13 Temmuz 2020 Pazartesi

Metal grevinden dönen tahta kaşık

Şüphesiz ki buradaki sorun metal işçisinin istediği zam oranını alamamış olmasından çok daha büyüktür. Bugüne kadar öfke öfke büyümüş olan grev iradesi metal işçisini hem kendisinin hem de sınıfının kurtuluşu için aktif bir özne olmaya hazırlayacakken, onun bu enerjisini bürokratik taklalarla boşa düşürmenin ne izah edilebilecek, ne de kabul edilebilecek bir tarafı vardır.

Sarı sendika Türk Metal'in patron sendikası MESS ile 2019-2021 dönemi için imzaladığı ve yüzde 17'lik zam öneren toplu iş sözleşmesini kabul etmeyen Birleşik Metal-İş 5 Şubat'ta greve çıkacağını açıklamıştı.

DİSK yönetimi de grev döneminde metal işçisine destek olmak için hazırlıklara girişmiş, basın açıklamaları düzenlemeye başlamıştı.

10 bin metal işçisinin grev hazırlıkları sürerken ve herkes "metal fırtınayı" beklerken, kendi ifadesiyle "sorunun çözümü" için 2 Şubat'ta Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın arabuluculuğunda MESS ile tekrar görüşen Birleşik Metal-İş yönetimi bu sefer anlaşma sağlandığını ve toplu iş sözleşmesinin imzalandığını duyurdu.

Anlaşmanın detaylarına bakıldığında neredeyse Türk Metal'in imza attığı zam oranının aynısına imza atıldığı görülüyor. Peki, madem bu oran kabul edilecekti, o halde neden başta grev kararı alındı? Madem grev kararı alındı, o halde şimdi neden bu oran kabul edildi?

Bu tutarsızlığın sebebi grev kararı ile grevden dönme kararı alan bileşimin farklılığında yatıyor.

10 bin üyesi bulunan Birleşik Metal-İş grev kararını fabrika temsilcileri kurulunda almış, 37 fabrikayı temsil eden temsilcilerden 20'si "Grev" demişti.

Grevden dönme ve Türk Metal ile aynı anlaşmaya imza atma kararı ise çok daha dar bir bileşim olan şube başkanları düzeyinde alınmış. Böylece, diyelim, 10 fabrikayı temsil eden bir şubenin oyu ile 5 fabrikayı temsil eden bir şubenin oyu eşitlenmiş ve çoğunluk hesabı değiştirilebilmiş.

Sonuç olarak 10 bin metal işçisinin aldığı grev kararı sendika yönetimi tarafından bürokratik bir hamle ile iptal edilmiş, işçilerin bu ilerici iradesi çiğnenmiş oldu.

Anlaşmayı Twitter hesabı üzerinden duyuran Birleşik Metal-İş şu sıralar grevden dönen sendika yönetimine tepki gösteren işçilerin isyan dolu tweet'lerini "Tweet gizleme özelliği" ile gizlemeye çalışıyor.

Hatırlayacağınız üzere geçen sene Türk-İş Başkanı Ergün Atalay temsil ettiği işçilerin tüm hoşnutsuzluğunu bir kenara atıp "Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle" diyerek kamu ile toplu sefalet sözleşmesine imza atmış ve büyük tepki toplamıştı. Görünen o ki, Birleşik Metal-İş de "işlerin karışmasından", yani grevden korkmuş. Daha doğrusu grevden duyduğu korku, üyelerinin yoksulluğundan duyduğu korkuya galip gelmiş.

Şüphesiz ki buradaki sorun metal işçisinin istediği zam oranını alamamış olmasından çok daha büyüktür.

Metal sektörü ve onunla bağlantılı sektörler ihracattaki payları sebebiyle burjuvazi için en önemli, dolayısıyla en kırılgan, işçilerin de sendikal örgütlülüğün en yüksek olduğu sektörlerdir. Bu da bu metal işçisinin üretimden gelen gücünün çok yüksek olduğunu gösterir.

Krizin faturasının işçi ve emekçilerin omuzlarına yıkıldığı, çalışan yoksulluğunun tahammülfersa hale geldiği, faşist iktidarın zaten sınırlı olan hak ve özgürlükleri bile ortadan tamamen kaldırdığı bu dönemde metal işçisinin omuzunda yayından bir türlü fırlayamayan işçi hareketini büyütme sorumluluğu da vardır.

Bugüne kadar öfke öfke büyümüş olan grev iradesi metal işçisini hem kendisinin hem de sınıfının kurtuluşu için aktif bir özne olmaya hazırlayacakken, onun bu enerjisini bürokratik taklalarla boşa düşürmenin ne izah edilebilecek, ne de kabul edilebilecek bir arafı vardır.

Marks, "İşçilerin gerçek kazanımı giderek genişleyen birliklerindedir" derken bunun geri çekilme ve susma temelindeki bir birlik olabileceğini söylemiyordu. Dolayısıyla eğer bugün sendika yönetimleri isteyerek ya da istemeyerek sermayenin taleplerine boyun eğiyorsa, işçiler "birliklerini korumak" adına kendi sendikalarının gerici kararlarına boyun eğmek zorunda değillerdir.

Bu durum bize kapitalizmin emperyalist küreselleşme evresinde işçi hareketi ve sendikalar arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor. İşçi hareketi için artık köklerine dönme vaktidir. O kök de sendikalar değil, bir zamanların etkili kitle sendikalarını da var etmiş olan fiili meşru mücadele hattıdır. Yani yeni dönemde işçileri direnişe sevk edecek olan sendikalar değil, tersine, sendikaları mücadeleci hatta çekecek olan işçilerin direnişi, komiteleşmesi olacaktır.

Metal grevinden dönen kaşık tahtadandır ve kırılmalıdır. İşçiler 20 fabrikada grev kararı almıştır. Kavgaya hazırdır. İlerici olan sendika yönetiminin aldığı kararlar değil, işçilerin bu iradesidir. Dolayısıyla desteklenmesi ve büyütülmesi gereken de budur. Devrimciler greve hazır olan işçilerin çıkarına olan şeyin, ne olursa olsun sefalet zammını kabul etmemeleri ve her bir fabrikada fiili greve ve işgale başlamaları olduğunu onlara anlatmalıdır.

Normalde hakkı "Genel grev genel direniş" olan skandal nitelikteki asgari ücret zammına karşı sendikalar anlamlı tek bir yumruk sıkamamışlardı. Oysa tek bir fişek, aydınlığına on binlerce işçiyi toplayabilirdi. Şimdi elimizde bu 20 fabrikada olgunlaşmış grev iradesi var. Bunu çürütmemek elimizdedir.