18 Eylül 2021 Cumartesi

İfşanın örgütü mü örgütlü ifşa mı?

Özel olan politiktir. Politik olan politik eylemle dönüşür. Politik eylem ise örgütlü-devrimci eylemdir. Bu nedenle, özel olan örgütlü-devrimci eyleme tabidir. "Özel olan politiktir"de çubuğun büküleceği yer ise örgütlü tepkiye sevk etmektir.

İfşa pratiklerinin coğrafyamızdaki tarihi, bilinenin aksine, çok da eskiye gitmiyor. İlk örneği olarak 90'lı yıllarda 'Dayağa hayır' kampanyasında fail erkeklere mor iğne batırılması sayılabilir. 2000'lerde ise örgütlü/örgütsüz kadınların ya da sol gelenekten gelen feminist kadınların örgütlü erkekler tarafından maruz kaldıkları cinsel şiddeti ifşa etmesi bilinen bir tartışma oldu. Dönem dönem, feminist kadınlarla karma örgütlerdeki kadınlar arasında, karma örgütlerde cinsel suçlara karşı kadınların etkin bir şekilde korunmadığı suçlamalarından doğan tartışmalar yaşandı. Bu dönemlerde 'Kadın beyanı esastır' ilkesi çerçevesinde oluşturulan komisyonlarla cinsel suçlara dair bir mekanizma kuruldu. Komisyonlar kimi zaman örgütlü erkekle ilgili kendilerine iletilen talepler neticesinde bir karara vardı ve taraflara açıkladı. Aslında bugün de cinsel suçlara karşı mücadele bu mekanizmanın mantığına uygun işliyor. Bir kadın örgütü veya feminist grup kendilerine iletilen kadın beyanı ile soruşturmayı başlatıp, soruşturma neticesinde bir karara varıyor. Bu karar cinsel suçun niteliği, failin konumu ve yarattığı etki gibi pek çok değişkenle somutlaşırken, bir yandan da ilgili örgütün bu konudaki tutum belgesi veya yönetmeliğinin bu spesifik suçu ve cezasını nasıl tanımladığına da bakıyor elbette.

Daha yakın dönemde, #MeToo hareketinin tüm dünyada sosyal medyada başlattığı ifşa dalgalarını görüyoruz. Holywood'da yapımcı Harvey Weinstein'a karşı cinsel taciz suçlamalarıyla başlayan ve sinemada kadınlara yönelik cinsel şiddeti pek çok ünlü kadının da ifşa etmesiyle devam eden #MeToo (2017) hareketi, coğrafyamızda da sinema sektöründe çalışan kadınların bir araya geldiği bir platform olarak yankısını buldu; #SusmaBitsin (2018).

#LasTesis (2019), yayıncılık ve edebiyat dünyasında erkekleri ifşa eden #UykularınızKaçsın (2020) gibi sosyal medyada başlayan ifşa dalgalarını da yakın dönem örnekleri olarak sayalım. #UykularınızKaçsın Hasan Ali Toptaş'ın kadın yazarlara karşı uzun yıllara yayılan bir dönemde gerçekleştirdiği cinsel taciz ve saldırı girişimlerinin ifşa edilmesiyle başladı. Süreç; Hasan Ali Toptaş'ın, Doğan Hızlan'a konuk olduğu programda çevirmenlerle ilgili yaptığı, "Çeviri bir kitap okurken önce çevirmenin doğum tarihine bakıyorum" şeklindeki açıklamalarının sosyal medyada tartışılmasıyla başladı. Bu tartışmaların devamında "@LeylaSalinger" isimli bir Twitter kullanıcısı Hasan Ali Toptaş hakkında cinsel taciz iddiasında bulundu, ardından yazar Pelin Buzluk da bu ifşaya katıldı. Aslı Tohumcu, Bora Abdo ile ilgili bir ifşada bulunurken bir çığ gibi erkek yazar, çizer ve yayıncı ifşası başladı. Ali Lidar, Ali Şimşek, Hüseyin Kıran, Metin Üstündağ, Nevzat Çelik, Aytaç Ars, Osman Çakmakçı, Hüseyin Kıran, Onur Koca, Mustafa Orman, Levent Karataş Refik Tabakçı, Vedat Özdemiroğlu, Ümid Gurbanov, Korhan Gümüş, Çağdaş Erdoğan, Gürkan Hacır, Şaban İba gibi birçok erkek yazar ifşa edildi. İfşa tartışması da tüm coğrafyanın gündemine belki de en çok bu dönemde oturdu.

Peki, eskiden bir grup kadının ya da örgütün yazılı açıklaması veya bir etkinlikte bir erkeği ifşa etmesi olarak gördüğümüz bir pratik olan ifşa, neden tek biçimi oymuş gibi algılanan sosyal medya ifşalarına dönüştü ve giderek daha çok karşılaştığımız bir olgu haline geldi? İfşa önceden tarafların veya örgütlerin kararını açıklayan ve faili işaret eden bir metin gibi algılanırken, ya da faillerin örneğin bir etkinliğe katıldığında kadınlar tarafından kamusal alanlarda ifşa edilmesi olarak düşünülürken; şimdi sanki neredeyse sadece sosyal medyada görülen bir olgu haline geldi. Dijital dünyanın hayatımızda giderek daha fazla yer kaplaması ile yarattığı "anında cevap alma" hali de ifşanın alanını ve sınırlarını genişletti. Sosyal medyada ifşanın bir başka motivasyonu da adalet taleplerini karşılayacak cinsiyetçi hukuk dışında bir mekanizma olmadığını düşünenler için bir tür çıkış olarak görülmesi. (1) Oysa bu mekanizmaların adresi artık belli: Bağımsız kadın örgütleri ve sosyalist kadın örgütleri.

NEDEN İFŞA?
İfşa kelimesi gizli bir şeyi açığa vurma, açıklama, yayma anlamına gelir. "İfşa feminist bir mücadele aracı olduğunda ise "gizli" olup açığa çıkartılan şey, şiddetin en yaygın görülen hali olan kadına karşı erkek şiddetidir." (2)

Yani ifşa, kadın özgürlük mücadelesinde erkek şiddetine karşı oluşturulan mekanizmalar, kurallar ve deneyimlerden billurlaşan pek çok yöntemden biridir. Feministler ve kadın örgütleri için bir prensip olarak benimsediğimiz "Kadının beyanı esastır" ilkesiyle bağlantılı biçimde, bir cinsel suç veya şiddet olayında başvurulan bir araçtır. Yani "yöntemlerden biri olan ifşa bu ilkenin (kadın beyanı esastır) otomatik bir sonucu değildir." (3) İfşanın pozitif hukukta henüz yeri yok, yani burjuva hukuk içerisinde bir suç tanımı ve ceza olarak yer almıyor. Kadın özgürlük mücadelesinde ise ceza olarak değil, cinsel suçlarla mücadele yöntemi olarak kullanılıyor.

"Kadın beyanı esastır" ilkesinin yanında, "Özel olan politiktir" ilkesi de ifşanın zeminini kurarken düşünmemiz gereken bir gerçektir. Bu zemini şöyle kurmak gereklidir: Özel olan politiktir. Politik olan politik eylemle dönüşür. Politik eylem ise örgütlü-devrimci eylemdir. Bu nedenle, özel olan örgütlü-devrimci eyleme tabidir. "Özel olan politiktir"de çubuğun büküleceği yer ise örgütlü tepkiye sevk etmektir. İfşa özel alana dair bir şeye tepki olarak görülüyor, dolayısıyla bu ilkenin işlemesi gereken bir alan. Ancak ifşa aslında özel alana dair öyle koşulsuz bir hak değil, geçiş dönemi içindeki bir tepki eylemidir. Bu meyanda tekil eylemlerin elbette politik bir değeri vardır, ancak yukarıda vurguladığımız gibi, önemli olan tekil eylemi toplumsal olarak daha büyük alt üst oluşlar yaratabilecek olan örgütlü tepkiye sevk etmektir.

Feminist hareketin ifşayı nereye yerleştirdiği ise yukarıdaki ilkenin eksik işleyişini özetler nitelikte: "Yani beyanları "ifşa" statüsüne almak dışında bir yere yerleştirebiliyor muyuz? İfşayla ortaya çıkan bilgi ile feminist hareket ne yapar, ne yapmalı? Bu beyanlar "özel olan politiktir"in tarihselliğinde ne anlam ifade eder? İfşa denince aklımıza gelen homojen yapıyı kırmak için bu sorgulamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar her yaşanan olay biricik desek de, ifşa tartışmasını hayal ederken ve argüman üretirken beyan-suç-adalet üçlüsünün niteliğini her olayda aynı varsayma riskine düşebiliyoruz." (4)

Cezasızlık politikası, erkek egemen sistemden ya da talepte bulunulan örgütten etkin ve yeterli bir yanıt alınamayacağına dair güvensizlik, yapılan ifşaya genellikle hem destekçiler hem fail tarafından anında yanıt alınması sebebiyle gelen rahatlama hissi gibi etkenlerin kadınların ifşayı bir yöntem olarak kullanmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Kurtarılma isteği, olayın kabulü ve zararın tazmini, yalnızlık ve çaresizlik duygularıyla başa çıkma, yaşadığı zorbalığı anlamlandırma, duygusal ve fiziksel güvenlik ihtiyacı, destek, tanıklık ve adalet talebi, zedelenen bağların onarılması, intikam arzusu gibi etkenlerin ise ifşanın bir yöntem olarak daha yaygın olarak kullanılmasına neden olduğu söylenebilir.

İfşa çoğunlukla "artık yeter" çığlığıdır. Bunu başka yollarla yapmaları engellenmiş olan kadınların seslerini duyurma çabaları, sıkışmışlık durumlarından çıkabilmek, dayanışma arzuları, kamuoyu baskısı yaratmak, diğer kadınları uyarmak, kendi başlarına gelenin başkalarının da başına geldiğini görüp yalnız ve yanlış olmadıklarını söylemek ve adalet talebi gibi taleplerdir bu çığlığa neden olan. (5)

Kadınların maruz kaldığı cinsel suçları gizlemekten vazgeçmesi, paylaşma, açıklama, duyurma vs. konusunda yaşadığı özgüven ya da güvensizlik duyguları da ifşanın arka plandaki sebepleridir. Aynı zamanda yaşadığını gizlemekten vazgeçmeye dayanan bir davranış değişikliğiyle de bağı vardır. Bu değişikliğin hangi zamanda veya kaç yıl sonra yapıldığı önem arz etmez. Asıl önemli olan bu davranış değişikliğinin yol açtığı açıklamayı yapan kadının ifşasının; artık kamuya açtığı cinsel etkilerinin, sürecin her aşamasında kazı yapar gibi deşilmesi değil, kadının güçlenmesine giden yolları açması ve doğru soruları sormasıdır.

RİSKLER VE SINIRLILIKLAR, ÖRGÜTLER İFŞA VE 'İFŞANIN ÖRGÜTÜ'
Son yıllarda coğrafyamızda yaşanan örneklere bakarsak, ifşa yönteminin çoğunlukla bir sürecin parçası olduğu unutulmuş görünüyor. Cinsel şiddeti önlemeye yönelik bir mekanizmanın parçası olduğu da unutulan bir başka konu. Demokratik kitle örgütleri ve kurumlarda cinsel şiddeti önlemeye yönelik birimler, yönetmelikler ve tutum belgeleri yahut kadın örgütünün bir beyan ya da talep üzerine kurduğu soruşturma komisyonları bu mekanizmalar arasında sayılabilir. Yani ifşa bu saydıklarımız gibi bir yol haritası değil, yolda bir tıkanma yaşandığında başvurulan yöntemlerden biri idi. Ancak bu dönem açısından ifşa, bir sürecin başlamasına da yol açarken bazen de başka ifşalara giden bir dalga yaratıyor. Sürecin tersinden işlemesi bir sorun mudur peki? Bugünkü koşullardan bakınca belki de değil, çünkü ifşa kadınların yaşadıklarının adını koyması ve sesini yükseltmesi için bir alan da açabiliyor. Örneğin #UykularınızKaçsın'ın bu konuda büyük bir cesaret dalgası yarattığını not düşelim.

Ancak kadını güçlendirme politikası üzerine kurulsa da ifşa bir süre sonra kadını zayıflatan duruma dönüşebiliyor. İfşa ettikten sonra kadınları bekleyen riskler ve sınırlılıklar, kadını bir süre sonra güçlendirmek yerine zayıflatıyor. İfşanın tek başına sihirli bir iyileştirici olmadığı, öncesi, sırası, ifşa sonrası kadınlarla ve bütün toplumla dayanışma iyi örülerek "hayatta kalan" konumunun pekiştirilmesi gerektiği önemli bir tespit. (6) Hayatta kalan terimi, cinsel suçlarda "mağdur" kelimesi yerine önerilen, kadının "kurtulan" olduğunu anlatmak için tercih edilen bir terim. Kadını güçlendirme konumuna dair bir örgüt olarak meseleye yaklaşırken bu terimleri kullanmaya dikkat ederken, kadının ruhsal olarak yaşayacağı riskleri düşünmek şu açıdan da önemli: "Eğer yaşadığımız şiddete bağlı olarak dağılmış, zayıflamış bir ego (benlik) durumundaysak, henüz psikolojik olarak güçlen(diril)meden kamusal ifşa yoluna gitmenin sonuçları egomuzu daha da zayıflatabilir." (7)

İfşanın yarattığı bireyselleşme riskleri de tartışmanın bir başka ufuk açıcı noktası: "Ancak, feminist ifşalarla tekil kişiler ve eylemleri üzerine odaklanmanın, cinsel şiddete itirazı "bireyselleşen" bir harekete dönüştürmesi riskine kapı aralayabileceğini söylemek mümkün." (8) İfşanın bir başka riski de, sosyal medyaya sıkışmış bir araç olarak diğer mücadele biçimlerini gölgelemesi ve görünmezleştirmesi, mücadele alanlarını -gündelik olanları bilhassa- görünmezleştirmesi." (9)

İfşa bir yandan da artık tanımının sınırları giderek belirsizleşen bir fenomene dönüştü. Basit bir faili açıklama eyleminden şöyle haklı bir açılmaya kadar da gidebiliyor: "Öte yandan kadınların cinsel suçlar olmaksızın da, hayatlarını zorlaştıran, ikincilleştiren ayrımcı, cinsiyetçi konumlanışlar, iş dünyasının örgütlenişi, toplumsal cinsiyet eşitliği konularında daha çok konuşmaya ve seslerini yükseltmeye ve her alanda ayrımcılıkları ifşa etmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum." Yazar burada ifşanın arkasında "ezilenlerin tekinsiz öfkesi" olduğunu da söylüyor. (10) Bu gerçeği hatırlayalım: Ezilenlerin isyanı her zaman meşrudur ve isyan her zaman pürüzsüz yürütülen süreçlerle, temiz ve dikensiz gül bahçesi tadında ilerlemez. Bu nedenle "tekinsizlik" elbette mücadelenin "doğru" yürütülmesine dair kaygı, korku yaratabilir. Ezilenlerin kendiliğinden hareketleri doğası gereği böyledir. Ancak bu tekinsiz öfkede ve eylemde aslolan hareket halinde olan devrimci özü görmektir. Buradaki hareketli devrimci öz değerlidir, ancak örgütlü bir siyasi özne ile bir cinsin politik gücüne dönüşmesine izin vermediği, onun disiplinine girmediği zaman da sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Sonuç almak bunun bir öncü liderliğinde yapılmasıdır, öncünün bir program, bir strateji rehberliğinde yürümesidir, bizim şimdiki tartışmamız bakımından da kadın devrimi programıdır.

Burada bahsettiğimiz öfkenin bizi hangi eyleme yöneltmesi gerektiğine dair bir yöntem ve hangi maddi zemin sorusu var. Misal bir otobüste tacize uğradığımızda bağırarak taciz var diye mi ifşa edeceğiz; sosyal medyada kişinin fotoğrafını mı paylaşacağız; yoksa bu kişiye karşı özsavunma hakkımızı mı kullanacağız; küçük büyük her olayda etkin, adil işleyen, hızlı sonuç veren ve bunu kamuoyuna açıklayan mekanizmalar mı işleteceğiz? Bunlar birbirine alternatif veya karşıt yöntemler olarak değil, bir örgütlülük bilinci içerisinde belki de bir eylemin sonucunu haber verme kabilinden bir ifşa pratiği dizisi olarak da konulabilir.

İfşanın suç ve ceza kapsamında değerlendirilmesi bakımından da bir kafa karışıklığı söz konusu. İfşa bir cinsel suçla ilgili açıklama yapmak mıdır ya da bu açıklama ceza talep eden açıklama mıdır? Bu ifşa ile ne yapmayı hedefliyoruz? İfşa ile bir kişi hakkındaki herhangi bir kurumun aldığı ceza-tedbir vs. kararının açıklanması arasındaki farkı biliyor muyuz? İfşa bir kişinin yaşadıklarını herhangi bir süreç veya mekanizmaya başvurmadan açıklaması da olabilirken, bir kişi hakkında ceza veya tedbir kararının örgüt içinde veya kamuya açıklanması bir sürecin ürünüdür; örgüt içinde kurulan komisyonlar, mekanizmalar ve bunların tanımladığı soruşturma süreçlerinin bir sonucudur. İfşa ile talep ve adalet ilişkisi üzerine şu sorular da önemli: "Başımıza gelen şeyi herkes bilsin, sosyal medyada herkes görsün dediğimizde neyi hedefleriz? Herkesler bilince ne olur? İfşa ile beklentiler sağlanır mı ya da beklentiler nelerdir? İfşa eden kadınlar nasıl bir adalet talep ettiklerini, yani bilenler bilince ne olması gerektiğini söylüyorlar mı? Yoksa biz aynı adalet-sonuç var gibi mi yaklaşır olduk?" (11)

İfşanın bir itibar suikastı ve linç olarak değerlendirilmesi de bir başka tartışma. Fail erkeklerin en çok da itibarlı konumlarını ileri sürerek, ifşa edildikten sonra yaşadığı "mağduriyeti" linç olarak nitelendirmesi, suyu bulandıracak bir manipülasyon aracı yalnızca. Aslında tartışmada taraflar ortaya çıktıkça, fail, erkek işbirliği ile daha da güçleniyor, ne kendi konforundan bir gram bir şey eksiliyor ne de "bir burjuva hukuk terimiyle söylersek" cezaya çarptırılıyor. Ancak bazen ifşa, failin sosyal konumunu ve iş-akademik konumlarını etkileyebiliyor, ancak buna yine de linç diyemeyiz. Örneğin son süreçte Hasan Ali Toptaş örneğinden sonra fail erkek yazarlarla ilişkisini kestiğini söyleyen yayınevleri oldu, ancak bu ilişki kesmenin tam olarak neye tekabül ettiği pek de belli değil, yazarın kitapları mı satılmayacak, yeni baskısı mı yapılmayacak, yeni kitabını mı yayımlayamayacak? Her zerresiyle erkek egemen ve erkeğin hayatını kolaylaştırmaya odaklı bir dünyada, kendilerine kucak açacak başka yayınevleri bulamayacaklar mı? Elbette bulacaklardır.

Fail tartışmasını bir kenara bırakıp, "hayatta kalan" kadınlarla ilişkimizi nasıl kurmalıyız sorusuna dönelim. İfşa eden kadının yanında durmak için sosyalist kadın örgütünün ikili bir rolü var. Biri ifşa eden kadının yanında olmak ve kadın dayanışmasını güçlendirmek; diğeri ise örgütlü kadın ifşaya yöneldiyse, bunu bir tutum olarak doğru bulmadığı halde, örgütlü kadını ifşaya iten nedenlere dair araştırma yapmak; eleştiri hakkını saklı tutarak, sürecin eksik bırakılan ve dolayısıyla ifşaya iten yanlarını açıklıkla tartışmak; örgütün aklını buradan çalıştırmak ve dersler çıkarmak, mekanizmalarını bu dersler doğrultusunda güncellemek; dolayısıyla örgütü kadın aklının en güçlü, güncel ve en etkin biçimde yansıdığı bir yapı haline getirmek.

İfşa sosyal medya üzerinden yapılıyorsa, sosyal medya üzerinden devam ettiği, araya kadın örgütleri girmediği sürece yalnızca tarafların sahiplenildiği tribünler oluşuyor. Bahsettiğimiz etkin yapının işte tam da bu noktada tartışmaya bir özne olarak girmesi ve tribün taraftarlığından ziyade, cins bilincinin aklıyla meseleyi değerlendirmesi önem taşıyor. Aksi, kadından yana tutum almak yerine bir TV dizisi izleyicisi konumuna düşmeye, magazinsel boyutuyla ilgilenmeye dönüşüyor. Sosyalist kadınlar ifşanın izleyicisi-dinleyicisi konumuna düşmemeli. İfşa olaylarında da kadını suçlanıyormuş gibi hissettiren değil, kadını anlayan, güçlendiren ve riskler ve tehlikelerden koruyan, onunla kadın dayanışması gösteren bir yerde olmamız gerekiyor. İfşa bazen kadının kendini çok uzun zaman sonra hazır hissettiği bir anda da yapılabilir, "neden geç yapıldı, bugünü mü bekledi, zamanlama manidar" gibi imalar ve sorular yerine cinsel şiddete maruz kaldığında ne hissettiği, artık ne yapmak istediği ve nasıl davranmak istediği sorularını sormak daha doğrudur. Bunlara ek olarak şu sorular hepimiz için elzem: "Tacizcinin değil ifşa edenin süreçten güçlenerek çıkması için her adımda nelere dikkat edebiliriz? İfşa, taciz ve şiddete maruz bırakılan öznenin kullanabileceği sınırlı araçlardan biri ise, nasıl daha geniş düşünebiliriz? İfşaların cis-normatif ve dışlayıcı dilini nasıl dönüştürebiliriz? (Asya ve ark., 2020)." (12)

İfşa tartışmasında doğru soruları sormaya ek olarak, bireysel ifşa ve örgütlü davranma arasında bir kafa karışıklığı hasıl olduğunu da görüyoruz. Geçtiğimiz kış aylarında örgütlü kadınların karma örgüt içerisine yaşadığı tacizleri sosyal medyada yazmaya başladığı dönemde, birey olarak ifşa eden kadınla, örgüt arasında bir karşıtlık varmış gibi bir hava yaratıldı örneğin. Örgütlü kadınların dahi bu yanlışa düştüğü görülüyordu, sanki karma örgüt erkeklerin örgütüydü ve ifşaya karşı konumlanmıştı, peki kadın örgütü kimin örgütü olarak nerede duruyordu?

"Bir hak olarak" ifşa hem eski etkisini yitiriyor, hem de bireyi güçlendiren ancak örgütlü kadını güçsüzleştiren bir araca doğru evriliyor. Öncelikle sosyalist kadınlar olarak "ezilen kadın kitleleri için "hak" demek olan, bizim için "görev", "sorumluluk" demektir" cümlesini hatırlayalım. (13) "Hak" kavramını burjuva içeriğinden, yani donmuş, sabit, zamansız niteliğinden sıyırmak gerekiyor. Bu da burjuva hukuk/hak kavramının eleştirisini içeriyor. Şöyle düşünelim; proletarya kışlık saraya yürüyor, yürürken camı çerçeveyi indiriyor, arabaları ateşe veriyor. Ya da bir işçi patronu dövüyor.. Bu insanlar suçlu mu? Bunu yapmaları hak mı? Bu noktada şunu diyeceğiz: hukuk zemininde deprem yaratanlar, onun üzerine yeni bir bina dikmekle ya da ona yeni yamalar eklemekle, ondan yeni bir şeyler talep etmekle uğraşmaz, onu yıkar çünkü amacı başka bir zemin yaratmak, yani devrim yapmaktır. Sosyalist kadınlar olarak biz bir yandan "hak" diyerek birey kadının ifşasının yanında duruyor ama bir ilk yöntem olarak özünde bunun sonuç alıcı olmadığını savunuyoruz. Yani bir işçi patronu dövse hakkıdır diyebiliriz, ama patron dövme ile bu işin olmayacağını da söyleriz. İfşa da bir nevi bireysel şiddet yöntemidir, en fazla da onun kadar değerlidir.

Sosyal medyadaki ifşa süreçlerinde, kadın ve örgüt karşı karşıya getirilen özneler haline geliyor, kadının "iyi hissetmesi", güçlendirilmesi sanki örgüte rağmen gerçekleştirilen bir süreçmiş gibi hissettiriliyor. Duygusal olarak iyilik halinin artması, yani iyi hissetmek yeterli mi peki? Amaç kadını güçlendirmek mi, en kısa yoldan ceza talep etmek mi, kadın örgütünü dolayısıyla kolektif kadın aklını ve iradesini güçlendirmek mi? Örgütlü kadın aklını güçlendirmek için var olan bir yapı olarak değil, örgütün kendisini güçlendiren bir yapı olarak gördüğümüzden mi bir kadının ifşasını önemsiyoruz? Burada aslında şu yanlışa düşüyoruz zaman zaman: İfşa bir araçken, örgüte yani amaca dönüşüyor, örgütlü eylemin merkezine ifşayı koyuyoruz. Örgütlü ifşa dediğimiz zamansa, ifşa araç oluyor, yani sağlıklı olan bu denklemi doğru kurmuş oluyoruz.

Cinsel suçlarla ilgili yaşadıklarımız ve cezasız kaldığını düşündüğümüz pratikler mi bizi bu pozisyona itiyor? Örgütlü kadınlar olarak bu konuda güçlü yanımız, örgüt içinde bulunabilmenin getirdiği olumlu sonuçlar olabilir: "Aktivizmle ilişkilenmenin kişilerin kendilerini ve cinsel saldırı deneyimlerini daha fazla anlamalarına yardımcı olduğu, kullanışlı bir baş etme mekanizması olarak işlev gördüğü, özgüvenlerini ve ilişkilerini daha iyi hale getirdiği, tecavüz kültürünü besleyen tavır ve davranışlara karşı ayağa kalkmalarına ve konuşmalarına izin verdiği, diğerleriyle destek ve onay içeren bağlar kurmalarını sağladığı, yaşamlarına bir anlam ve doyum kaynağı kattığı bildirilmekte." Ancak yukarıda bahsettiğimiz yorgunluk hali burada devreye girebiliyor: "aktivizmin, hayatta kalanların hazırlıklı olması gereken "tetiklenme, tükenme, hayal kırıklığı ve boşuna didinmiş olma hisleri" gibi çeşitli zorlukları da beraberinde getirebileceğine dikkat çekiliyor. (Strauss Swanson&Szymanski 2020)." (14)

Örgütlü insanların bireysel ifşaya yönelmesinde küçük burjuva eğilimler olmasının yanında, süreçlerin yetersiz yönetilmesi, uzun döneme yayılmasının, cezanın etkinliğini yitirmesinin ve bu nedenle adalet duygusunun yaralanmasının da payı var elbette. Örgütlü kadının ifşaya yönelmesi "bireysel davranması" ve örgütün etkisini kırması, yani aslında örgütü işlevlendirmemek anlamına da gelmekte. Bu bir yandan da ezilen cins olan kadın olarak davranmaktır. "Oysa biz, "önce "ezilen cins" kimliğimizle değil, "ezilen cinsin öncüsü, temsilcisi" kimliğimizle varız. Aynı tipte erkek egemen baskı biçimleriyle karşılaştığımızda bile, neden böylesi acımasızca ezildiğinin bilinciyle donanmamış ezilen kadınların tüm özlemleri ve taleplerinin temsilciliğiyle yüklüyüz. Bu nedenle, ezilen kadın kitleleri için "hak" demek olan, bizim için "görev", "sorumluluk" demektir." (15) Dolayısıyla sosyalist kadın örgütü, kadınlar bakımından bir hak tartışması yaparken, örgütsüz kadının ifşasını hak olarak görüp, yanında dururken, örgütlü kadının da sorumluluk almasını, bir cinsel suçta örgütün mekanizmalarına yönelmesini daha doğru bulur.

Cinsel Suçlar Konferansımızdaki tartışmaların ışığında güncellenen Cinsel Suçlarla Mücadele Yönetmeliğimiz yukarıdaki tartışmalara cevaben, bu konudaki yöntemimizi somutluyor: "Sosyalist Kadın Meclisleri; cinsel suça maruz kalan örgütlü kadınların ya da ezilen cinsel kimliklerin suçluyu ifşa etmesini ideal bir yöntem olarak görmez. Cinsel suça maruz kalan örgütsüz kadınların yapacağı ifşada kadının yanında yer alır. 11. Madde: Kadın adalet ilkelerimiz ve bu yönetmelik; örgütsüz kadının suçu ifşa etmesini bir yöntem olarak görür ve ifşa eden kadının karşısında konumlanmaz. Örgütlü kadın bakımından ise; parti içinde cinsel suçlarla mücadele yöntemi ve soruşturma mekanizmaları açık olduğu için ifşayı bireysel bir tutum olarak görür ve yöntem olarak kabul etmez. Mücadele anlayışımızda suçu duyurmanın karşılığı kadın örgütünün vereceği açıklama kararıdır. Buna rağmen ifşa tercihinde bulunan kadın yoldaşa karşı eleştiri hakkını saklı tutmakla birlikte, ifşa sürecinin yanında yer alır."

Yalnızca cinsel suçlara dair değil, sosyalist kadınlar olarak gündelik hayat pratiğimizde düşünmemiz gereken bir başka önemli mesele de, toplumsallaşma ve kolektif etkin birey kavramları. Birey olarak kendi içinde kapalı bir küre değiliz, her birey bir inşadır. Bu inşayı birincisi özel mülkiyet ilişkisi, ikincisi de toplumsal cinsiyet ilişkileri belirler. Toplumsallaşmış birey bu ilişkiler içerisinde şekillendirmeyi hedeflediğimiz bireydir. Yani dolayısıyla başına bir iş geldiğinde, gündelik hayat pratiği içinde bunu birey olarak değil, kolektifin değerleri ve ilkeleriyle değerlendiren ve bunu kolektife taşıyarak sonuç alan bireydir. Kolektif etkin bireyi ise günlük yaşamda bağlı bulunduğumuz örgütsel gücü bir silaha dönüştürdüğümüz oranda yaratırız. (16)

"Bir sınıfın bireylerinin girdikleri ve üçüncü bir taraf karşısındaki ortak çıkarları sonucu belirlenen ortaklık ilişkisi, her zaman, bu bireylerin yalnızca sıradan bireyler olarak ve yalnızca sınıflarının varlık koşulları altında yaşadıkları ölçüde dahil oldukları; yani bireyler olarak değil, sınıf üyeleri olarak katıldıkları bir topluluktu. Kendilerinin ve toplumun diğer bütün üyelerinin varlık koşullarını denetimleri altına alan devrimci proleterlerin topluluğunda ise durum bunun tam tersidir: Bireylerin bireyler olarak katıldıkları bir topluluktur bu." (17) Özetle, onca karşı propagandanın tersine, komünistler bireyi en fazla önemseyenlerdir, sürekli olarak "birey" kavramını kullanan burjuva toplumda ise aslında gerçek bir birey yoktur, birey olmak için yabancılaşmanın, işbölümünün kalkması gerektir. Buradan devamla bireyin eylemine bakalım; " İşte bu tam da, (elbette gelişmiş bulunan mevcut üretici güçlerin koşulları çerçevesinde) bireylerin özgürce gelişip özgürce hareket edebilmesinin koşullarını kendi denetimleri altına alan bireylerin birliğidir."(18) Komünistler bireylerin birliğini sağlar. Yani aslında şu an dünyamızda birey olarak yapılan eylemler her zaman bir sınıfın üyesi olarak yapılmakta, burada yaptığımız örgütlü eylemle bireysel eylemi karşılaştırmak bile burjuva bir eylemle ya da tepki biçimiyle sınıf bilinçli bir eylemi karşılaştırıyoruz. Yalnızca ifşa tartışması için değil, gündelik hayattaki tüm eylem pratiğimizi buradan kurmak elzemdir.

Peki birey kadını güçlendirme tartışmasında nerede durmalıyız? Kadını güçlendirme, ifşalar karşısında cins dayanışmasını gösteren örgütlü kadının gücünü, örgütün bütününe, kolektif akla yansıtmasıyla da mümkün. Cinsel suçlarla etkin mücadeleyi ancak ve ancak güçlü bir cins bilinci zemininde ve bu zeminin yarattığı araçları iyi bilerek ve güçlendirerek yürütebiliriz. O zaman sosyalist kadınlar olarak gerçekten sahiplendiğimiz bir kadın örgütüne ulaşabiliriz. "Kadınların güçlenmesini sağlayacak olan, ifşanın hangi zorunluluk sonucu gerçekleştiğinden çok, kadınların ifşanın pasif izleyicileri değil, adil tanıkları olarak nasıl örgütlenme biçimleri oluşturdukları ve kendilerini ifşaya zorlayan koşullarla iş yerlerindeki, evdeki, sokaktaki mücadele biçimleri belirleyecek kuşkusuz…" (19) Bu biçimler de bizi kadın hareketinin yönü tartışmasında ihtiyaç olarak tespit ettiğimiz daha militan ve sonuç alıcı bir pozisyona doğru ilerletebilir. Bu pozisyon elbette daha yeni mücadele araç ve biçimleri de talep ediyor: yani farklı kadınlık durumları ve farklı şiddetler karşısında işlemeyen veya eksik mekanizmaları talep etmek de kadın özgürlük mücadelesine içkin. (20) Emekçi kadın kitleleriyle birlikte bu mekanizmaları talep etmenin yanında, asıl mücadelenin bu ilerici taleplerin ya da ifşa meselesinde olduğu gibi yöntemin ilerici yanını tutarak devrim mücadelesine yansıtmak, kadın devriminin koşullarını ve örgütünü hazırlamakta olduğunu kavramak, bizleri ifşa da dahil yöntemlerimiz konusunda daha net bir kafa açıklığına ve dolayısıyla öncülüğün gereklerine doğru itecektir.

(1) https://catlakzemin.com/kadinlarin-ifsanin-pasif-izleyicileri-olmaya-itirazi-var/

(2) https://feministbellek.org/ifsa/

(3) https://catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/

(4) https://catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/

(5) https://catlakzemin.com/kadinlarin-ifsanin-pasif-izleyicileri-olmaya-itirazi-var/

(6) https://catlakzemin.com/ifsanin-adaleti-kadinlarin-adaleti-tartismasina-giris/

(7) https://catlakzemin.com/psikolog-ve-hayatta-kalanin-sifa-notlari/

(8) https://catlakzemin.com/bazi-feminist-patirtilar-iptal-kulturu-politik-dogrucular-ve-duyar-kasanlar/

(9) https://catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/

(10) https://catlakzemin.com/kadinlarin-ifsanin-pasif-izleyicileri-olmaya-itirazi-var/

(11) https://catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/

(12) https://feministbellek.org/ifsa/

(13) http://www.marksistteori2.org/124-marksist-teori/sayi-46-ocak-subat-2021/1036-erkek-komuenistleri-i-slevlendirememe-sorunu.html 

(14) https://catlakzemin.com/ifsanin-adaleti-kadinlarin-adaleti-tartismasina-giris/

(15) http://www.marksistteori2.org/124-marksist-teori/sayi-46-ocak-subat-2021/1036-erkek-komuenistleri-i-slevlendirememe-sorunu.html

(16) http://www.marksistteori2.org/22-marksist-teori/sayi-19-ocak-subat-2016/45-mucadele-bugunden-yarina-uzanan-bir-yoldur.html

(17) Alman İdeolojisi, Friedrich Engels , Karl Marx, Evrensel Basım Yayın, s.75

(18) Alman İdeolojisi, Friedrich Engels , Karl Marx, Evrensel Basım Yayın, s.75

(19) https://catlakzemin.com/kadinlarin-ifsanin-pasif-izleyicileri-olmaya-itirazi-var/

(20) https://catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/