5 Ağustos 2020 Çarşamba

Saafin: Plan, Filistin haklarının lağvedilmesidir

ABD-İsrail planını Filistin'in tarihsel haklarının lağvedilmesi olarak değerlendiren Türkiye'deki Filistin diasporasından Nicola Saafin, Arap devletlerinin suç ortaklığı yaparak "berbat" bir tutum içerisinde olduğunu belirtti. İsrail'in hiçbir şey vermeden her şeyi almak istediğini ifade eden Saafin, dünya halklarını İsrail'i boykot etmeye çağırdı.

Filistin diasporasından Nicola Saafin, "Yüzyılın Anlaşması" olarak sunulan, Filistin ve Arap coğrafyasının işgal ve ilhakını içeren anlaşmayla ilgili olarak ETHA'nın sorularını yanıtladı.

Filistin halkının bütün geri yanlarına rağmen Oslo anlaşmasının gereklerini yerine getirdiğini ancak İsrail'in bu süreci işgal ve ilhakı derinleştirme olarak sürdürdüğünü belirten Saafin, söz konusu anlaşmayı Filistin halkının tarihsel haklarının lağvedilmesi olarak değerlendirdi. Arap devletlerinin tutumunu "berbat" şeklinde niteleyen Saafin, "Tabii ki hepsi için aynı değil ama tarihsel olarak Arap devletlerinin almış olduğu tavırların çok daha gerisinde bir dönemden geçiyoruz" dedi.

ABD ve İsrail'in, de facto durumu yaratmasına karşı dünya halklarını İsrail'i boykota çağıran Saafin'in ETHA'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

FİLİSTİN BÜTÜN OLARAK PLANI REDDEDİYOR
Anlaşma, Filistin için ne anlama geliyor?

Yeni bu bir anlaşma değil, deklarasyon demek gerekir. ABD ve İsrail arasında anlaşma yapılmış ve anlaşmanın deklarasyonu yapıldı. Filistin tarafı haberdar değil ve kabul etmesi konusunda bir zorlama var. Yani tabi ki tarihsel olarak Filistin'in tarihsel haklarının yeniden ve daha fazla gözardı edilmesi, yok edilmesi ve lağvedilmesi anlamına geliyor. Sonuç itibarıyla İsrail'in işgal ve toprak ilhak stratejisi bu süreçte geçti.

Öncelikle de facto durumu yaratma ve meşrulaştırma düzeyinde uluslararası bir hava yaratmak ve Filistinlilere kabul ettirmek gibi bir süreç işletiliyor. Filistin işgalinden ve Oslo Anlaşması'ndan sonra derinleşen bir işgal süreci var ve İsrail'in doğusunun ve batısının hakimiyetine aldığı ve Filistin'in Batı Şeriasının Oslo Anlaşması gereği olarak sınıflandıran C Bölgesi olarak adlandırılan Batı Şeria'nın yüzde elliden fazlasının topraklarının hakimiyetini değiştirme söz konusu. İsrail kendi hakikatine döndü. Oslo'ya göre bu bölgeler 5 yıl içinde Filistin'e geçecekti ama geçmedi. Ve bu Trump'ın açıklaması Kudüs'ün tamamen tarihsel olarak İsrail'e ilhak etmek. Batı Şeria'nın Ramallah bölgesini İsrail'e meşru kılmak. Filistin ve Batı Şeria'nın adacıklar şeklinde kalarak dünyaya hiçbir sınırı olmayan "devlet" yaratma fikrinden söz ediyorlar. Ve bunu uluslararası düzeye ve muhtemelen daha sonrasında dörtlüye, AB'ye, BM'ye kabul ettirmek üzerinden hareket etmeye çalışıyor. Filistin için anlamı budur. İsrail stratejisine devam etmesi, toprak kaybı sürecinden söz ediyoruz. Filistin halkın Batı Şeria'da ve Gazze'de hem genel grev hem de yapılan eylemlerde tepkisini veriyor. Filistin tarafı siyasi liderleri bu planı reddettiğini açıkladı.

İSRAİL GETTOLAŞMIŞ BİR FİLİSTİN İSTİYOR
Batı Şeria'yı ilhak etme ve işgali Ürdün Vadisi'ne yayma ne anlama geliyor?

İsrail şu an Batı Şeria'yı tamamen ilhak etmeyi istemiyor. Filistin nüfusunu kendisine bağlamak demek ve İsrail'in şu anki ırk ayrımcı sistemi buna izin vermiyor. Filistinlileri kendi vatandaşı olarak görmek istemiyor. Filistin'in tarihsel toprağında izole edilmiş gettolaşmış bir Filistin halkı yaratmak istiyor. Ve bu adacıklara Filistinlilere kendi yönetimini vermek istiyor. Çünkü eğitim, sağlık gibi hizmetlerin verilmesi gerekiyor. Güney Afrika'daki sisteme benzer şeklinde bir sistem yaratmaya çalışıyor. Aynı zamanda da getto sisteminin daha büyük halini yaratmaya çalışıyor. Büyük coğrafya adacıkları gettoya dönüştürecek ve o topraklarda Filistinlilerin kalmasını isteyecek. Batı Şeria'yı ilhak etmekten çok Batı Şeria'dan büyük bir oranı İsrail'in meşruiyetinin altına sokmak anlamına geliyor. Daha da önemlisi, Kudüs'ü İsrail'in başkenti görmek ve Kudüs'ü İsrail'e ilhak etmek anlamına geliyor.

ARAP DEVLETLERİ SUÇ ORTAKLIĞI İÇİNDE
Arap devletlerinin bu anlaşmaya yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Berbat demek yerinde. Tabii ki hepsi için aynı değil ama tarihsel olarak Arap devletlerinin almış olduğu tavırların çok daha gerisinde bir tutum görüyoruz. Trump'ın açıklaması sırasında Bahreyn ve Birleşik Arap Emirliği büyükelçilerinin bulunması Arap devletlerinin bunu onayladığı anlamına geliyor. Zaten Trump konuşmasında ülkelere teşekkür etti destekten dolayı. Son dönemlerde Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinin birçoğu uluslararası sermayeye güçlü ilişkileri olan İsrail'le normalleşme adımları atmaya başladı. Filistin davasını bitirmek için suç ortaklığı içindeler. Daha önemlisi Mısır'ın da ne yazık ki daha da geri bir pozisyon aldığını görüyoruz. Hem Filistin hem İsrail tarafını bu anlaşmayı dikkate almaları gerektiğini öneren bir açıklaması oldu. Bu tabloya bakıldığında Arap dünyasında verilen tepkilerin, Filistin'in tarihsel haklarına karşı aldıkları tutumları çok daha geride, hatta Filistin haklarını reddeden, görmezlikten gelen bir tavırda olduğunu gösteren ülkeler var. Ama tabii ki Tunus, Suriye, Lübnan, Cezayir gibi ülkeler karşı olduklarını açıkladı. Şimdi Filistin Yönetimi Arap Birliği'ni bir toplantıya çağırdı orada tablo daha net görülecek. Muhtemelen önemli bir tartışmaya yol açacak.

İSRAİL BİR ŞEY VERMEDEN HER ŞEYİ İSTİYOR
Bu anlaşma Filistin davasını nasıl etkiler?

Aslında tarihe geri bakıldığında Filistin özgürlük hareketi, işgal sürecinde Filistin'de adım adım ilerleyen süreç. İlhaklar adım adım 48 öncesinden itibaren İngiliz mandası yardımıyla, ABD desteğiyle ilerledi. Bu süreçler dahilinde Filistin hareketi bunu meşru kılmak için uluslararası düzeyde destek aldı ve bu sayede ilhak ve işgal süreçlerini meşru hale getirdi. Bugünkü tabloda 30 yıl öncesinde yapılan Oslo Anlaşması var. Normalde Filistinlilere Batı Şeria ve Gazze'de bir devlet vaadi var. Filistinliler de İsrail varlığını kabul edecekti. Varlığını kabul etti ama karşılığında Filistinliler ne Batı Şeria ne de Gazze üzerinde toprak hakimiyeti kurabildi. İsrail'in işgali sürdü. 25 yıllık süre zarfında Batı Şeria'nın önemli bir kısmı İsrail otoritesinde kaldı. Kudüs hiç Filistin yönetimi altında olmadı, Gazze zaten abluka altında. Her ne kadar İsrail çekilse de bu tabloya bakıldığında Trump anlaşması, 25 yıldır gerçekleştirilmeye çalışılan de facto durumun meşru hale getirilmesinden başka anlam ifade etmiyor. Meşru haline geldikten sonra geriye dönüşümü çok daha zor bir süre olduğunu söyleyebiliriz. Şu anlama geliyor: Batı Şeria'daki insanların hayatının yine aynı zorluklarla devam etmesi, şehirden şehre gitmeye kalkarken İsrail kontrol noktalarından geçiyor olması, yurt dışına çıkacağı zaman İsrail kontrolünden geçmesi, herhangi bir otoriteye işaret edecek bir şeyin sağlanmaması, toprak bütünlüğü üzerinden, ekonomi dahil olmak üzere İsrail üzerinden dönmesini meşru hale getirme.

İsrail'in işgal ettiği topraklar BM kurallarına göre, işgal bölgelerine sağlık, eğitim gibi sosyal hakların kendisi tarafından temin etmesini gerektiriyor. İsrail hem işgal edecek, hem insanların hayatlarını alabildiğine zorlaştıracak ama bunun karşılığında hiçbir şey yapmayacak, hiçbir hakkı vermeyecek. Olacak olan budur.

İSRAİL BOYKOT EDİLMELİ
Dünya halklarına ne söylemek istersiniz?

İsrail'in tarihsel sürecinin farkındalığı olarak yaratmaya çalıştığı aparthaid ayrımcı sisteme karşı durmalarının çağrısını yapabiliriz. Uluslararası harekete destek vermeleri, İsrail'i boykot etmesi, İsrail'in bu işgal de facto durumu yaratmasında, toprak ilhakı ve Filistin'in tarihsel haklarını gözardı etmesini sormak ve bunu bütün devletlere hatırlatmak gerek. Uluslararası düzeyde onu izole eden, kapsamlı bir boykot yaratılması etkili olacaktır. Aksi takdirde İsrail'in yaratmaya çalıştığını desteklemek olur. İsraili boykot edin ki tüm düzeylerdeki Filistinliler kendi haklarına kavuşabilsin.