27 Eylül 2020 Pazar

Tarih yapmak ya da tarih olmak

İktidar partisi kendi tarihsel-ideolojik referansı olsun ya da olmasın burjuva sınıf egemeliğinin cephanesinde ne kadar paslanmış silah varsa alıp ezilenlere çeviriyor. Günümüz rejimi için genelde II. Abdülhamit'in istibdat rejimi ya da Demokrat Parti/Menderes iktidarı benzerliği kurulur. Bu doğru. Ancak tam ters bir ideolojik kulvardan da bu dönemin tıpkı basımı vardır.
Uruguaylı yazar Eduardo Galeano Latin Amerika'daki rejimleri ele alan yazılarından birinde diktatörlük koşullarında yalnızca resmi hapishane binaları ve karakolların değil, herkesin evinin de bir hapishaneye dönüştüğünden söz eder. Neyse ki bu topraklarda rejime karşı durumumuz bu düzeyde değil. Direnenler de var bu havalarda ve henüz ezilenlerin iradesi teslim alınamadı.
 
Ne var ki, baskıların da ardı arkası kesilmiyor. Burjuva hukuk askıya alınmış durumda ve tutuklamalar için pek gerekçeye de ihtiyaç duyulmuyor. Bu durum son üç yılda adeta hapishanelerden ve mezarlıklardan oluşan bir ülkeye çevirdi coğrafyamızı.
 
Yakın zamanda 23 ESP'li 1 Mayıs bildirisi dağıtırken gözaltına alındı ve 10'u tutuklandı. Süreci kavrayamayanlara bu durum "bu kadar da olmaz" dedirtebilir. Ama oluyor. Hatta bu yaşananlar biz sosyalistlere yeni gelmediği gibi iktidar partisi de bu yolu yeni keşfetmiş değil. Tarihin aynasından bakınca bugünü görmek mümkün. 
 
İktidar partisi kendi tarihsel-ideolojik referansı olsun ya da olmasın burjuva sınıf egemeliğinin cephanesinde ne kadar paslanmış silah varsa alıp ezilenlere çeviriyor. Günümüz rejimi için genelde II. Abdülhamit'in istibdat rejimi ya da Demokrat Parti/Menderes iktidarı benzerliği kurulur. Bu doğru. Ancak tam ters bir ideolojik kulvardan da bu dönemin tıpkı basımı vardır. Mustafa Kemal ve tek partili CHP döneminde, sosyalistler ve TKP de Kemalist dikta rejiminin baş hedefi olurlar. Her bulduğu fırsatta tek partili dönemi CHP'yi teşhir etmek için kullanan Erdoğan, Mustafa Kemal ve yönetiminin halka ve ilerici güçlere karşı kullandığı yöntemleri olduğu gibi almaktan çekinmiyor. Örneğin, dokunulmazlıkların kaldırılıp vekillerin yargılandığı, tutuklandığı ilk tarih 21 Mart 1921'dir. Halk İştirakiyun Fırkası'ndan Tokat mebusu Nazım Bey, Afyon mebusu Mehmet Şükrü ve Bursa mebusu Şeyh Servet'in dokunulmazlıkları kaldırılır ve yargılanırlar. Nazım Bey, parti yöneticisi diğer sosyalistlerle birlikte tutuklanır, 15 yıl ceza alır.
 
1 Mayıs bildirileri nedeniyle sosyalistleri tutuklatmak da bu döneme ait değildir. 1 Mayıs 1923'ten önce 1 Mayıs bildirisi dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınan işçilerden hareketle 21 Nisan'da sosyalistlere dönük tutuklama furyası başlar, 22 sosyalist tutuklanarak yargılanır. Hem de vatana ihanetten!
 
Yine 1 Mayıs 1928'de bildiri dağıttıkları gerekçesiyle İstanbul'da 12, Ankara'da 5 TKP'li tutuklanır. 1932'nin Şubat, Mayıs ve Ağustos aylarında onlarca sosyalist bildiri dağıttıkları gerekçesiyle gruplar halinde tutuklanır, yılları bulan cezalar alır.
 
1934-35 yıllarında da çok sayıda sosyalist tutuklanır. 1 Mayıs 1935 tutuklamaları ise bunların arasında en önemlisidir. Operasyonun İstanbul ayağında alınanların arasında Nazım Hikmet de vardır. Aynı kapsamda İzmir'de 1 Mayıs bildirisi dağıtan 5 işçi tutuklanır ve birkaç yıla mahkum edilir. Aynı operasyon Ankara'da da yapılır, fakat buradaki gerekçe daha traji-komiktir. 17 Sosyalist "1 Mayıs bildirisi dağıtacakları gerekçesiyle" gözaltına alınır! Ortada dağıtılan bir bildiri dahi yokken hepsi tutuklanır. Tutuklu yargılanma sonucu 4 sosyalist 4 yıl ceza alır.
 
Sonraki yıllarda da bu durumun benzerlerini görmek mümkün. Ancak bu birkaç örnek bile günümüz egemenlerinin ideolojik meşrepleri ne olursa olsun kendi sınıfının tarihsel deneyimlerine yaslandıklarını, söz konusu emekçi halklar, işçiler, kadınlar ve onların demokratik hakları, özgürlükleri olduğunda aynı baskı yöntemlerine sarıldıklarını gösteriyor.
 
Sosyalistlere dönük baskı-sindirme politikasının ve bu zihniyetin tıpa tıp aynısını yansıtması bakımından şu örnek çarpıcıdır: Yıl 1929. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal 5/6 Ağustos gecesi Ankara garından İstanbul'a yola çıkmaya hazırlanır. O günlerde TKP yöneticileri hapis cezası almış, karar Temyiz Mahkemesi'ndedir. Mustafa Kemal'in talimatıyla bu yüksek yargı hakimleri Eskişehir garında gece 02.30'da hazır bulundurulur. Mustafa Kemal o saatte onlara "Hakim Efendiler! Siz kanun adamlarısınız!... Bu memlekette komünistler yalnızca bizim tevkif ve hapsettiklerimizden ibaret değildir. Bu işlerle bizzat yakından alakadar olacağım" der ve kendilerine tanınan yetkileri sonuna kadar kullanmalarını ister. Bir sonraki günün gazeteleri bu sözlere geniş yer ayırır.
 
Zaman ve mekan değişse de günümüzde bu sözlerin neredeyse aynısını Cumhurbaşkanı Erdoğan kullandı. Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi'nden "komünist" olduğu söylenen öğrencilerin tutuklanmasına vesile olan konuşmaya ne kadar benziyor değil mi? 1929'un ruhu bugün vücut buluyor!
 
Tarihin bize gösterdiği şu: Bu topraklarda ne CHP'nin ne de AKP'nin tek partili iktidarı halklarımıza demokrasi ve özgürlüğü getirmiştir. Dahası herhangi bir burjuva parti iktidarı böyle bir yeteneğe sahip değildir. Rejim krizinin beka sorununa dönüştüğü ve iktidar koalisyonunun sözcülerinin politik ihtirasıyla keskinleşen çelişkilerin tam ortasında halkların iktidar alternatifi yükseliyor. Özgürlüklere giden yol, emekçi halklarımızın ortak mücadelesinden geçiyor.
 
Hiçbir baskı rejimi uzun yıllar ayakta kalma şansına sahip değildir. Halka ve öncü güçlerine zulüm uygulayanlar, 1 Mayıs bildirilerini dahi tutuklama gerkeçesi yapanlar tarih olmaya mahkumdur. Buna karşı direnenler ise tarihin yapıcılarıdır. 1 Mayıs vesilesi ile bu kutlu gün uğruna ter döken, ömürlerini zindan duvarları arasına bırakan ve yaşamını veren tüm kavga arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum.
 
Yine 1 Mayıs bildirisi dağıtırken tutsak düşen ESP'li sosyalistlere de aynı yoldan bükülmeden ve dizginsiz bir sabırla yürümüş Nazım Hikmet'ten bir selam göndermiş olalım: "Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta mesele!"
 
*ESP Genel Başkan Vekili