21 Temmuz 2024 Pazar

Arzu Demir yazdı | Suriyeli göçmen ve mültecilik düşmanlığı

Dünyada ve Türkiye'de işsizlikten cinsel istismara kadar her türlü sorunun ya da suçun müsebbibi olarak görülen mültecilere, özellikle de Suriyeli Arap mültecilere karşı düşmanlık, bir devlet politikasıdır. Her ne kadar AKP iktidarı, mültecilere kucak açtığını iddia etse de mülteciler, iktidar için sadece siyasal şantaj aracıdır.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü'nün hemen öncesinde, Antep'te aralarında TMMOB'ne bağlı meslek odaları ile patron örgütlerinin de olduğu 40'ı aşkın kurum, kentte yaşayan Suriyelilerin ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmış, Suriyeli mültecileri hedef haline getirerek, nefret suçu işlemişti. Söz konusu açıklamanın altında imzası olanlar, Kayseri'de adli bir olayın ardından başlayan linç girişiminin, Antep'in de içinde olduğu çok sayıda kente yayılmasıyla amaçlarına ulaştı. 6-7 Eylül pogrom görüntülerini anımsatan linç saldırıları yaşandı. Irkçı faşist güruhlar sokakta gördükleri mültecilere saldırdı. Cinayet de işlediler. Antalya'nın Serik ilçesinde 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif isimli Suriyeli mülteci işçi sokak artasında katledildi. Suriyeli mültecilerin işyerleri, evleri, arabaları yakıldı, yağmalandı. Kimi görüntülerde, girdikleri evlerdeki eşyaları pencerelerden atıyorlardı.

Karşı karşıya kaldığımız bu ırkçı linç, faşist şeflik rejimi ile kendini devletin bekasına göre ayarlamış muhalefetin iş birliğinin sonucudur.

Dünyada ve Türkiye'de işsizlikten cinsel istismara kadar her türlü sorunun ya da suçun müsebbibi olarak görülen mültecilere, özellikle de Suriyeli Arap mültecilere karşı düşmanlık, bir devlet politikasıdır. Her ne kadar AKP iktidarı, mültecilere kucak açtığını iddia etse de mülteciler, iktidar için sadece siyasal şantaj aracıdır. Bir yandan mülteciler, bir kitle tabanı yaratmanın aracı olarak kullanılırken, diğer yandan Erdoğan'ın Avrupa'ya karşı kullandığı "Kapıları açarız" tehdidinde olduğu gibi bir karttır.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı'nın son verilerine göre; Türkiye'de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 9 Mayıs 2024 tarihi itibarıyla bir önceki aya göre 4 bin 894 kişi azalarak toplam 3 milyon 115 bin 536 kişi oldu. Suriyeli sayısı 2017 yılından bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Aynı tarih itibariyle geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyeli mültecilerin sayısı 57 bin 777 olarak açıklandı. Bu sayı geçen ay 59 bin 796, 2024'ün başında ise 63 bin 805 olarak açıklanmıştı. Kamplarda kalan Suriyeli sayısının toplam Suriyeli sayısına oranı yüzde 1,85. Kalan ezici çoğunluk ise başının çaresine kendisi bakıyor.

İktidarın kimi politikaları nedeniyle, Suriyelilerin yaşam standartlarının çok yüksek olduğu, ev verildiği, hepsine yüksek maaş bağlandığı, çocuklarının iyi okullarda okuduğu yalanları topluma empoze edildi. Ekonomik durumu iyi olan, AKP ile kurdukları yakın ilişkiyle kalkınanlar var. Ancak Suriyeli mültecilerin ezici çocuğu, ağır sömürü koşulları altında düşük ücretlerle güvencesiz bir şekilde çalıştırılıyor. Ayrıca, işsizliğe ve ücretlerin düşüşüne sebep oldukları gerekçesiyle nefret saldırılarının da hedefi olabiliyorlar. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, "Suriyeliler geri gönderilsin" tartışmaları sırasında, "Onları kimse gönderemez. Şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar. Gaziantep sanayisine gidin yüzbinlerce insan en ağır ve en zor işlerde çalışıyorlar" diyerek, önemli bir gerçeğin altını çizmişti. Suriyeli mülteciler, artık Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da işçi sınıfının bir parçası haline gelmiştir.

Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de faşist partiler propagandalarının merkezine mültecileri oturtmuş durumda. Türkiye'de de en son cumhurbaşkanlığı seçiminde, göçmen düşmanlığında yarıştılar. Yerel seçimlerde verilen vaatler arasında, Suriyeli mültecilerin dükkanlarını kapatmak, yeni ruhsat vermemek, onları kentlerden sürmek vardı.

Suriyeli esnafları hedefleyen ırkçı politikalarını CHP Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal, törenle yerine getirmişti. CHP'li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, mülteci düşmanlığı ve ırkçılıkta "şeref madalyası"nı çoktan hak etti. Geçtiğimiz günlerde Almanya'ya giden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, orada yaşayan Türk patronlara İstanbul'daki mülteci nüfusunun varlığından yakındı. İmamoğlu'nun söyledikleri bir yana, onu dinleyenlerin Almanya'da "yabancı" oldukları gerçeğini unutmuş olmaları hayli trajikti.

Mültecilere karşı düşmanlığın en tipik örneği, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı'nın ittifak arayışları sırasında gerçekleşti. İttifakın cumhurbaşkanı adayı, bugünlerde "kalbi kırık" CHP'nin eski lideri Kemal Kılıçdaroğlu, faşist Zafer Partisi'nin Başkanı Ümit Özdağ'ın desteğini alabilmek için "Suriyelileri geri gönderme" teminatı vermişti. "Defol"dan "Suriyelileri koşulları olgunlaştığında geri göndereceğiz"e tüm bu açıklamalar ırkçılığın çeşitli varyantlarıdır. Suriyeli mülteciler, Türk devletinin de bir parçası olduğu savaşın sonucu olarak bugün kendi topraklarında değil de Türkiye ve Kuzey Kürdistan kentlerinde yaşamak zorundalar. Sığındıkları ülkede, şartsız şurtsuz insanca yaşama ve çalışma hakkına sahip olmalılar. Bu gerçeğe ek olarak, "mülteciler sorunu" artık politik bir sorundur. Yıllardır Türk ya da Kürt kentlerinde yaşayan ve işçi sınıfının bir parçası olarak kapitalist emek sömürüsüne uğrayan insanlardır. Suriyeli mülteci işçilerin çalışma ve yaşam koşulları da emekçi sol hareketin politik gündemidir. Suriyeli mültecilerin durumu, politik mücadelenin bir parçasıdır artık.

Elbette mülteci hakları konusu çok önemli. Ama mesele artık "mülteci hakları"nın çok ötesine geçmiştir. Kayseri'deki linç saldırısından önce saldırıyı gerçekleştirenlerin kamyonlarla kente taşındığı iddiaları, Kayseri'de başlayıp çok sayıda kente yayılan bu linç saldırıları yazılı açıklamalar, kınamalarla konunun geciktirilemeyeceğini net olarak gösteriyor. Eylemli bir karşı koyuşu ve faşizme karşı birleşik antifaşist bir mücadeleyi örerek bu saldırganlığı durdurabiliriz.