21 Ekim 2020 Çarşamba

Saldırılarınız amacına ulaşamayacak: Faşizmi yeneceğiz

Fiili meşru mücadele sahasında faşist şeflik rejiminin yenilgisini ve halklarımızın birleşik zaferini hazırlama çalışmalarını anti faşist mücadele birliğini kategorik olarak geliştirmek, verili düzeyin üzerine çıkartmak emekçi solda direnen bütün öncülerin gündeminin tam merkezinde durmaya devam ediyor. Faşizmin hiçbir saldırısı dikkatimizi bu hayati sorunun çözümünden uzaklaştıramaz. Direniş binlerce şekilde süremeye devam ediyor ve iyi biliniyor ki, son sözü direnenler söyler. Faşizm yenilecek, işçi sınıfı ve ezilenler, halklarımız kazanacak!

8 Eylül'den bir ay sonra, 7 Ekim'de gece yarısı Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve parti üyelerinin, keza Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Başkanı Alev Özkiraz ve dernek üyelerinin evleri basıldı, 21 devrimci gözaltına alındı. ETHA muhabirlerinden Pınar Gayıp yoldaş da gözaltına alınan sosyalistler arasında. 24 adrese eşzamanlı baskın!.. Büyük göz dağı!.. Amacın topluma korku dalgaları ve umutsuzluk yaymak olduğu belli. Ama sosyalistlerin devrimci kararlılık ve metaneti, umutlu ve baş eğmez sloganları karanlıkları parçalamaya, gecenin evinde yangın çıkarmaya devam ediyor.

ESP ve SGDF yönetici ve üyelerini hedef alan baskın, gözaltı ve tutuklama  terörü, kendi başına ele alınabilecek bir gerçeklik değil, ancak faşist şeflik rejimi ile özgürlük isteyen politik ve toplumsal kuvvetler arasındaki mücadelenin genel tablosu içinde anlaşılabilecek bir politik olaydır. Devrim şehitlerinin uğurlamasına katıldıkları için devrimcilere terör estiriliyor. Ölümsüzlerin uğurlamasına katılmak büyük bir onurdur, kimsenin bunu siyasal suç kategorisine sokamaya gücü yetmez, haddi de değildir. Nasıl gerekçelendirileceği bir bakıma çok da önemli değil, faşist şeflik rejimi sosyalizm ve özgürlük isteyen öncülere saldıracak, onların faşizme karşı büyük bir mücadele birliği kurmasını ve hakeza toplumumuzda birikmiş büyük demokratik potansiyelle, milyonlarca işçinin, kadının, gencin, özgürlük özlemiyle buluşmasını önlemeye, kendini tahkim etmeye, ömrünü uzatmaya çalışacaktır.

20 Temmuz 2015'de Suruç saldırısıyla başlayan tasfiyeci faşist saldırganlık aralıksız süregeldi. Bilinen kötü ünlü “çöktürme” planı gerillayı tasfiye etmeyi, Kürt ulusal özgürlük hareketinin iradesini kırmayı, batıda faşizme karşı direnen emekçi sol güçleri ezmeyi amaçlıyordu. Emekçi sol güçlerin ve halklarımızın süregelen ve kırılamayan direnişi faşist saldırganlığı püskürtemediyse bile faşist diktatörlüğün öngörülen amaçlarına ulaşmasını önledi, bu anlamda başarısızlığa uğrattı.

Diğer yandan aralıksız süren faşist devlet terörü ve birkaç cephede yürütülen işgalci sömürgeci savaş, faşist şeflik rejiminin kurucusu oldu, kurucu şiddet rolünü eksiksiz oynadı. 3-4 yıla yaylan bu süreçte faşist şeflik rejiminin kuruluşuyla karşı devrim güçlerini yeniden organize etti.

Bunlarla birlikte 2019 belediye seçimleri faşist şeflik rejiminin zayıflığını çarpıcı tarzda sergiledi. Kürdistan belediyeleri bir kez daha kaybedilmiş, Kürt halkı faşist kayyum politikasını çöpe atmış, "çöktürme" planının amacına ulaşmadığını göstermişti. İstanbul, Ankara ve İzmir'de seçimlerin kaybedilmesi, keza İstanbul'da hile-i şerriyeyle yenilenen seçimde İstanbul halkından aldığı yenilgi faşist şeflik rejimini sorgulayan, sorgulatan sonuçlar oldu. AKP-MHP-Ergenekoncular-Perinçek/VP ittifakına dayanan ve toplumsal desteği hızlanan biçimde eriyen, katmanlı ekonomi ve Covid-19 krizlerinin ağırlaşan baskısıyla sıkışan, Kafkaslar'da yeni bir işgalci sömürgeci savaş cephesi açan faşist şeflik rejimi kendisini zayıf hissediyor. Daha doğrusu farkında olduğu zayıflığını faşist devlet terörünü tırmandırma ve alanını genişleterek bütün topluma yayma yolundan aşmaya çabalıyor.

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme, yani kadın katliamları ve köleleştirilmesine karşı yasal, hukuki bariyerleri kaldırarak burjuva faşist devlet korunaklı erkek saldırganlığının önünü açma yönelimiyle faşist şeflik rejimi, kendini tahkim amacıyla faşist terörünü ivmelendiren ve kapsama alanını genişleten yeni bir sürece girdi. Ayasofya Kilisesini camileştiren kararı aynı sürecin bir parçasıydı. İslamcılığın, Türk-İslamcılığın, Türkçülüğün ideolojik ve politik bakımdan en gerici ve en saldırgan kesimlerini faşist şeflik rejimi etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu. Faşist şefin kankası Bahçeli'nin açıklaması durumu çok net anlatıyor: "Milli güvenliğimizin sağlam esaslara bağlanmasının yanında, iç huzur ve istikrar ortamının kökleşmesi için bilhassa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi temel gündem olmalıdır. Bu maksatla da yeni hükümet sistemi Parlamenter Sistemin bütün kamburlarından, bütün bağlarından, bütün engellerinden ayıklanmalı, arındırılmalıdır."

Barolar, TTB, TMMOB, Anayasa Mahkemesi vb. parlamenter sistemin "kamburları" ilan ediliyor ve tasfiye fetvası veriliyor. "Milli güvenlik" diye sunulan faşist şeflik rejiminin varlığı ve devamıdır. "Milli güvenliğin" halk sağlığından daha önemli olduğu demagojisi Sağlık Bakanı tarafından propaganda edilmektedir. Halka Covid-19 gerçeklerini açıklayan, faşist şef ve hükümetin halk düşmanı niteliğini sergileyen TTB 'komünist yuvası' ilan edilip faşist şeflik rejiminin hedef merkezine yerleştirilmiştir. Faşist tasfiye yasası çıkartılmasına rağmen Baroların işi bitirilemediği için 1 Aralık'a kadar kongre yapmaları pandemi bahane edilerek ertelenip, ötelenmiştir. Ve derken zaman zaman demokratik özgürlüklerden yana kararlar verebilen Anayasa Mahkemesi ve Başkanı faşist şeflik rejiminin açık hedefleri arasına yerleştirildi. Biraz olsun itiraz eden, biraz olsun  direnen, eleştiren, biat etmeyen, boyun eğmeyen kişi ve kurumlar faşist saldırganlığın ve faşist tasfiye siyasetinin hedefi ilan edilerek faşist terörün alanı genişletilmektedir. Faşist iktidarın durumu oldukça kırılgandır. Dayandığı ittifaklar nedeniyle olsun, AKP'nin iç krizleri nedeniyle olsun bu böyledir. Saldırganlaşmaları zayıflıklarını gizlemek ve güç toplamak içindir... İşkencenin yaygınlaştırılması, idam tartışmaları hep aynı zayıflığın yansımalarıdır.

8 Eylül'de Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Halkların Demokratik Kongresi ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu yönetici ve üyelerine, 25 Eylül'de Halkların Demokratik Partisi yönetici ve üyelerine ve İsimsizler Hareketi mensuplarına, 7 Ekim'de şimdi tekrar  ESP ve SGDF yönetici ve üyelerine yapılan baskın, gözaltı ve tutuklama terörü aynı süreç ve faşist siyasettin yansımalarıdır. ESP ve SGDF'nin faşist terörü kararlılık ve metanetle göğüsleyeceğinden kuşku yoktur. Muhakkak özgürlük mücadelesi yürüten bütün güçler ESP ve SGDF etrafında devrimci dayanışmayı yükselterek faşist terörü birlikte göğüsleyeceklerdir...

Faşizm öncüleri ezmek, tasfiye etmek, bu yoldan işçi sınıfı ve emekçilerin, yoksulların saflarında karamsarlık ve umutsuzluk yaymak, halklarımızı, işçi sınıfı ve emekçileri teslim almak istiyor. Faşist saldırganlar işçi sınıfı ve ezilenlerin öncülerinin kendi başının derdine düşeceğini sanıyorlarsa çok geçmeden yanıldıklarını göreceklerdir. Faşizmin saldırılarını hak etmek onurdur. Saldırıya uğrayan öncüler, yaralarını sarar, boşalan nöbet yerlerini doldurur yollarını şaşırmadan birleşik direnişi büyütme hattından faşizmin yenilgisi ve halklarımızın zaferini hazırlama çalışmasını daha büyük bir iddia ve kararlılıkla yürütürler.

Kitle tabanı eridikçe faşist saldırganlığın ivmelenmesi ve alanının genişlemesinin gösterdiği gibi, faşist şeflik rejimi ile özgürlük güçleri arasındaki çarpışmanın tayin edici bir evresine girilmiş bulunuyor. Anti faşist direnişin en kararlı öncü kesimlerinin faşist şeflik rejimine karşı birleşik mücadeleyi geliştirme bilinç ve isteğindeki çarpıcı gelişme ve bu yolda harcanan çabaların sonuç almaya yönelen tarzda yoğunlaşması da aynı gerçekliğin bir başka yansıması ve boyutudur. Faşist şeflik rejiminin saldırganlığını limitine vardırmak zorunda bırakan direniş ancak anti faşist birleşik mücadele düzeyini ileri sıçratarak, faşist şeflik rejimine karşı direnişi limitine, faşist şeflik rejiminin yıkılışını hazırlama düzeyine yükseltebilir.

ESP ve SGDF yönetici ve üyelerine dönük saldırıya verilecek yanıt bellidir. Bu saldırı da tıpkı diğerleri gibi faşist şeflik rejimine karşı direnen öncülere ve toplumsal güçlere yapılmıştır. Kuşkusuz en güçlü ve yaygın tarzda dayanışma örgütlenmeli ve yükseltilmelidir. Kuşkusuz ESP ve SGDF'ye gönül verenler, şu veya bu nedenle biraz kenarda duranlar bir adım öne çıkarak boşalan nöbet yerlerini dolduracaklar, çalışmaların sürekliliği, kesintisizliği sağlanacaktır. Fakat asıl sorun emekçi solun bütün direnen güçlerinin gündeminin tam merkezinde durmaya devam ediyor: Fiili meşru mücadele sahasında faşist şeflik rejiminin yenilgisini ve halklarımızın birleşik zaferini hazırlama çalışmalarını anti faşist mücadele birliğini kategorik olarak geliştirmek, verili düzeyin üzerine çıkartmak emekçi solda direnen bütün öncülerin gündeminin tam merkezinde durmaya devam ediyor. Faşizmin hiçbir saldırısı dikkatimizi bu hayati sorunun çözümünden uzaklaştıramaz. Direniş binlerce şekilde sürmeye devam ediyor ve iyi biliniyor ki, son sözü direnenler söyler. Faşizm yenilecek, işçi sınıfı ve ezilenler, halklarımız kazanacak!

ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü'nün gözaltı saldırısı sırasında söylediği gibi, “Mutlaka kazanacağız!”

* Atılım Gazetesi’nin 9 EKim 2020 tarihli 447. sayı başyazısıdır.