20 Ocak 2022 Perşembe

Sosyalist aydın Kutsiye Bozoklar'ın kaleminden: Sosyalist militan ve okumak

Kendisini devrimci olarak tanımlayan kişi, dünyayı değiştirmek isteyen kişidir. Değiştirmenin yolu ise bilmekten geçer. Genel geçer malumat değil, bilgi sahibi olmanın yolu ise eleştirel okumaktır. Öğrenmeden devrim yapma hayali kurulamaz. Sosyalist militanın gönüllü olarak üstlendiği rol, derin bir birikim ve bilgi gerektirir. Geçmişte özellikle 60'ların sonunda sosyalist militan dendiği zaman; gelişmiş, bilgi ve birikim sahibi, öğrenmekten haz alan özellikle de sözlerinin arkasında duran, paylaşımcı, disiplinli, çalışkan kısaca örnek bir insan tipi akla gelirdi. Eğer şimdi böyle anlaşılmıyorsa bir sorunumuz var demektir.

Ünlü Yunan filozofu Sokrates'in "Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir" sözünü çoğumuz duymuşuzdur. Bu söz öğrenmenin sonsuz bir süreç olduğunu anlatmak için söylenmiştir. Aydınlanma çağının düşünen insanlarının tavırları da bundan farklı değildir. Aydınlanma çağının önemli Alman yazarlarından Goethe'nin ölüm döşeğindeki son sözleri; "Mehrlicht daha fazla ışık" olmuştur. Daha fazla aydınlık istemek, daha fazla bilgi ve öğrenme peşinde olmaktır.

Aydınlanma, akıl çağıdır. Hiçbir dış otoritenin tanınmadığı insanın kendisinin her şey olduğu, verili olan her şeyin sorgulandığı, düşünen aklın her şeye uygulanacak tek ve eşsiz ölçüt olduğu kapitalizmin şafağıdır. Aydınlanma değerlerinin reddedildiği günümüzde akıl tek ölçüt olmaktan çıkmıştır. Ussal olanın reddi ile birlikte öğrenmenin sevinç oluşu da tarihe karışmış durumdadır. Tıpkı yetenek ve liyakat gibi bilgili olmak da önemini yitirmiştir günümüzde. Eğitim ve öğrenim kendini piyasa koşullarına uydurmuş durumdadır. Öğrenmek bütünsel değil lokal bir olaydır. İnsanlar piyasa için mesleki olarak kendine yetenleri öğrenmekte diğer alanda tam cahil olabilmektedir.

Okulun işlevi zaten düzene uygun kafalar yetiştirmektir. Düşünen ve sorgulayan eleştirel insanı değil "iyi yurttaş" hedefler. Öte yandan, eğitimde toplam kalite vb. gibi söylemler ancak sistemin işine yarayacak teknik kafaların yetiştirilmesi anlamına gelmektedir. Entelektüel yeteneklerin geliştirilmesi ve öğrenmenin teşvik edilmesi söz konusu değildir. Sisteme az sayıda, o da sistemin gereklerine uygun bilgilere sahip olan insan yetmektedir. Sistemin öğrenme konusundaki ilgisi bununla sınırlı kalmaktadır.

Toplum ise kuşkusuz öğrenmek yerine "okumakla" ilgilidir. Bu, bir okul bitirmek, bir meslek ve iş sahibi olmak anlamına gelmektedir. Aslında bu topraklarda okuryazar insana saygı duyulur. Okumuşluk, insan olmuşluk anlamı taşır. Osmanlıdan beri okumak devlete kapılanmak dolayısıyla erk sahibi olmaktır. Ama aynı zamanda biraz alafrangalığı ve de yabancılaşmayı çağrıştırır halk için okumuş olmak. Örneğin okumuşlar için söylenen; "mürekkep yalamış" sözü, hem biraz saygı hem de bir istihza içermektedir. Okumak aynı zamanda bir seçkinlik halidir de.

Okuma uğraşı konusunda kafa yoran Akşit Göktürk okumanın üç algılanış biçiminden söz eder; "Birincisi temel okuma yazma becerisidir ki bireyin kağıt üzerindeki imleri seslendirebilmesi ve kendi söylemek istediklerini de bu imler aracılığıyla kağıda dökebilmesi anlamındadır. İkincisi ise kitapların dünyasına girebilmesidir. Üçüncü anlam boyutu ise okuma alışkanlığına eleştirel bir biçim kazandırılması." Bizde ilgi gören ilki, yani okuryazarlıktır. Kitaptan, okumaktan, öğrenmekten medet umulan dönem ise artık çok gerilerde kalmıştır. Okur olmak okur-yazarlıktan başka bir şeydir. Ve artık bir statü göstergesi değildir. Tahsili olmak, dil bilmek bir statü sorunu olabilmekte ancak bilgili, birikimli ve kültürlü olmak küçümsenebilmektedir. Entelektüelin kısaltılmış hali olan "entel" sözü bu küçümseyişi ifade etmektedir.

Okumanın yerini bakma, yazılı kültürün yerini sözlü kültürün aldığı bu dönemde genel bir cahilleşme hali söz konusudur. Üstelik okur da artık bir tüketici durumundadır. Modaya göre üretilmekte, moda olan şeyler tüketilmektedir. Okumayı günlük yaşamın bir parçası haline getirme dönemi gerilerde kalmıştır. Sistem tarafından sürüleşmiş ve güdülmesi kolay kitleler istenmektedir. Oysa okumak hala en önemli bilgilenme aracıdır. Ve doğrunun bilgisine ancak eleştirel bir okuma sürecinden geçerek ulaşılır. Bilgisizlik kör inancın ve saplantıların kaynağıdır.

Ünlü filozof Bacon; "Okumak insanı olgunlaştırır, konuşmak ustalaştırır, yazmak ise daha somut bilgi sağlar" demiştir. Devrimcilerin kulaklarına küpe yapmaları gereken bir sözdür bu. Şimdilerde devrimcilerin gelişmişlik düzeyi toplumun gelişmişlik düzeyinin çok üstünde görünmemektedir. Üstelik bu toprakların devrimcileri kitapla suçun özdeş sayıldığı bir toplumda şekillenmişlerdir. Nüfusun 65 milyonu aştığı bilinirken gazete okuru 1 milyon civarındadır. Okuryazarlık oranı yüzde 80'lerde görünürken okur oranı yüzde 4 civarındadır. Birkaç yazar hariç yayınlanan kitapların baskısı 1000'i geçmemektedir. (Editör notu: Veriler yazarın yazıyı yazdığı döneme aittir)

Böyle bir coğrafyada yetişen devrimcilerin kitapla ve okumakla ilişkisi son derece sorunludur. Kendisini devrimci olarak tanımlayan kişi, dünyayı değiştirmek isteyen kişidir. Değiştirmenin yolu ise bilmekten geçer. Genel geçer malumat değil, bilgi sahibi olmanın yolu ise eleştirel okumaktır. Öğrenmeden devrim yapma hayali kurulamaz. Tarih, coğrafya, geçmiş, bugün, ekonomi, felsefe, sosyalizm, marksizm, leninizm... Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz, sözünü hayata geçirmeden pratik devrimcilik yapılamaz.

Pratik devrimci, yani sosyalist militan söz konusu olduğunda durum daha da ciddileşir. Çünkü sosyalist militanın gönüllü olarak üstlendiği rol, derin bir birikim ve bilgi gerektirir. Geçmişte özellikle 60'ların sonunda sosyalist militan dendiği zaman; gelişmiş, bilgi ve birikim sahibi, öğrenmekten haz alan özellikle de sözlerinin arkasında duran, paylaşımcı, disiplinli, çalışkan kısaca örnek bir insan tipi akla gelirdi. Eğer şimdi böyle anlaşılmıyorsa bir sorunumuz var demektir.

Sosyalizm insanlığın toplam bilgi birikiminin ürünü olduğu gibi, sosyalizmin öncüleri; Marx ve Engels de zamanlarının en ansiklopedik kafalarıdır. Marx, adeta bir kitap kurdudur. Çernişevski'nin Nasıl Yapmalı romanını Rusça aslından okuyabilmek için Rusça öğrendiği bilinir. Ve Lenin de komünist inşanın genç kafalarına, insanlığın toplam bilgi birikiminin öğrenilmesini şart koşar. Bizim genç öncülerimiz; Mahir, İbrahim ve Deniz de birikimin önemine inanan devrimcilerdir. Erdal Öz'ün anılarında gelmekte olan devrimciler kuşağının birikimsizliğinden kaygılanan bir Deniz anlatılır.

Gelişmeler Deniz'e hak verdirecek gibidir. Geçmişte kesinlikle birikim soldadır. Ama bugün bunu aynı rahatlıkla iddia edebilecek durumda değiliz. Oysa "solcu" olma iddiası baştan entelektüel birikim ve bilgi sahibi olmayı gerektirir. Sosyalist militan bakımından öğrenmek bir sevinçli iş olmak zorundadır. Okur olmak ise bir boş zaman uğraşı değil devrimcinin niteliklerinden biridir.

Okuma üzerine genç militanlarla yaptığımız söyleşilerde zamansızlığın en büyük şikayet konusu olduğunu gözlemliyorum. Kuşkusuz zaman sorundur. Ama sorunun özü zamansızlık değil, zamanın devrimci ve örgütlü kullanılamamasıdır. Zamanı örgütlü kullanırken öğrenmeyi ve bilgi biriktirmeyi de bir huy bir meziyet haline getirmeyi bilirsek zamansızlık şikayetimiz olmayacaktır. Özellikle mesleği devrimcilik olanlar daima başka devrimcilerin artı zamanını kullanıyor olmanın bilinciyle hareket edip zamanlarını o sorumlulukla değerlendirmelidirler. Öğrenme kuşkusuz devrimci işin bir parçasıdır. Bu, hem pratikten öğrenme hem de teorik-kültürel birikim edinme anlamına gelmektedir.

Genç militanların özelikle marksist teorik formasyon bakımından yeterli düzeyde olmadığı ortadadır. Birikimin kıt olduğundan yakındığımız 70'li yıllar boyunca, liseli devrimcilerin Lenin'in eserlerini alıntılar yaparak tartışması eski kuşak devrimciler tarafından biraz da hafif bir gülümsemeyle hatırlanır. Çünkü olur olmaz alıntı yapmak dönemin alışkanlıklarından biridir. Ancak şimdi sorunumuz öğrenme sevincinin ve isteminin azalmasıdır.

Oysa sosyalist militan bakımından örgüt bilincine ve leninist parti öğretisine bağlı olmak daha en başından sürekli bilgi ve birikimi, yenilemeyi zorunluluk kabul etmek anlamına gelmektedir. Leninist parti anlayışı sosyalizmi kurma becerisine sahip sınıfın kendiliğinden bilincinin devrim yapmaya yetmeyeceği fikrinden doğmuştur. İşçi sınıfı, öz eğitimleriyle, yani kitle eylemleri ve kendi deneyimleriyle, teorik bakımdan doğru bir propaganda ve ajitasyon söz konusu olsa bile devrimci görevine yönelememektedir. Sınıfın politik kazançlarının kalıcı hale gelmesi için disiplinli bir profesyonel devrimciler örgütü fikri bu eksiklikten doğar.

Bu, işçi sınıfının sınıf bilincinin onun sınıfsal konumunun doğal bir ürünü olduğu yollu kaderci anlayışın bir tarafa bırakılması demektir. Bu anlayış kadercidir, çünkü nesnel devrim koşulları yeterli olgunluğa eriştiğinde otomatik olarak değişimin gerçekleşeceğini varsayar. Parti ise devrimin nesnel koşulları içinde ezilen sınıfların üzerindeki etkisiyle devrimi hızlandırabilecek bir rol oynayabilecektir. Bunun için işçi sınıfı partisinin içinde hareket etmek zorunda olduğu tarihi çerçeve ve çevreyi, kapitalizmin çöküş çağının sınıfın önüne koyduğu görevleri bilmek, kısaca toplumun bütünlüğünü kavramak gerekir. Bu, partinin işidir. Kitleler eylemle ve mücadele içinde çıkarlarının bilincine vararak öğrenirler.

Bu yüzden partinin daima kitlelerin bir adım önünde olması gerekir. Parti öylesine esnek ve öğrenme yeteneğinde olmalıdır ki, kitlelerin her görüntüsünden devrimci olanakları ortaya çıkarabilmelidir. Sürekli değişen durumlara uyma yeteneği göstermeli, değişen koşullardan yeni örgütlenme biçimleri çıkarabilmelidir. Bu bir öğrenme ve yeniden öğretme sürecidir. Parti, sınıfın devrimci deneylerinin sürekliliğini korur. Bunların gelişimine eylemli ve bilinçli olarak katılarak kitlelerin eylemlerini kendilerine açıklar.

Ve bir parti, üyelerinin toplamıdır. Partinin niteliği üyelerinin niteliğiyle ölçülür. Eğer parti devrim yapmak ve sosyalizmi inşa etmek gibi zor görevlerin üstesinden gelecekse onun her militanı da sahip olduğu kimliğe uygun bir donanım içinde olmalıdır. Kitlelere bilinç taşımalı, kitlelerden öğrenmeli ve onu bilincin süzgecinden geçirerek geri vermelidir. Yoksa başarısızlık kaçınılmazdır, "...Yeni tehlikeler ve kurbanlar getiren her yeni mücadele biçimi, buna kötü hazırlanan bir örgütü, kaçınılmaz olarak örgütsüzleştirir" der, Lenin. Lenin'in parti anlayışının profesyonel devrimcilerden talepleri üst boyutlardadır sözün özü.

Parti, diyalektik tarihsel gelişmenin bir ürünü olduğu kadar onun ilerleticisidir de. Böyle baktığımızda profesyonel devrimcilerden beklenilenler çok görülmemelidir. Böyle bir tarihsel görevle yükümlü partinin mensupları fedakar, disiplinli, yüksek bir bilince ve donanıma sahip olmalıdır. Partililiği seçmek gönüllülük işidir. İnsanlar partilerini kendileri yaratırlar. Örgüt içinde ve örgüt sayesinde iyi bir profesyonel devrimci olabilirler. Kısaca etkileşim karşılıklıdır. Militan devrimci kararlılığı ve bilgisiyle sınıfın eylemlerine yön ve açıklık verebilir. Ona yön verense daima sınıfın sosyal varlığı ve ondan kaynaklanan sınıf bilincidir.

Parti, sınıfın öncüsüdür. Ancak sınıfa önderlik etmeyi zaman içinde öğrenir. Önderliğe hazır hale gelir. Partinin önderliğe hazır hale gelmesi onun militanlarının da hazır hale gelmesidir. Bu eğitecek olanların da eğitilmesi demektir. Feuerbach Üzerine Tezler'inin üçüncüsünde; "Ortamın ve eğitimin dönüşümünün materyalist öğretisi" der Marx, "Ortamı değiştirmek için insanlar gerektiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmeye gereksinmesi olduğunu unutur." Eğiticinin eğitilmesi hem pratik hem de teorik öğrenim demektir. Öğrenmek için okumak bu yüzden sosyalist militan için yaşamsaldır.

Sosyalist militan devrim yapmaya soyunduğu topraklara ait ne varsa bilmelidir: Halklarının tarihini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, dünyanın dünkü ve bugünkü halini, ekonomisini, gündelik hayatı, yeryüzünün her köşesinde yürütülen mücadeleleri ve gelişimini... Bu da okumak ve örgütlü öğrenmek demektir. Bu bir görevdir.

Ve örgütlü mücadeleyi seçtiği andan itibaren bir militanın omuzlarındadır. Devrimciyse üstüne aldığı görevi mutlaka en iyi biçimde yerine getirmelidir. Okuyup öğrenmemek basit bir zihniyet tembelliği değildir. Leninist örgüt anlayışı söz konusuysa kesinlikle bir devrim kaçkınlığıdır. Bu ise suçların en büyüğüdür. Eğitimsiz eylem olmaz. Devrimcinin bu yolda seçeneği tektir. Seçenekse devrimdir, sosyalizmdir.