9 Ocak 2026 Cuma

ABD haydutluğuna karşı dünya halkları mücadeleye

Emperyalist bloklararası dünya pazarlarının yeniden ekonomik ve jeopolitik-askeri paylaşımı ivmelenip boyutlanıyor. ABD'nin haydutlukla Venezuela'yı mali ekonomik sömürge haline getirme saldırısı, dünya kapitalizminin aktüel gerçeğinin yalın bir ifadesidir. Son çeyrek yüzyıllık periyot ve emperyalist devletler düzleminde görünüm kazanan ekonomik ve militarist bloklaşmalar dünyanın yeniden paylaşımının ve 3. emperyalist savaşa adım adım gidişatının bütün emarelerini sunuyor.

Emperyalizmin en çıplak zorbalık ve haydutluk pratiğinin sergilendiği bir dönemi yaşıyoruz. Bugün capcanlı olarak tanık olup deneyimlediğimiz emperyalist haydutluk pratiği sadece olay olarak yenidir. Fakat bir nesnel gerçeklik olarak emperyalizmin ta kendisidir. ABD emperyalizminin faşist Trump'ın başkanlık marifetiyle giriştiği haydutluk saldırısı ne sıradışı bir yöntem, ne bir aşırılık hali, ne de Trump'ın şahsi eylemi değildir. Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen emperyalist haydutluk, emperyalist küreselleşme döneminde ABD emperyalizminin bir ülkeyi askeri zor yoluyla mali-ekonomik sömürgeleştirme saldırısının son örneğidir.

Faşist Trump yönetimindeki ABD, uyduruk güneş karteli uyuşturucu masalını bahane edip tümüyle haksızca Venezuela'ya saldırdı. Stratejik askeri ve sivil yerlere ansızın ve saldırarak, seçilmiş Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve yönetici danışman Cilia Flores'i korsanvari bir biçimde rehin aldı ve ABD'ye kaçırdı. Zaten hiçbir hükmü kalmamış BM ve uluslararası hukuk normları bir kez daha en keyfi biçimde ayaklar altına alındı. Siyonist İsrail'in Filistin ve Ortadoğu'da olağan zorbalık pratiği haline getirdiği emperyalist orman kanunu bu kez emperyalist sistemin ve İsrail'in ağababası ABD tarafından kullanıldı.

ABD, merkezinde durduğu yeni bir emperyalist dünya sistemini tam da bu yordamla şekillendiriyor. Trump Venezuela'ya saldıracağını daha önce ilan etmişti. 18 Aralık günü verdiği bir demeçte "Venezuela petrolümüzü çaldı. Petrolümüzü geri alacağız" diyordu. Uzun yıllardır Venezuela'da işbirlikçi bir rejim kurma stratejisini sürekli güncel tutan ABD emperyalizmi, tüm iç darbe, güdümlü Amerikancı muhalefet ve diğer yol ve imkanları yokladı, denedi. Fakat istediği sonucu alamadı. Hugo Chavez'in kurduğu Bolivarcı cumhuriyet yapısı ve uyguladığı halkçı ekonomi-politika programı ABD'nin işbirlikçi rejim yaratma ve mali-ekonomik sömürge boyunduruğuna alma saldırılarını boşa çıkarmıştı.

Venezuela'nın bugün yaşadığı tüm Güney Amerika ülke ve halklarının on yıllardır yaşadığı sömürgecilik gerçeğinin güncel bir yansımasıdır. Güney Amerika'nın yüzyıllık laneti ve değişmeyen kötü talihi olan ABD emperyalizmi, Güney Amerika kıtasını hep sömürgeciliğinin arka bahçesi olarak ele aldı. Daima Güney Amerika ülke ve halklarını sömürgeci boyunduruk altında tutmayı temel strateji olarak uyguladı. Bu stratejik amaca bağlı olarak Güney Amerika ülkelerinin tümünde süreğen biçimde askeri işgal ve darbeler yoluyla işbirlikçi rejimler kurdu ve kukla rejimlerle ülkeleri yönetti. ABD emperyal çıkarlarına ters düşen yönetimleri devirmek için askeri, ekonomik ve istihbarat araçlarını kullanarak Güney Amerika'da pek çok işgal yaptı. Guatemala (1954), Şili (1973), Panama (1989) ve Nikaragua başlıca örneklerdir. 1915 Haiti işgalinden ve bugün Venezuela'ya yöneltilmiş haydutlukla boyun eğdirme ve askeri işgal tehdidine kadar tüm Güney Amerika ülkeleri ve halkları ABD emperyalizminin bu vahşi zulmünü yaşadı. Bugün de yaşıyor. 

Faşist Trump Venezuela devlet başkanını haydutça askeri bir saldırıyla kaçırmasını ABD adına üstlendi. Washington'da yaptığı açıklamada bütün dünyaya meydan okudu, haydutluk eylemini savundu. Emperyal kibirle tam bir güç gösterisi yaptı. Kolombiya, Meksika ve Küba'yı tehdit edip gözdağı verdi. Emperyalist yayılmacılık iştah ve arzusuyla bilenmiş faşist Trump, Grönland'ı yutmak istediğini küstah bir tavırla bir kez daha ilan etti. Beyaz Sarayda yaptığı konuşmada meselenin Venezuela'nın petrolü olduğunu sarih biçimde ortaya koydu.

Enerji kaynaklarının kontrolü ABD emperyalizminin Çin'i çevreleme ve durdurma stratejisinin hayati ve kritik halkasını oluşturuyor. Venezuela petrollerinin ABD kontrolüne alınması, Çin ekonomisinin can damarlarından birinin kesilmesi anlamına geliyor. Zira Çin ekonomisinin iki temel enerji arteri Venezuela ve Ortadoğu-Körfez petrolleridir. ABD'nin Venezuela petrolüne ihtiyacı stratejiktir, ABD'nin dünya jeopolitikasındaki üstünlüğü için olmazsa olmaz koşullardan biridir. ABD ve Rusya dışında dünyanın iki büyük petrol havzasından biri olan Venezuela'nın mali-ekonomik sömürge konumuna getirilmesi ABD emperyalizmi için iki temel hedefin birlikte gerçekleştirilmesine imkan sağlıyor. ABD bu hamlesiyle hem petrol arzını ve fiyatlarını belirleyerek durgunluğu aşamayan ekonomisini canlandırma imkanını elde etmeyi murat ediyor, hem de Çin'in ekonomik gelişmesinin önüne temel bir set çekip durdurmayı hedefliyor. ABD'nin bir sonraki hamlesinin yine petrol arzının ve stratejik enerji koridorlarının denetimi olacağı açık ve yürürlükte olan güncel bir gerçekliktir. Venezuela ile benzer jeopolitik konuma sahip İran'ın emperyalist işgal yolu da dahil teslim alınıp mali-ekonomik sömürge durumuna getirilmesi Çin'i durdurma ve çevreleme stratejisinin ikinci kritik halkasını oluşturuyor. İran'a dönük ambargo, kuşatma ve savaş saldırıların rejim değişikliğine yetmediği koşullarda açık emperyalist işgalin hazırda tutulduğu ve en elverişli konjonktürde devreye sokulacağı açıkça görülüyor.

Emperyalist bloklararası dünya pazarlarının yeniden ekonomik ve jeopolitik-askeri paylaşımı ivmelenip boyutlanıyor. ABD'nin haydutlukla Venezuela'yı mali ekonomik sömürge haline getirme saldırısı, dünya kapitalizminin aktüel gerçeğinin yalın bir ifadesidir. Son çeyrek yüzyıllık periyot ve emperyalist devletler düzleminde görünüm kazanan ekonomik ve militarist bloklaşmalar dünyanın yeniden paylaşımının ve 3. emperyalist savaşa adım adım gidişatının bütün emarelerini sunuyor. Kapitalizmin varoluşsal krizi başta ABD olmak üzere emperyalist devletleri yeni mali-ekonomik sömürgeler elde etme arayışına itiyor. Trump'ın "Amerikayı yeniden harika yapma" mottosunda ifadesini bulan ekonomi politik programı tam olarak varoluşsal krizi ABD'den uzak tutma ve krizi mali-ekonomik sömürgelere yükleme arayışını somutluyor. Hiç kuşku yok Trump, Make Great of America Again'ı, ancak dünyayı ekonomik ve jeopolitik düzlemde yeniden paylaşımla elde edebilir. Trump doktriniyle ABD emperyalizminin bugün tam olarak yaptığı da budur.

Trump yönetimi ABD'nin emperyalist çıkarlarını realize etmek amacıyla sahte bir barış politikasını önceleyip kullanıyor. NATO gücüyle arkasında durduğu Ukrayna-Rusya savaşına barış planı teklifi düpedüz ABD'nin Ukrayna'ya çökme, mali-ekonomik sömürge haline getirme hamlesini ifade ediyor. "Trump barışı" ABD'nin dünyayı ekonomik ve jeopolitik yeniden paylaşımının örtüsü oluyor. ABD emperyalizmi Transkafkasya da Zengezur koridorunun ekonomik kontrolünü ele geçirmeyi "Trump barışı" olarak sunup meşrulaştırdı. Filistin'e emperyalist boyunduruğu yine "Trump barışı"yla dayatıyor. "Barış için güç kullanımı konsepti" ABD'nin günümüzde yürürlüğe koyduğu yeni emperyal hegemonya ve yayılma stratejisinin temel yöntemidir. Trump doktrini özü ve esasıyla ABD emperyalizminin 20. yüzyılın ortasında yükseldiği süper hegemon devlet konumundan daha fazla etkinleşmeyi hedefliyor. Elbette ABD'nin verili konumundan bir üst düzeye sıçramasının ifadesi olan bir dünya imparatorluğu olma amaç ve hevesini de gıdıklıyor. Trump Ortadoğu'dan Kafkasya'ya, Güney Amerika'dan Afrika'ya kadar her yere Pax Americana'yı dayatıyor.

Dünya kapitalizminin varoluşsal krizi koşullarında emperyalist devletler arasında keskinleşen ekonomik rekabet, ticaret savaşları dünyanın yeniden paylaşımını koşulluyor ve kaçınılmaz raddeye doğru ilerletiyor. ABD'nin Körfez Savaşıyla başlattığı bu emperyalist paylaşım ve yeni hegemonya düzeni arayışı, dünya kapitalizminin varoluşsal krizinin açığa çıktığı 2008 krizi momentinden itibaren yeni ve daha kapsamlı bir düzeye geçmiş bulunuyor. Körfez savaşıyla başlayıp Yugoslavya'nın işgali ve parçalanması ve 2003 Irak işgaliyle birinci paylaşım periyodunun tamamlandığını söyleyebiliriz. Kapitalizmin varoluşsal krizinin bir tezahürü olarak açığa çıkan Arap isyanları devrimci sürecinin emperyalist fırsatçılık ve paylaşımla tamamlandığı ikinci paylaşım periyodu ise Libya işgaliyle başladı ve halen sürmektedir. Mısır'da yenilenmiş ABD'ci rejim tesisi, Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye'de rejimin düşürülmesi, Filistin'in soykırım ve işgal cenderesinde tutulması, Azerbaycan-Ermenistan savaşı, Yemen'e ağır savaş saldırıları, İsrail-İran 12 gün savaşı ve son olarak Venezuela'ya rejim değişikliği dayatan ABD haydutluğu bu ikinci paylaşım periyodunu somutluyor.

Bütün bu emperyalist paylaşım ve dünya hegemonyasını kurma saldırılarında ABD emperyalizmi ve müttefiki Batı emperyalist devletleri başat rolü oynuyor. Ülke ve ulusların egemenlik haklarını elinden alan, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saldıran ve iradelerini çiğneyen birincil güç ABD emperyalizmidir. ABD dünya halklarının baş düşmanı konumunu sürdürmektedir. BM, NATO vd. uluslararası tüm yapılar ABD'nin emperyal haydut devlet pratiğinin doğrudan araçları ya da meşrulaştırıcı hukuk ve söylem aparatları haline gelmiştir. Kapitalizmin varoluşsal kriz derinleşip dünya kapitalizminin merkezlerini vurdukça kapitalist dünyanın sömürü ilişkilerini düzenleyen uluslararası serbest ticaret, uluslararası hukuk, uluslararası diplomasi gibi unsurlar yerini daha çok korsanlık, haydutluk, gasp, işgal, soykırım, suikast ve katliamlara bırakıyor.

Tüm dünya halkları için emperyalizme karşı mücadele elzem ve başat politik savaşım görevi olarak kendini dayatıyor. Günün somut antiemperyalist görevi Venezuela halkıyla dayanışmayı yükseltmektir. "Haydut, katil ABD Venezuela'dan elini çek", "Emperyalizm yenilecek Venezuela halkı kazanacak", "Maduro ve Cilia serbest bırakılsın, Venezuela'ya dönüşleri sağlansın" şiar ve taleplerini dünya sokaklarına en kuvvetli biçimde taşımanın vaktidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 09 Ocak tarihli 251. sayısında yayımlanan başyazısı.