6 Aralık 2021 Pazartesi

'AKP sonrasına hazırlık' neye yarıyor?

Bugün seçimlerin siyasi anlamı ve işlevi büyük ölçüde aşınmış, Erdoğan'ın faşist şeflik rejimi siyasi iktidarın seçimle el değiştiremeyeceği bir yönetim biçimi olarak yapılanmış durumdadır. Devrimci-demokratik görüş açısı, AKP sonrası dönemi, demokratik halk cumhuriyetleri birliğinin girişi olarak kavrar. Bu nitelikte bir "AKP sonrası dönem", ancak ve yalnızca ezilenlerin muzaffer birleşik antifaşist savaşımının ürünü olabilir.

Başlıktaki soruya en başta yanıt verelim: 'AKP sonrasına hazırlık', faşist şeflik rejimine karşı antifaşist mücadeleyi geliştirme güncel görevine zarar vermekten başka bir şeye yaramıyor.

AKP sonrasına hazırlık yönelimi, öncelikle, burjuva düzen solu CHP'ye ve müstakbel üyeleri de dahil burjuva muhalefet odağı Millet İttifakı'na ait. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bir süredir basbayağı tekerlemeye dönüştürdüğü "geliyor gelmekte olan" sözünün içini, seçimleri kazanarak siyasi iktidarı devraldıklarında AKP sonrası gerçekleştirecekleri icraatları açıklamakla doldurmaya çalışıyor.

CHP ve İYİP tarafından siyasi ekseni oluşturulan 6 partili burjuva muhalefet blokunun "güçlendirilmiş parlamenter sistem" hedefi, AKP sonrasının burjuva restorasyon programı. Halklarımızın faşist şef Erdoğan'dan kurtulma arzusunu siyaseten arkalamak isteyen bu program, emekçi ve ezilen on milyonları ipliği çoktan pazara çıkmış burjuva parlamentoya tekrar bağlamayı amaçlıyor. Kılıçdaroğlu'nun ağzından dökülen birkaç halkçı vaadin işlevi, işçileri ve fakirleri hayli güdük sendikal ve siyasal haklarla oyalayacak, Kürt ulusuna bireysel kültürel haklardan ötesini çok görecek, Alevileri ezilen bir inanç topluluğu olarak tanımayacak, erkek egemenliğinden beslenmeye devam edecek, LGBTİ+ haklarını yasalaştırmayacak, üstelik finansal ve doğal kaynakları sermaye oligarşisine sunmakta yine pervasız davranacak ve IMF'nin kemer sıkma paketini derhal onaylayacak bir muhayyel burjuva parlamenter sistemi emekçilere ve ezilenlere pazarlamanın basitçe ambalajı olmaktan ibaret. Bu gerici burjuva parlamenter restorasyonun, pek tabiidir ki, Batılı emperyalist devletlerin, dünya tekellerinin ve işbirlikçi Türk sermayesinin desteğine mazhar olacağı hesaplanıyor.

AKP sonrasına hazırlığın burjuva muhalefet için sınıfsal ve siyasal muhtevası tamı tamına bu. Dolayısıyla, emekçilerin ve ezilenlerin hiçbir temel sorununa çözüm getirmediğini ve getirmeyeceğini defalarca kanıtlamış ve ziyadesiyle köhnemiş olan burjuva parlamentoyu kurtuluş adresi diye yeniden cilalamak, yalnızca, faşist Erdoğan diktatörlüğüne ve faşist AKP-MHP blokuna karşı mücadele edenlerin politik ufkunu daraltmaya ve politik hedefini kötürümleştirmeye, politik özgürlük istemi ve enerjisini de mevcut sermaye düzeni içinde eritmeye hizmet ediyor. AKP sonrasına hazırlık görüşünün bugün AKP faşizmine karşı mücadeleye verdiği zararın ilk boyutu böyle.

AKP sonrasına hazırlık yöneliminin en önemli dayanak noktası, Erdoğan'ın ve AKP'nin, ister erken isterse zamanında olsun, yapılacak ilk seçimlerde cumhurbaşkanlığı koltuğunu ve parlamento ağırlığını kaybedecek olmaları. Değil mi ki, bütün anketler faşist şef Erdoğan'ın yığın tabanının nasıl hızla daraldığı ve faşist AKP-MHP blokuna ait oyların nasıl hızla azaldığı gerçeğine işaret ediyor. Ve zaten, emekçilerle biraz söyleşmek bile, bu gerçeği en yalın biçimlerde görmeye yetiyor. Öyleyse, Erdoğan ve şürekası yapılacak ilk seçimlerde gidicidir! Ama hakikaten öyle midir?

Burjuva muhalefet, sabah akşam "ilk seçimlerde gidecekler" söylemini ileri sürerek, siyasi iktidarın seçim yoluyla el değiştireceğini ilan ederek, AKP döneminin tüm tahribatını seçimin ardından gidereceğini anlatarak, faşist şeflik rejimine karşı her demokratik tepkiyi tamamen seçimlere bağlıyor. Peki, burjuva parlamenter gevezeliklerin ötesinde, faşist şefin seçimi kaybedip gideceğinin güvencesi ne? 2015'teki faşist saray darbesinden bugüne seçimlerde ortaya çıkan deneyim, Erdoğan diktatörlüğünün bir seçim yenilgisiyle son bulabileceğini doğruluyor mu?

Bu kadar çabuk unutulmuş olamaz. Faşist şef Erdoğan, 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını düpedüz iptal etti, 1 Kasım 2015 seçimlerine büyük kitle katliamlarının gölgesini düşürdü, HDP'li seçilmiş vekilleri hapishaneye koydu ve HDP'li seçilmiş belediyeleri kayyumla gasp etti, 16 Nisan 2017 başkanlık referandumunu bariz hileyle sonuca bağladı, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında HDP adayını hapishanede tuttu, 31 Mart 2019'da İstanbul belediyesi seçimini zorla tekrarlattı. Son olarak ise seçim yasasını kendisine yeni avantajlar yaratmak üzere değiştirmeye girişti. Erdoğan diktatörlüğünün yapılacak ilk seçimlerde alacağı yenilgiyle son bulacağı iddiasının güvenilmezliğini görmek için daha ne olsun?

Bugün seçimlerin siyasi anlamı ve işlevi büyük ölçüde aşınmış, Erdoğan'ın faşist şeflik rejimi siyasi iktidarın seçimle el değiştiremeyeceği bir yönetim biçimi olarak yapılanmış durumdadır. Faşist şefin kaybedeceği bir seçimi kollarını kavuşturup izlemekle yetineceğini, seçimleri öteleyecek sıkıyönetim şartları yaratmak, seçmeni korkuya rehin aldığı bir seçim atmosferi kurmak, oy hilelerine başvurmak ya da seçimi geçersiz sayıp tekrarlatmak gibi aşağılık yöntemlerden geri duracağını varsaymak ise burjuva parlamenter gevezeliğin tipik tutumudur.

Gerçek sonucu tayin etme kudretine sahip olmayan bir seçim müsameresini diktatör Erdoğan'dan ve AKP'den biricik kurtuluş yolu olarak vazettiği içindir ki, burjuva muhalefetin AKP sonrasına hazırlık argümanı, ezilenlerin birleşik antifaşist direnişiyle kazanılacak zaferin tayin ediciliğini gözlerden saklıyor, halklarımızı siyaseten aldatıp silahsızlandırıyor. Öyle ki, faşist şefin muhtemel bir seçim yenilgisini resmileştirebilecek yegane fiili gücün, yani ezilen kitlelerin, çoğunluk oylarını antifaşist bir isyanla kabullendirme ihtimalinin şimdiden altını oyuyor. AKP sonrasına hazırlık görüşünün bugün AKP faşizmine karşı mücadeleye verdiği zararın ikinci boyutu da böyle.

Demek ki, yapılacak ilk seçimle, yeniden yetkilendirilecek burjuva meclisle, fazla kavga gürültü olmadan, Millet İttifakı tarafından AKP dönemine son verileceği görüşü bir burjuva safsatasıdır. AKP sonrasına hazırlık da bu safsatanın güncel piyasa sürümüdür. Ve bu politik yönelimiyle burjuva muhalefet, bir kez daha, antifaşist mücadeleyi frenleyip faşist şeflik rejimine koltuk değneği olmaktadır. Emekçilerin ve ezilenlerin güncel politik önceliği ise, AKP sonrasına hazırlık düşüyle avunmakta değil, Erdoğan ve AKP faşizmine karşı bugünkü antifaşist mücadeleleri birleştirip büyütmektedir. Faşist şeflik rejimiyle bugün dişe diş savaşıma girmektense, ezilenlerin talepleri uğruna bugün alabildiğine kavga gürültü koparmaktansa politik dikkati AKP sonrası için güya hazırlığa odaklamak, "AKP sonrası" denebilecek bir dönemi bizzat mücadeleyle hazırlayıp gerçekleştirmeye elverişli devrimci-demokratik imkanlara sırt çevirmekle özdeştir.

Tam da burada, AKP sonrasına hazırlık burjuva yöneliminin emekçi sol hareket saflarındaki kimi dolaysız ve dolaylı etkileri ayrıca eleştirilmeyi hak ediyor. Dolaysız etkiler, emekçiler ve ezilenler adına konuşup ikide bir erken seçim çağrıları yapmak, düzen solu CHP'yle bir seçim ittifakı ümidini halen korumak, Erdoğan karşısında burjuva muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayını bugünden desteklemeye hazırlanmak ve faşist şefi siyasi iktidardan uzaklaştıracak bir burjuva parlamenter restorasyonu ehven-i şer diye olumlamak şeklinde özetlenebilir. Geçiş döneminin burjuva parlamentoya göz kırpan acil demokratik programına bel bağlamak, faşizmin kurumsallaşma sürecini bir türlü tamamlayamadığını iddia edip mücadelenin silahlı biçimlerini ahirete ertelemek ya da yeni bir demokratik anayasa yapma hareketi tasarlamak ise dolaylı etkiler arasındadır.

Devrimci-demokratik görüş açısı, AKP sonrası dönemi, demokratik halk cumhuriyetleri birliğinin girişi olarak kavrar. Bu nitelikte bir "AKP sonrası dönem", ancak ve yalnızca ezilenlerin muzaffer birleşik antifaşist savaşımının ürünü olabilir. Bu perspektif, güncel planda, halklarımızın bağrında biriken büyük antifaşist potansiyel enerjinin parlamentarist hayaller aracılığıyla mevcut düzene soğurulmasını kesinkes engellemeyi ve faşist şeflik rejimine karşı mücadele mevzilerinde gürül gürül çağlamasına ön ayak olmayı gerektirir. Dolayısıyla, bütün halkçı antifaşist güçler, emekçilerin ve ezilenlerin en somut ve en acil özlemlerini ve taleplerini politik özgürlük savaşımı potasında birleştirmekle, mücadelenin yasadışı ve yasal, barışçıl ve kitle şiddetine dayalı, silahlı ve silahsız her biçimiyle faşist şeflik rejimine karşı güncel antifaşist direnişi büyütmekle yükümlüdür.

Bugünün işi, AKP sonrası döneme hazırlık tartışmalarıyla oyalanmak değil, AKP iktidarını yıkacak antifaşist mücadeleyi geliştirmeye odaklanmaktır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 29 Ekim tarihli 34. sayı başyazısı.