24 Nisan 2024 Çarşamba

Arzu Demir yazdı | Senin aşkın değil sadece, failin olmak da varmış

Yazının başlığı olan "dokunaklı" cümledeki "fail" bir erkek. Evli olduğu kadını öldürmüş bir erkek. Haliyle de, biz kadınları hülyalı duygulara ulaştıran değil, kanını donduran bir ifade bu. Üstelik bu cümle, Yılmaz Erdoğan'ın başrolünü oynadığı "İnci Taneleri" adlı bir dizi filmin fragmanıyla hayatımıza zuhur ediyor.

Adetim değildir, izlemediğim bir film üzerine yazmak. Ancak, fragman "Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" diyor gözümüzün içine baka baka. Yılmaz Erdoğan'ın canlandırdığı edebiyat öğretmeni Azem Yücedağ'ın fragmandaki, "pişman erkek hali", radyoda gece programcısı gibi buğulu bir tonla okuduğu şiirin "Meğer seninle her günümüz bir cennette geçermiş / Meğer senden sonra zaman yaşamak pahasına ölmekmiş" gibi devam eden sözleri, acılı müziği, çok açık ki izleyicileri bir kadın katili ile empati kurmaya, neden aşık olduğu kadını öldürdüğünü anlamaya çağırıyor; belki de bu katili affetmeye.

Bu topraklarda her gün kadınlar, "Seni çok seviyorum", "Kıskanıyorum", "Aşkından ölüyorum" diyen erkekler tarafından katlediliyor. Erkeklerin "sevgisi" kadınların canını alıyor. Hem de iktidarın kutsallığını her gün kalınca çizdiği o evlerde, aile ortamlarında. Erkekler, kendilerinden boşanmak, ayrılmak isteyen, "aşkları"nı reddeden kadınları, "ya benimsin, ya kara toprağın" diyerek öldürüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun verilerine göre, kasım ayında erkeklerin öldürdüğü kadınların sayısı 33. Bir de kayıtlara "şüpheli ölüm" diye geçirilenler var; 24 ölüm. Bunları da failin erkek olduğu cinayetler olarak kabul etmek gerek. Tüm bu veriler ise basına yansıyanlar. "Kol kırılır, yen içinde kalır" hesabı basına yansımayanları, aile içinde halledilenleri, kamuoyundan gizlenenleri düşünün. Buzdağının altını hayal edin.

Haziran 2023'te Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu-Türkiye'nin yayınladığı bir rapora göre, şiddet gören kadınların yüzde 73'ü evli. Yani en yakınlarındaki erkekler, "koca"ları kadınların canını alıyor.

Tablo bu kadar ağırken, kadınlara birazcık hukuki koruma sağlayan İstanbul Sözleşmesi gasp edilmişken, iktidarın gündeminde yeni hak gasbı planları varken, kadınlar şiddet mekanı o ailelerde kendi çaresizlikleri ile baş başa bırakılmak istenirken, kadın katilleri "iyi hal indirimleri" ile salıverilirken, memleketin çok izlenen bir televizyon kanalında, kadına yönelik şiddeti böylesine romantize ve estetize eden bir dizi film yayımlamak, en hafif deyimle, bu şiddeti meşrulaştırmaktan başka nedir ki?

Mahkeme salonları, iki dirhem bir çekirdek takım elbise giyip pişmanlık duyduklarını söyleyen, gözyaşı döken erkeklerle dolu. Hepsi de kadınları, "aşk"larından öldürdüklerini anlatıyor. Onların dokunaklı pişmanlıklarını, mahkeme heyetleri, zaten "iyi hal indirimleri" ile ödüllendirmeye dünden hazır. Kadın-erkek eşitliğine inanmayan, kadını sadece aile içinde tanımlayan bir saray rejimi, ona amede yargı, polis, medya, diyanet. Her şey, fail erkeklerin, işledikleri cinayetler için sırtını sıvazlıyor. Şimdi de, toplumun, bu failleri anlamasını salık veren bir film karşımıza çıkıyor.

Hatırlarsınız, bir dönem, "toplumsal sorumluluk projesi" kapsamında yayınlanan "Kırmızı Oda" dizisi vardı. Daha çok psikolog-danışan çerçevesinde tartışılmıştı. O filmin en tartışmalı yönü, erkekleri eğiterek, konuşarak, sevgi ile, aile ile kadına yönelik şiddetin çözüleceğini topluma anlatmaya kalkmasıydı.

Faşist şeflik rejiminin, "kadına yönelik şiddet" ile mücadele yönteminin bir başka versiyonuydu. Önceki yazının da gündemiydi. Erdoğan'ın 25 Kasım'da yayınladığı genelgede de, öfke kontrolü ile şiddetle mücadele edileceği belirtiliyor.

"İnci Taneleri" dizi filminin fragmanındaki bir diğer cümle de şöyle: "Bir gün öyle durup dururken, hiçbir alamet de yokken ortada kıyamet de koparmış." Gerçekte, hiçbir şey durup dururken olmuyor. Kadına yönelik erkek şiddeti, erkek cinsinin, bir anlık öfkesinin sonucu değil. Nice şeker gibi ev babalarının içinden katil, istismarcı çıkmadı mı? Her erkek, kadın cinsi üzerinde her türlü tahakkümü kurabilmesini kendisine hak olarak tanıyan bir dünyaya doğuyor. Erkekler, bu dünyanın, kendilerinin dünyası olduğunu öğrenerek büyüyor. Kadına, çocuğa karşı bir suç işlediğinde aklanacağını öğreniyor. Erkek egemen kapitalist devletin, kadın ve çocuk karşısında bir suç örgütü, suç makinesi olduğunu, toplumsal cinsiyetlere göre bölünmüş bu dünyanın kadın ve çocuk düşmanı olduğunu görmeden anlatılacak erkek şiddeti ile ilgili her film, kitap vs. eksik kalacak, eksik olduğu kadar da bir gerçeği gizlediği için suça ortak olacaktır.