9 Nisan 2020 Perşembe

Öcalan'a tecrit ulusa tecrittir

Onurlu hiçbir halk, sömürgeci baskı ve zulüm karşısında diz çöküp teslim olmaz. Önderi esir düşmüş ve rehin olarak tutulurken kayıtsız kalması ve partisinden uzaklaşıp örgütsüzleşmesi de beklenemez. Nitekim Kürt halkımız partisi önderliğinde yürüttüğü mücadelede zaman zaman yorgunluk ve duraklama belirtileri gösterse de direnme çizgisini terk etmiyor.

21 yıl önce uluslararası bir istihbarat saldırısı örgütlendi ve PKK lideri Abdullah Öcalan esir alınarak sömürgeci Türk devletine teslim edildi. Dönemin başbakanı Ecevit, CIA-MOSSAD organizasyonu ile kotarılan bu uluslararası korsanlığın bir yandan sevincini yaşar ve böbürlenirken, bir yandan da "Amerika Öcalan'ı bize niçin verdi anlamış değilim" diyerek işin arkasında bir emperyalist plan olmasından duyduğu endişeyi açıkça dile getirmişti. Geçen 21 yıl içinde Türk sömürgeciliğini korkutacak bir 'emperyalist proje' olmadığı açığa çıktı. Emperyalistler de özgürlük düşmanıydılar, ABD dünyanın neresinde olsa özgürlükçü her türlü savaşıma düşmanlığını yeterince kanıtlamış durumda değil miydi zaten?

Uluslararası korsanlıkla esir alınan Öcalan yine emperyalistlerin onayı, desteği ve göz yumması ile Türk sömürgeciliği tarafından 21 yıldır esaret altında tutuluyor. PKK'nin lideri Abdullah Öcalan esir alınır, örgütü ile irtibatı kopartılır ise PKK önderliksiz kalır, belki de bölünür parçalanır, bu yolla Kürtlerin 29. isyanı da ezilir, sömürgecilik baki kalır diye umuluyordu. Bu doğrultuda Türk devletinin şeytanla bile anlaşma yapmaya hazır bir haleti ruhiye içinde bir çaresizlik durumu yaşadığı malumdur. Nitekim Öcalan'ın esareti ile umutsuzluğa kapılan ve sömürgecilikle anlaşma yolları arayan kimi unsurların PKK'yi bölme girişimleri el altından desteklendi, bu unsurlar müsamaha ile karşılandı, cesaretlendirildi vs. Türk devletinin Kürt halkını örgütsüz ve önderliksiz bırakma, yurtsever devrimci hareketi teslim alma ve özgürlük mücadelesini ezme stratejik hedefine bağlı pek çok planını daha devreye soktuğu, yöntem denediği biliniyor. En zorlandığı dönemlerde görüşmelerle oyalama ve zaman kazanma taktiklerine başvurma esneklikleri sergileme yeteneğine sahip olduğunu da gördük.

Esaret altında geçen 21 yılda Kürt halkının önderi Abdullah Öcalan İmralı adasında direndi, PKK'nin stratejik hedeflerine esas olarak bağlı kaldı, Kürt halkının özgürlük ideallerine sahip çıkmaya devam etti. Kürt halkı ise önderini sahiplenir, çağrılarına kulak verir ve bağlılığını her vesilede sergilerken, PKK de Öcalan çizgisinde ilerleyişini sürdürdü. Sömürgeci teslim alma politikaları sonuç getirmedi. Kürt halkının mücadelesi büyüdü, yaygınlaştı, özgürlük tutkusu derinleşti. Kuzey Kürdistan'ın dışına çıkarak Türk halkı ile buluşma ve iki ülke iki devrim zemininde cephesel birlikler oluşturmada başarılı sonuçlar aldı. Dört parça Kürdistan genelinde Kürtlerin ulusal birliğinde çok önemli bir ruh ve duygu birliği ortaya çıkardı. Kürdistan'ın Rojava parçasında öncülük ettiği devrimle Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye'nin özgürleşmesini ve bölge halklarından Kürtleri, Arapları, Süryani ve diğer ezilen ulusal toplulukları gönüllü birlik temelinde bir özerk yönetim altında devrime katmayı başardı.

Sömürgeci faşist bürokrasi ve burjuva ideologların sonuç alamadıkları en kritik nokta, Abdullah Öcalan'ın PKK ve Kürt halkı nezdinde sahip olduğu güçlü konumu sarsma girişimleridir. Bu doğrultuda hangi söyleme başvurup, hangi yöntemi denedilerse gerçeğin sert duvarına çarpmaktan kurtulamadılar. Tarihte benzeri ender görülecek katılıkta uyguladığı tecrit politikasının amaçladıklarının tam tersine anlamlar ortaya çıkarmasını da önleyemez bir çaresizlik içindedirler. Herkesin bildiği ve anladığı çok net olan bir gerçekliktir, önderliğine yaklaşım o halka yaklaşımı yansıtır, buradan hareketle sömürgeci faşizmin Abdullah Öcalan'a yaklaşımı Kürt halkına yaklaşımını yansıtır. Türk faşizmi Öcalan'ı Kürt halkının tartışmasız önderi olarak kabul ediyor ve özgürlüğü için ayağa kalkmış bir halkın direnişini ezmek için esir aldığı önderini rehin olarak tecrit altında tutuyor. 21 yıldır uygulanan insanlık dışı tecrit politikasına direndikçe Öcalan'ın Kürt halkının önderi olma konumu güçlenmiştir. Kürt halkı özgürlüğünü kazanmasının Öcalan'ın özgürlüğü ile sıkı sıkıya bağlı olduğunun bilincinde olarak önderine bağlılığını koruyor ve sürdürüyor.

Onurlu hiçbir halk sömürgeci baskı ve zulüm karşısında diz çöküp teslim olmaz. Önderi esir düşmüş ve rehin olarak tutulurken kayıtsız kalması ve partisinden uzaklaşıp örgütsüzleşmesi de beklenemez. Nitekim Kürt halkımız partisi önderliğinde yürüttüğü mücadelede zaman zaman yorgunluk ve duraklama belirtileri gösterse de direnme çizgisini terk etmiyor. Önderinin özgürlüğü uğruna evlatlarını savaş cephesine gönderiyor, direniş mevzilerinde tutunuyor. Dünyada bunca sahipsiz ve desteksiz bırakılmış bir halk direnişi yoktur. Ama halkımız her koşulda kazanımlarını korumada, davasını sahiplenmede yeni bedeller ödemeyi göze alabiliyor.

Milletvekilleri ve parti başkanları tutuklanmış, seçilmiş yerel yöneticileri ve binlerce tutuklu partilileri ile ayrıca arkası kesilmeyen yeni gözaltı ve tutuklamalarla en küçük direnme iradesi bırakmamacasına saldıran sömürgeciliğe karşı Kürt halkımızın duruşu onur vericidir, dünya halklarına umut, güven ve esin kaynağıdır.

Bu onurlu halkın direnişi karşısında burjuva demokrasisinin vatanı diye övünen Avrupa ülkelerinin tutumu ise utanç vericidir. İnsan hakları ihlallerini engellemek, demokratik hak ve özgürlükleri korumak, soykırım ve savaş suçlarına karşı mazlum halkların var olma hakkını savunmak üzere kendilerinin kurmuş oldukları uluslararası örgütler kuruluş amaçlarının aksine sömürgeci rejimleri, ırkçıları, şovenleri, savaş suçlularını kolluyorlar. Örneğin Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, savaşta taraf oluruz gerekçesiyle Rojava'ya gelmeyi reddediyor. On binlerle sayılan politik tutuklularla ilgili hak gaspı şikayetlerinde AİHM, faşist Türk devletine etkin bir yaptırım getirmeye yanaşmıyor. Türkiye'nin Kürt halkına karşı soykırım ve savaş suçu işlediği örneklerde Lahey Adalet Divanı harekete geçmiyor, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi Abdullah Öcalan'a 21 yıldır kesintisiz uygulanan tecrit konusunda bir yaptırıma gitmiyor. Tüm bu örgütler sömürgeci Türk faşizminin Kürt halkına uyguladığı soykırımcı, ırkçı, ayrımcı politikalara, işkence ve katliam saldırılarına göz yumuyor, sessiz kalarak onaylıyor. Strasburg'ta, Avrupa Parlamentosu önünde 8 yıldır süren 'Öcalan'a tecrit kaldırılsın' talepli oturma eylemini parlamento mensupları ve Avrupa kamuoyu görmezden geliyor. Nereden baksanız ikiyüzlülük, faşizm yardakçılığı, demokrasinin iğdiş edilmesi.

Burjuvazinin demokrasi macerası biteli çok oldu. Emperyal ırkçılığa kendini teslim etmiş Avrupa'dan demokrasi, insan hakları, adalet vs. beklemek saflıktan öte bir anlama gelir. Kürt halkı ve onun dostları el ele, omuz omuza verip çıkacak bu gerici karanlığın girdabından. Direnen önderlik direnen halk gerçekliği, onunla yan yana savaşan komünistlerle özgürlüğe yürüyüşünü sürdürecek ve zaferi kazanacak.

Emperyalist komplolar yoldaşlarımızı esir alabilir ama direnme irademizi kimse elimizden alamaz.