24 Nisan 2024 Çarşamba

Antifaşist direnişte güncel bir eşik: 1 Mayıs

İşçileri, yoksulları, kamu emekçilerini, kadınları, öğrencileri, Kürtleri, Alevileri, ezilen ulusal topluluklardan ve inançlardan emekçileri, LGBTİ+'ları, yaşam tarzı özgürlüğü isteyenleri, ekoloji savunucularını, aydın ve sanatçıları, bilcümle ezilenleri, hem kendi en yakıcı taleplerini ileri sürerek hem de HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma paydasında birleşerek 1 Mayıs'a katılmaya çağırmak, bu hazırlıkların kapsamındadır. Böyle bir politik seferberliği gerek örgütlü antifaşist güçlerin birleşik mücadele pratiğinin gelişimine basamak yapmak, gerekse komünist öncünün kendini örgütsel bakımdan yeniden üretmesinin bir imkanı olarak değerlendirmek bu hazırlıkların kapsamındadır.

Gitgide derinleşen toplumsal ve siyasal yarılmanın son haftalara sığan sadece birkaç güncel göstergesi bile faşist şeflik rejiminin artık ne gizlenebilir ne de meşrulaştırılabilir olan ölümcül gerçekliğini emekçiler ve ezilenler nezdinde olanca yalınlığıyla ortaya koyuyor.

Faşist saray zevatı, her biri astronomik meblağlardaki üç-beş maaşı aynı anda cebe indiriyor, kayırmacılık ve yolsuzlukla yığdığı paraları balyalıyor, Kürşat Ayvatoğlu ve Erdoğan'ın koruması Hakan Tek gibi lüks ve sefahat düşkünlüğü biriktiriyor. Ama işsizler ordusunun mevcudu 10 milyonu geçiyor, her gün 300'e yakın esnaf iflas ediyor, elektrik faturasını ödeyemediği için bir yılda 3 milyon 768 bin kişinin elektriği kesiliyor, işsizlik, yoksulluk ve borçluluk girdabında gerçekleşen emekçi intiharlarının yıllık sayısı artık 100'ü aşıyor.

Faşist şef, sarayı arkalayan büyük müteahhitler çetesine tüm finansal kaynakları sınırsızca sunuyor, bunlardan biri olan Limak'ın patronunu nihayet dünyanın en zenginleri listesine sokmayı başarıyor, büyük sermayedarlar için art arda iktisadi-mali kıyak paketleri açıklıyor. Ama işten çıkarmanın güya yasaklandığı son bir yılda 176 bin 662 işçi Kod 29 bahanesiyle işten atılıyor, böylelikle hem kıdem ve ihbar tazminatından hem de işsizlik ödeneğinden yoksun bırakılıyor.

Faşist tekçi rejim, bir saray yandaşı için Londra'ya ambulans uçak gönderip şov yapmaya kalkışıyor. Ama bir kadının 25 gün boyunca hastanelerde boş yatak bulamadığı için hayatını kaybetmesini görmezden geliyor.

Partilerinin tabelasındaki "adalet" sözcüğünün, faşist şef ve saray yardakçıları için, çoktandır ağızlarında çiğneyip durdukları bir sakızdan öte anlamı yok. AKP'li patronun ödemediği ücreti için eylem yapan tekstil işçisi, üniversitesinde AKP'li kayyum rektöre itiraz eden Boğaziçi öğrencisi, AKP'li inşaat tekelinin yaşam alanını talan etmesine dur diyen Karadenizli köylü, AKP'li içişleri bakanının kararttığı helikopterden atılan köylüler vakasını haberleştiren gazeteci, eşini ve iki çocuğunu AKP'li milletvekili ve çetesinin silahlı saldırısında yitiren ve adliye önünde bir aydır adalet nöbeti tutan Suruçlu ana, hepsi de faşist şef Erdoğan'ın polisini, jandarmasını, savcısını, yargıcını ve zindancısını derhal karşısında buluyor. Faşist şefin "İnsan Hakları Eylem Planı" adıyla yaptığı içi boş demagojik duyuruyu, HDP'ye kapatma davası açma ve İstanbul Sözleşmesi'nden çıkma kararlarında cisimleşen yeni faşist taarruz takip ediyor.

Diktatör Erdoğan'ı aradığı siyasi istikrara kavuşturmaya ne faşist polis terörü ne de faşist psikolojik harp çarkı yetiyor. Fakat iç güvenlik yasa tasarısıyla yeni bir fiili OHAL mevzuatı oluşturmaya yönelmesi de emekli amirallerin bildirisine sarılıp yapay bir darbe tehdidiyle yığın desteğini tazelemeye uğraşması da bir kez daha, saray rejiminin faşist zulüm ve yalan makinasını daha hızlı çalıştırmaktan başka bir seçeneği kalmadığına, had safhada derinleşen toplumsal ve siyasal yarılmaya bağlı olarak boyutlanan meşruiyet erozyonuna çare bulamadığına işaret ediyor.

Buna karşılık, Newroz meydanlarında yüz binlerin yükselttiği "HDP'yi kapatamazsınız" şiarında, kadınların dört bir yanda haykırdıkları "İstanbul Sözleşmesi bizimdir" sloganında, faşist şeflik rejimine karşı mücadele cesareti yayılıyor. Boğaziçi direnişi merkezli gelişen öğrenci hareketi faşist polis terörüne boyun eğmiyor. Faşizmin hedef tahtasına konulan LGBTİ+'lar cinsel kimliklerini savunmaktan geri durmuyor. Kürt halkı, ulusal dilinde ve kimliğinde ısrarcı olmakta, zindandaki vekiline ve belediye başkanına sahip çıkmakta, Garê'de sömürgeci işgali dize getiren özgürlük gerillasına güç vermekte tereddüt etmiyor. Migros Depo'dan Ekmekçioğulları metale, Baldur Süspansiyon'dan SML Etiket'e, Çiftay Madencilik'ten Kayı İnşaat'a ve PTT'ye kadar işçi direnişleri ve eylemleri çoğalıyor. Kamu emekçileri KHK'yla işten atmaya ve sürgüne, sağlık emekçileri yaşamlarının hiçe sayılmasına direniyor.

Yaklaşan 1 Mayıs, faşist şeflik rejimine karşı işte bütün bu direniş dinamiklerinin buluştuğu kritik bir antifaşist mücadele eşiği olacak. Kölece çalışmaya ve işsizliğe, pahalılığa ve yoksulluğa, erkek egemen ve homofobik, transfobik ayrımcılığa, ırkçı ve işgalci sömürgeciliğe, toplumsal hayatı dinselleştirme zorlamasına, demokratik hak ve özgürlüklerin topyekun gaspına karşı işçilerin ve ezilenlerin bütün tepkileri ve talepleri 1 Mayıs alanlarına akacak. Tepkilerin ve taleplerin hedefinde, yolsuzluğu ve kayırmacılığıyla, keyfiliği ve küstahlığıyla, zorbalığı ve adaletsizliğiyle, ırkçılığı ve erkek egemenliğiyle, yani tüm bu toplumsal ve siyasal musibetlerin baş sorumlusu niteliğiyle, dosdoğru faşist saray iktidarı duracak.

Bugünkü faşist taarruzun başlıca iki unsuruna, HDP'yi kapatma davasına ve İstanbul Sözleşmesi'ni fesih kararına karşı aktif antifaşist savunma hattı, 2021 1 Mayıs'ının siyasi gücünün seviyesini belirleyecek. Bir başka deyişle, işçi sınıfı ve ezilenlerin bütün kısmi güncel istemleri HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunmakta somutlaşan siyasi duruşla bütünleştiğinde, 1 Mayıs, faşist şeflik rejimine karşı birleşik antifaşist barikatın yükseldiği bir momente dönüşecek. Demek ki, 1 Mayıs'a yürürken emekçi sol hareketin güncel siyasi doğrultusu, işçi ve ezilen kitlelerin 1 Mayıs meydanlarında HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma cephesi oluşturmalarına öncülük etmekte ifadesini bulacak. Böylece 1 Mayıs, faşist şeflik rejimine karşı, kapatma davası iddianamesinin Anayasa Mahkemesi'nce usulen iadesinden veya sözleşmenin fesih kararının Danıştay'a götürülmesinden ya da emperyalist AB ve ABD bürokratlarının her iki konudaki etkisiz ve hükümsüz eleştirilerinden medet ummayan, her siyasi dönemeçte antifaşist öfkeyi yatıştırıp soğurarak faşist şefe koltuk değneği olmuş CHP ve Millet İttifakı cephesine de bel bağlamayan, politik özgürlük amacında tamamen ezilenlerin özgücüne dayanan üçüncü cephenin kendini ortaya koymasına sahne olacak.

Fiili meşru mücadele sahasında komünist öncünün "1 Mayıs'ta özgürlük için direnişe, faşizmi yenmeye" şiarı, işte bu doğrultuyu gösteriyor.

1 Mayıs'ı faşist şeflik rejimine karşı birleşik antifaşist direnişin görkemli bir uğrağı kılmak, onu yukarıda sözü edilen tarzda kazanmak, hiç kuşkusuz, HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma mücadelesinin komünist, devrimci ve antifaşist örgütlü güçlerin önüne koyduğu politik seferberlik görevini şimdi 1 Mayıs hazırlıklarıyla bütünleştirmeyi gerektiriyor. İşçileri, yoksulları, kamu emekçilerini, kadınları, öğrencileri, Kürtleri, Alevileri, ezilen ulusal topluluklardan ve inançlardan emekçileri, LGBTİ+'ları, yaşam tarzı özgürlüğü isteyenleri, ekoloji savunucularını, aydın ve sanatçıları, bilcümle ezilenleri, hem kendi en yakıcı taleplerini ileri sürerek hem de HDP'yi ve İstanbul Sözleşmesi'ni savunma paydasında birleşerek 1 Mayıs'a katılmaya çağırmak, bu hazırlıkların kapsamındadır. Kitlelerle mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev yaygın temas kurmak, emekçi semtlerinde ve işçi havzalarında, sokaklarda ve meydanlarda kesintisiz politik ajitasyon yapmak, irili ufaklı sayısız politik aktivite ve eylemle kitlesel bir antifaşist çıkışı mayalamak bu hazırlıkların kapsamındadır. Böyle bir politik seferberliği gerek örgütlü antifaşist güçlerin birleşik mücadele pratiğinin gelişimine basamak yapmak, gerekse komünist öncünün kendini örgütsel bakımdan yeniden üretmesinin bir imkanı olarak değerlendirmek bu hazırlıkların kapsamındadır. Ve tabii, 1 Mayıs'a yaklaştıkça gerçekleşmesi muhtemel olan faşist gözaltı ve tutuklama saldırılarını en önde göğüslemek bu hazırlıkların kapsamındadır.

1 Mayıs, yılın başından beri canlanma ve genişleme eğilimi gösteren antifaşist hareketin kitlesel olarak kendini ortaya koyabileceği, böylelikle kazanma umudunu ve güvenini kitleselleştireceği, sokağın kapısını emekçilerin ve ezilenlerin başka bölüklerine de açacağı önemli bir politik imkan barındırıyor. Hem antifaşist nitelikli kitle mitingleri biçimiyle bu politik imkanı değerlendirme sorumluluğu hem de yasaklı 1 Mayıs meydanlarını özgürleştirme hedefli eylemler biçimiyle faşizme karşı dişe diş mücadele gereğine işaret etme sorumluluğu, başta komünistler olmak üzere, Birleşik Mücadele Güçleri'nin omuzlarındadır. Ve bu öncü sorumluluk, cumartesi gününe denk gelen 1 Mayıs'ın önünü almak için faşist şefin koronavirüs bahanesiyle ilan ettiği sokağa çıkma yasağını paçavraya çevirmek bakımından da fazlasıyla geçerlidir. Zira, bilimsel tedbirlerden yararlanamayan, virüs aşısı ayrıcalığına kavuşamayan, toplu taşıma araçlarına istiflenen ve işletmelere tıkıştırılan milyonlarca işçiye koronavirüs gerekçesiyle 1 Mayıs'ı yasaklamaya kalkışmak, aşağılık bir faşist saldırıdan başka bir şey değildir.

2021 1 Mayıs'ı, faşist şeflik rejimine karşı birleşik antifaşist direnişi büyütmek için girişilen bu politik seferberlik dahilinde her komünist militanın tüm enerjisini, tüm cüretini ve iradesini sergilemesiyle mutlaka kazanılacaktır.

* İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 9 Nisan tarihli 7. sayı başyazısı.