Salgın hayatı durduruyor ama erkek egemenliğini durdurmuyor. Kadın emeğinin, cinselliğinin ve duygusunun sömürüsü her durumda baki kılınıyor.

" />
    13 Temmuz 2020 Pazartesi

Nehir Doğan yazdı: Karantina da erkek egemen

Salgın hayatı durduruyor ama erkek egemenliğini durdurmuyor. Kadın emeğinin, cinselliğinin ve duygusunun sömürüsü her durumda baki kılınıyor.

Uzun zamandır erkek egemen sistemin cins çelişkisi, aile kurumunu çözmeye başladı. Boşanmaların artması, evlilik yaşının yükselmesi, kadınların çocuk doğurma yaşının yükselirken çocuk sayısının azalması, aile içi cinsiyetçi iş bölümüne itiraz gibi birçok veriyi buna örnek gösterebiliriz. AKP’de tam bu nedenle her fırsatta aileyi kutsayan, çocuk doğurmayı salık veren, evlilik yaşını düşüren politikaları ve “kutsal annelik” demagojisi üzerinden hasta adamı iyileştirme peşinde. Kuşkusuz bu çözülme yükselen kadın özgürlük mücadelesinin gücünün ve kadınların gelişen cins bilincinin sonucudur. Kutsal ailenin bizim için kölelik, evin hapishane olduğunu biliyoruz ve tüm isyanımız bu gidişatı durdurmak için.

Korona salgını; birçok yönden AKP’ye yeni nefes alma imkanları tanıyor. “Evde kal” çağrıları ile hem yönetmekte zorlandığı kitleleri sokaktan uzak tutuyor hem de kadınların salgın nedeniyle evde olmalarını cinsiyetçi iş bölümünün derinleştirilmesine vesile yapıyor. Tabi uzun zamandır planladığı ama kadın hareketi ile karşı karşıya gelmekten imtina ettiği için sürekli ertelediği, cinsel suçlara ceza indirimini ön gören yasa taslağını da arada meclisten geçirmeye çalışıyor.

Malum evdeki çocuk, hasta ve yaşlı bakımı; kadının yakınlarına duyduğu sevginin doğal sonucu sayılıyor. Ücretsiz ve sömürünün en sınırsız hali olan bu iş yükü, korona günlerinde daha da artmış durumda. Hastanelerin acil durumlar dışında hasta kabul etmemesinden dolayı evde bakılan hastalar, evde kalması gereken yaşlılar, okullar kapalı olduğu için eğitimi aksamaması gereken çocuklar, bitmeyen temizlik ve açık büfe mutfak ile AKP, devletin bütün sorumluluğunu kadının üstüne yıkıyor. “Hayat eve sığar” diyerek afili bir formülasyon ile tüm bunları katlanabilir göstermeye çalışıyor. Salgınla mücadele etmek için devletin yapması gereken sorumlulukları evdeki kadının üstüne yüklüyor ve dört duvarın içine sığdırıyor. Yaşlılara salgın nedeniyle bir kereye mahsus 1000 TL yardım yapılıyor ama o yaşlının, hastanın, çocuğun bakımında kadının iş gücü ücretsiz. Üstelik kadın bunlardan birini biraz asık suratla yapsa, yorgunluk belirtisi gösterse “sevgisizlik” suçlaması ile toplumsal baskı da hazır. Salgın nedeniyle bizden istenen zorunlu ‘fedakarlık’ ise ayrı bir dayatma. Salgının bizler için asıl tehlikesi bu cinsiyetçi iş bölümünün, sevginin doğal sonucu olduğu politikasının devam etmesi olacaktır.

Uzaktan çalışma ile ev, erkekler için toplumsal ve politik bir alana çevrilirken kadın için alabildiğine özel alana çevriliyor. Şiddet, ‘özel alanın’ en gerçek, en yaygın ama en görünmez yüzü olarak dört duvar arasında saklanmaya itiliyor. Şiddete uğrayan kadının yolu AKP tarafından tek tek kapatılıyor- savcılıklara sadece acil başvuru alma, polise acil durumda müdahale etme, ambulansa acil durumda olay verine gitme, başvuru hatlarını salgın nedeniyle oluşacak acil durumlar nedeniyle birleştirme gibi kısıtlamalar- ile kadınlar erkek şiddet karşısında korunmasız bırakılıyor. Ve bütün bu ‘acil’ denilen durumların listesinde erkek şiddeti yok. Şaşırdık mı elbette hayır. Zaten AKP için kadına yönelik şiddetle özellikle de ev içi şiddetle mücadele hiçbir zaman acil olmadı. Sadece kadın hareketinin baskısı ile oluşan kamuoyunu susturmak, acilen tedbir alınması gereken risk olarak görüldü. Şimdi şiddet gören veya risk altında olan kadınlarda bu ‘çaresizlik’ hissinin geçici değil kalıcı bir ruh haline dönüşmesini, ev içi şiddetin ‘aile mahremiyetine’ bağlanarak sessizce nesilden nesile aktarılmasını murad ediyorlar.

Salgın hayatı durduruyor ama erkek egemenliğini durdurmuyor. Kadın emeğinin, cinselliğinin ve duygusunun sömürüsü her durumda baki kılınıyor. Her toplumsal olay insanların davranışında, bilincinde ve alışkanlıklarında değişiklik meydana getirir. Nasıl ki sokağın, eylemin, politikanın, mücadelenin, dayanışmanın özgürleştirici etkileri varsa; evin ve bitmeyen işlerinde alıklaştırıcı, insan beynini köreltici ve görünmeyen zincirlerle köleleştirici etkisi vardır. Bugün salgın nedeniyle sağlıklı olmak ve iyi beslenmek için yaptığımız yemekler, evde geçirilen vakit sıkıcı olmasın diye kendimizi parçalamamız, sevdiklerimizi kaybetme korkusu ile gösterdiğimiz anlayış ve alçakgönüllülük; erkek egemenliği tarafından kadın emeği sömürüsünün aracına dönüştürülecek ve ev içi bakım işleri bizim doğal görevlerimiz olarak yine bizden beklenecek. Salgın elbet geçecek ama bu süreçte derinleştirilen erkek egemen cinsiyetçi iş bölümü, biz müdahale etmezsek devam edecek.

Bu nedenle önce kendimizi yalnız ve çaresiz hissetmemeliyiz. Kadın dayanışmasının her durumda yanı başımızda olduğunu bilerek güç almalıyız. Sosyal medya ve online grupların son derece işlevli olduğu bu günlerde apartmanda, mahallede, köyde nerede bulunuyorsak kadın dayanışma grupları kurmalı, yardım isteme ve yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmenin yollarını kolaylaştırmalıyız. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için yapılan eylemlere destek vermeli, kendimiz yaşam alanlarımızda bu eylemleri başlatmalıyız. Her gün veya her hafta belirli saatte erkek şiddetine sessiz kalmamak için ses çıkarma eylemlerinden dijital şiddet ve tacize maruz kalan kadınlarla dayanışmaya ve bu erkekleri teşhir etmeye kadar bir dizi şey yapabiliriz.