28 Mayıs 2020 Perşembe

Toprak Akarsu yazdı: Aymazlığın dayanılmaz naifliği

HDK, bileşenlerinden ve eseri HDP'den "daha yüksek siyaset" yapmalı, yapabilmelidir... Bu, HDK'nın ayrı ayrı hepsinden daha güçlü, kapsamlı, kapsayıcı sokak siyaseti yapması, fiili meşru mücadelelerin öznesi rolünü oynayabilmesi demektir. "Sokak" ezilenlerin yüksek siyaset alanıdır.

Belli süreçlerde kurulan etkin mücadele araçları aynı zamanda birer mücadele mevzisine dönüşüyorlar. Koşullardaki kimi değişiklikler nedeniyle daha sonra etkinlikleri sınırlanıp işlev kaybına uğrayabiliyorlar. HDK, bunun çarpıcı bir örneğidir. Değişen koşullarda tekrardan çok etkin hale gelebilecek bu araçların, mevzilerin korunması, yaşatılması ve işlevli hale getirilmesi faşist şeflik rejiminin tasfiyeci saldırganlığı karşısında aktif savunma biçimlerinden birisidir.

Bu mevzileri ayakta tutmak ve işlevli hale getirmek, ilişkilerin daraldığı koşullar altında ancak çok mütevazı bile olsa güç aktarımıyla birleşen inatçı bir devrimci çalışma iradesiyle başarılabilir. Bu mevzileri çok da elverişli olmayan koşullarda ayakta tutmanın, işlevli hale getirmenin kolay olmadığı bilinen bir gerçeklik. Son yıllarda HDK zorlanıyor ve zorlanma onun işlevselleşme arayışlarında yön kaybı biçiminde tasfiyeci etkilenmelere yol açabiliyor ki, burada zaten asıl sorun da bu. HDK bileşenlerinin, HDK'yi etkinleştirme arayış ve tartışmaları üzerine biraz düşününce, "nereden nereye" demekten kendini alamıyor insan. HDK yüksek siyaset yapmamalı, toplumsal alanla ilgilenmeli görüşü yüksek sesle dillendiriliyor. Uzun süredir zımnen hegemonya kuran HDK'nın aklına ve diline dolaşan "toplumsal alan" ve "siyasal alan" ayrımı, artık iyiden iyi ifrata vardırılmış bulunuyor.

Herhalde öncelikle HDK'nin siyasal varoluşunu hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var. 2011 Haziran seçimlerinin arkasından siyasi partiler, örgütler, sendikalar, kadın örgütleri, inanç örgütlenmeleri, farklı ulusal toplulukların örgütlenmeleri, ekoloji örgütlenmeleri, yöre dernekleri, dergiler, LGBTİ+'lar, siyasi grup ve çevreler, herhangi bir politik örgüte angaje olmamış bireyler... Bütün bu farklı yapılanmalar, "özneler" nesnel olarak inisiyatifin siyasi parti ve örgütlerde olduğu, yani onların etkileşimiyle ortaya çıkan yönlendirici sentez sonuçlar öncülüğünde HDK adı ve yapısı altında cephesel tarzda bir araya geldiler, amaç birlikteliklerini yansıtan bir program, birleşme hukuku, bir örgütlenme tarzı ve bir siyaset anlayışı oluşturdular. Evet, bir siyaset yapış tarzının, ayrı kanallardan mücadele eden diktatörlükle sorunlu çok değişik toplumsal kesimlerin istek ve taleplerini, mücadele istek ve yönelimlerini demokratik tarzda birleştiren cephesel siyaset tarzının temellerini attılar.

2011'den bakarak, bu emekçi sol hareketimizin yarım yüzyıllık tarihinde cepheleşme siyasetinde ulaşılan en ileri düzeyi ifade ediyordu. Birleşik mücadelenin bu güçlü hamlesinin yapılanmasından daha sonra HDP'nin doğduğu biliniyor... Gelmek istediğimiz yer şurası, HDK'nın kuruluşu ve yapılanması sürecinde ne "siyasi alan" "toplumsal alan" ayrımı gibi ne de HDK'nin "siyasi alanla" ilgilenmemesi gibi bir naiflik vardı.

"Toplumsal alan"ın dışında, ondan tecrit halde tasarlanan "siyasal alan" kavramı enikonu siyasi iktidar mücadelesini muğlaklaştıran, sınıfsal keskinliğini törpüleyen, köşelerini kırıp yuvarlaklaştıran, parlamentarizme çeken nitelik ve yapısal özelliktedir. "Siyasi alan" daha çok da parlamentoyu (bizde meclis) ve parlamento gruplarını çağrıştırmaktadır. Ne de olsa "yüksek siyaset" orada yapılmaktadır. Ayrımın ve kavramın kimin tahayyülünün eseri ve imali olduğuyla da tarihiyle de ilgili değiliz. Kapitalizm döneminin sınıf mücadeleleri tarihinde, işçi sınıfı saflarından türemiş, ekonomik-sendikal mücadele ile siyasi mücadeleyi bir birinden tecrit halde düşünen, kopartan keza işçi sendikaları ile işçi partilerinin ilişkilenmesine karşı çıkan, sendikaların "bağımsızlığını" savunan ekonomist-sendikalist, anarşist eğilimlerin bir benzeri, değişik bir versiyonudur bu ayrım.

"Siyasal alan" kavramı, emekçi solun literatürüne öyle yalın kılıç, çağdaş bir şövalye gibi tek başına dalmadı, "toplumsal alan" kavramı onun can yoldaşıydı ve Allah nazardan korusun bir çift su damlası gibi benzeyen bu muhteşem ikili inanılmaz bir uyum ve oportünist bütünlük oluşturuyordu. Sahi, nedir bu "toplumsal alan"? Toplumsal olmayan ya da toplumsal alana dahil edilemeyecek "nesnel olarak ayrıştırılabilir" alan var mıdır!.. Müzik, spor, sendika, sağlık, yöresel, ulusal, inançsal, sınıfsal, siyasal, ekonomik,  eğitsel, ekolojik, sanayi, tarım, ticaret, vergi, zamlar, adalet, hukuk, kültür, sanat, ajitasyon, propaganda, örgüt, sendika, parti, dernek, çevre vb... Hangisi "toplumsal alan"ın dışındadır? Spor mu, ticaret mi, vergiler mi, edebiyat mı yoksa? Ya da ne? Haaa özellikle de siyaset mi yoksa! HDK, yüksek siyaset yapmamalıymış, hadi canım siz de! Aymazlık değil midir bu!

HDK'nin "toplumsal alan" kavramıyla yönlendirilmeye çalışılmasının bugüne kadar ne ürettiği, nasıl bir işlev yerine getirdiği sorusunu yanıtlamadan önce, Marks ve Engels'in "toplumsal"dan ne anladıklarına, "toplumsal"ı nasıl tanımladıklarına bakalım:

"Yaşamı üretmek, işle kendi öz yaşamını olduğu kadar, döl vererek başkasının yaşamını üretmek, demek ki, artık bize çifte bir [13] ilişki olarak görünür, bir yandan bir doğal ilişki olarak, öte yandan da bir toplumsal ilişki olarak, şu anlamda toplumsal ki, bununla, birçok bireyin, hangi koşullarda, ne tarzda ve ne amaçla olduğu önemli olmayan elbirliği anlaşılır." (Alman İdeolojisi)

Toplumsalın anlamı da tanımı de yeterince açık ve sarih. Mark ve Engels'in görüş açısı zaviyesinden baktığımız zaman, spordan, sağlıktan siyasete adı geçen bütün "alan"ların hepsi "toplumsal alan"la rahatlıkla ilişkilendirilebilir ve de "toplumsal alan" çuvalına rahatlıkla doldurulabilir, yani demek ki, toplumsal "alan" her şeydir, her şeyi içerip kapsamına alabilir, tam da böyle olduğu içindir ki "toplumsal alan" hiçbir şeydir bir belirsizlik ve yönsüzlük şaheseridir!

Kuruluş sürecine katılan hiç kimse, hiç bir grup, parti, örgüt, sendika vb. HDK'nin "siyaset yapmama"sı "toplumsal alan örgütlenmesi" olması gerektiğini aklından geçirmedi, geçirmezdi de! "Cephe" kavramını kullansınlar ya da kullanmasınlar, gerçekte bütün "bileşenler" HDK'nın cephesel bir örgütlenme olduğunun ayırdındaydılar. Dahası da var. HDK "siyasetin toplumsallaşması", "sosyal olanın siyasallaşması" görüşünü açıkca formüle etmişti! Bu, değişik cephelerden parça parça süren mücadeleleri büyük bir nehir yatağında birleştirme görüş açısıydı. Ama HDP'nin kurulduğu ve daha sonra HDK'nın kendini üretmekte zorlanmaya başladığı koşullar altında bunlar geminin bordasıdan denize atıldılar.

"Toplumsal alan" söyleminin HDK'da bugüne kadar ürettiği yönsüzlük ve hareketsizlik, inisiyatif ve işlev kaybı, patinaj olmuştur. Kavram ve söylem, düşünüş tarzı, açıkçası tasfiyeci ideolojik bir işlev yerine getirmiştir, HDK'yı kabuklaştırıcı, içeriksizleştirici olmuştur ya da tersine HDK'nın kabuklaşan gerçekliğine uygun düşmüştür. Her yapı eylemiyle vardır. Eylemsizlik hali kabuklaşmaktır, içerik boşalmasıdır. Güçler sınırlı olabilir, etkinlik alanı ve ilişkiler daralabilir vb. Bunlar siyasal mücadelenin mantığında verilidir. Çabaların çapı ve etki alanı daralabilir, üretkenliği düşebilir vb. Asıl olan yön kaybına uğramaksızın çabaların kesintisiz sürdürülmesidir. HDK'nın "toplumsal alan" uğraşması gerektiği söylemi açıkça yön kaybıdır.

HDK ne bir dayanışma örgütüdür ne de bir yardım kuruluşu! O faşist şeflik rejimine karşı fiili meşru birleşik mücadelenin bir örgütüdür, bir mevzisidir. HDK, HDP bileşenlerinden çok daha geniş kesimleri hem merkezi düzeyde hem de özellikle semt, ilçe, fabrika, işyeri, vb. yerel bazlarda ve günlük mücadeleler içinde geliştirdiği politika ve örgütlenme tarzı ile birleştirebilir, işçilere, kadınlara, gençlere politik inisiyatif alanı açabilir.

Kadın cinayetleri toplumsal mıdır, politik midir? Kadın cinayetleri politiktir, O halde HDK ilgilenmemelidir! Öğrenci harçları akademik midir, siyasi midir, toplumsal mıdır filan! HDK'nın ilgi alanına girer mi?! Kayyum atamaları belli ki politiktir ve HDK bununla ilgilenmemelidir!... Ermeni, Süryani, Rum soykırımları politik midir, tarihi midir, toplumsal mıdır? Tarihle yüzleşmek Türk burjuvazisinin tarihi suçlarıyla hesaplaşmak HDK'nın alanına girer mi girmez mi! Rojava Devrimi, Efrin, Serekaniye işgalleri, Güney Kürdistan'a saldırı... Bütçe, vergi, zamlar toplumsal mıdır politik mi, ya da ne? HDK'nın ilgi alanına girer mi girmez mi, girsin mi girmesin mi! COVIT-19 toplumsal mıdır siyasal mı? HDK'nın "alanı"na, "toplumsal alana" girer mi girmez mi? Hımm, bunun HDK'nın alanına girme ihtimali var, dayanışma ağları var, HDK oralarda yardımlaşmayı örgütlemekle uğraşsa, hatta onunla sınırlı kalsa şahane olur, belki de toplumsal bir hareket yaratır! Ama faşist şeflik rejiminin işçileri ölümün ağzına atmasına karşı işçilerin ezilenlerin mücadelesini geliştirmeyi, HDK'nin dert etmesi gerekmez, çünkü onun alanına girmez!

Tıpkı, HDP var, bileşeni partilere ne gerek var düşüncesinin olduğu gibi, "siyasi alan", "toplumsal alan" ayrımının, siyasi parti ve örgütleri "yüksek siyaset alanına", HDK'yı da "toplumsal alana" yönlendirme düşüncesinin iler tutar yanı yoktur. HDK varlığındaki işlevi tasfiyecidir.
 
HDK yüksek siyaset yapmamalı, toplumsal alan örgütlenmesi olmalıdır. Hayır, HDK bileşenlerinden ve eseri HDP'den "daha yüksek siyaset" yapmalı, yapabilmelidir... Bu, HDK'nın ayrı ayrı hepsinden daha güçlü, kapsamlı, kapsayıcı sokak siyaseti yapması, fiili meşru mücadelelerin öznesi rolünü oynayabilmesi demektir. "Sokak" ezilenlerin yüksek siyaset alanıdır, meclis yukarıdakilerin, egemen sınıfların yüksek siyaset alanıdır. Onun içindir ki, mecliste yapılacak siyaset ancak "sokak siyasetine", işçilerin, ezilenlerin, haklarından yoksun bırakılan aşağılanan, gadre uğrayan toplumsal kesimlerin grevlerinin, gösterilerinin, protestolarının, genel grevlerinin, genel direnişlerinin, faşist şeflik rejimi ve egemenlere karşı bütün itiraz ve başkaldırılarının yanında yer alır, onların sözcüsü olabilirse gerçekten demokratik ve devrimcidir.