eğer bu cümlede yazıldığı gibi Türk ve Kürt ulusu varsa, bu programın geriye kalan bütün kısımları yalandan, abuklamadan ibarettir. Ya da bu cümle yanlışlıkla program metnine sızmıştır. Çünkü TC tarihi anlatılırken "Kürtler" diye birilerinden bahsedilmişti, şimdi ise burada Kürt ulusu deniyor. Sorarsanız A. Güler'e, muhtemelen "ilk kez duyuyorum, geçelim bunları" diyecektir.

SAHTE TKP'YE GÖRE ERMENİLER SOYKIRIMA UĞRAMADI, GÖÇ ETTİLER
Sahte TKP diyor ki, "Ermeni ve Rum göçü ve bunlara eşlik eden uluslaşma sürecinin yarattığı trajedi de Türkiye'deki kapitalist dönüşümün ayrılmaz bir parçasıdır. Gayrimüslim burjuvaziden yeni Türk burjuvazisine sermaye transferini de içeren bu süreç halkları kapitalizmin birbirine düşman ettiğinin somut örneğidir."

TC'nin resmi rakamlarına göre 500 bin civarında, başka tarihçiler tarafından ise 1,5 milyona yakın Ermeni'nin devlet eliyle organize bir şekilde katledildiği, soykırıma tabi tutulmasına Sahte TKP, "tehcir" bile demiyor, göç diyor! Türk milliyetçileri, faşistleri, Doğu Perinçek gibi mahlûkatlar, hiç bir şekilde Ermenileri "tehcir" ettiklerini hatta katlettiklerini gizlemez, inkar etmez. Fakat Sahte TKP, Ermeniler ve Rumlar göç etti diyor. Sahte TKP'nin Ermeni soykırımını ve Rumların uğradığı zorla göç ettirme ve katliamları "Ermeni ve Rum göçü" olarak tanımlaması, hatta daha doğru ifade ile "Ermeni ve Rum burjuvazinin göçü" olarak tanımlamasını hangi ideolojik, politik bir saikle yapmıştır? Bu konuda bilgi eksikliğinden kaynaklı bir sorun olduğu söylenemez. Sahte TKP yaşanılanları soykırım olarak da tanımlamayabilir, ki bunu savunan sol-sosyalist partiler de mevcut ama yaşananlara göç diyerek geçiştirmeye çalışması bizim geçiştirebileceğimiz bir şey değildir. Sahte TKP'nin diğer tezlerini bir kenara bırakırsak bile, sadece bu tezi, onun komünist adı altında burjuvazinin adi bir ajanı olarak halk düşmanı karakterini anlamaya yeter de artar.

SAHTE TKP'NİN SAHTE CUMHURİYET'İ
Sahte TKP, "Türkiye sermaye sınıfı [Cumhuriyet'i]… önce 12 Mart, ama esas olarak 12 Eylül darbeleriyle … solu sakatlayarak ölüme mahkûm [etti]" diyor.

Cumhuriyet kavramı ve "Cumhuriyetin ilerici kazanımları" söylemi her dönem revaçta olan ama popüler olduğu kadar da yanlış ele alınan birer konudur. Genel olarak Cumhuriyet, tarihsel toplumsal koşullardan bağımsız ilahi bir kavram olarak ele alınıyor. Bir "fikir" olarak Cumhuriyet ile tarihsel toplumsal bir gerçeklik olarak Cumhuriyet arasındaki bağ koparılıyor. Burjuvazi, fikirlerine, vazettiği ilkelere uymadığı, onlara ihanet ettiği için eleştirilebilir. Fakat bu komünist eleştirinin görevi değildir, liberalizmin görevidir. Türk burjuvazisine Cumhuriyet "fikri"ne uymadığı için eleştirmek de.

Osmanlı-Türk egemenlerinin, egemenliklerini korumak için giriştikleri siyasi reformların tarihine bakıldığında ilk görülecek şey, tam da bir fikir olarak Cumhuriyet'e izin vermemek üzere yola çıktıkları olacaktır. 1908 Devrimi sonrası kurulan Meclis'te yer alan Rum, Ermeni ve Yahudi milletlerinin soykırım, zorunlu mübadele, pogrom, mallarına el koyma ve daha nice zulümler ile yok edilmesi; Mustafa Suphi ve 14 TKP'linin elbirliğiyle katledilmesi; Çerkes Ethem ve yerel silahlı örgütlenmelerin tasfiyesi; Halk İştirakyun Fırkası'nın kapatılması ve birinci Sahte TKP'nin kurulması, 1. Meclis'teki muhalefetin tasfiyesi; Koçgiri, Dersim, "33 kurşun"; "sınıfsız, zümresiz ulus" ideolojisi, Türk Tarih Tezi… Bu tarih, egemenliğin halkın eline geçmesini engellemek, soykırım ve katliamlarla sermaye biriktiren Türk burjuvalarının ve mütegallibenin çıkarlarını halka karşı korumak, halkın (işçilerin, Alevilerin, Kürtlerin, vd. inkar edilen toplumsal sınıf ve kimliklerin) aktif bir özne olarak ortaya çıkmasını engellemeyi esas alan bir tarihtir. Peki bu tarih içinde "Cumhuriyet'in kazanımları" nedir?

"Sahte TKP"nin bir abuklama olan tarih anlatısında ne Cumhuriyet'in kazanımlarının ne olduğu, ne de bu "kazanımlar"ın hangi adımlar sonucu ortadan kaldırıldığı bilgisi var. Ama dönüp dolaşıp aynı abuklamayı devam ettiriyorlar: "Türkiye bağımsızlık ve laikliği bütünüyle, bir iddia, bir görüntü olarak bile terk etti ve 1923 Cumhuriyeti, karşı devrimci sürecin bitirici hamlelerini yapmak üzere kurulmuş AKP iktidarı döneminde, geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde sona erdi." Programın başında Cumhuriyetin "laikliği toplumsal bir aydınlanma hamlesi olarak örgütlemekten sakındı, toplumsal bir aydınlanmanın önünü açabilecek ilerici damarlardan ölesiye korktu" diyordu, şimdi ise AKP ile "bağımsızlık ve laiklik" sona erdi diyorlar.

Bütün abuklamaları üzerinden "Bu noktadan sonra, 1923 referansıyla hareket eden bir hareketin Türkiye'de başarı şansı yoktur" diyor. Kime diyor? Burjuvaziye mi, kemalistlere mi, sosyalistlere mi, işçi sınıfına mı, Kürtlere mi, Alevilere mi? 1923 referansı ile hareket eden kimdir? "Bu noktaya kadar" 1923 referansıyla "Türkiye'nin ekonomik, toplumsal, siyasal sorunlarının çözümü"nü kim arıyordu? Sosyalizm için mücadele etmek "bu noktadan sonra" mı mümkün hale geldi?

Sahte TKP diyor ki, "1923 Cumhuriyetinin bitişinin belirlediği koşullarda Türkiye işçi sınıfı sosyalist cumhuriyet hedefiyle hareket etmek, bu doğrultuda aydınlanmacı, yurtsever ve antiemperyalist bir mücadele vermek zorundadır." Sosyalist cumhuriyet için "aydınlanmacı", "yurtsever" ve "antiemperyalist" mücadele: Bu tanımlama çok tanıdık değil mi? Laiklik, halkçılık, bağımsızlıkçılık yani kemalizmin "okları". Peki, hani 1923 referansı ile ileriye gidilemezdi?

Sahte TKP'nin abuklamalarını daha fazla dinlemeye gerek yok. Yalan-yanlış bir tarih, sahte bir toplum anlatısı üzerine kurulmuş bu programın alametifarikası, TC'nin resmi ideolojisi olan kemalizmi "aydınlanma", "yurtseverlik", "antiemperyalizm" kavramları ile yeniden üreterek "ev sahibi" konumlarının ellerinden alındığı hissine sahip "Cumhuriyetçi Türkler"in gönlüne taht kurmaya çalışmaktır. Kemalizm, Sahte TKP'ye "AKP karşıtlığı"na rağmen bir koruma kalkanı hizmeti veriyor. "Patronların ensesinde" saltanat sürmesi bu sayede oluyor. "Sosyalist devrim" derken başına bir hal gelmemesinin nedeni de şovenistliği sayesinde oluyor. Sahte TKP'nin sistem içindeki görevi de bu tezleri ile abuklamayı salgına çevirmektir.

Sahte TKP"nin ideolojik, politik misyonuna karşı mücadele AKP'ye, faşizme, kapitalizme, emperyalizme karşı mücadeleden ayrı olarak ele alınamaz. "AKP karşıtlığı"nın ideolojik politik ayrımları bir kenara bıraktırmaya teşvik eden tazyikiyle abuklamayı tercih etmek bu topraklarda sosyalizm için ölüm anlamına gelecektir. Sosyalist hareketin bağımsızlığı sorunu en başta burjuva ideolojilerinden bağımsızlıktır. Burjuvazinin ideolojisinin sözcülerine karşı mücadele bu yüzden her durumda hayati bir sorundur.