27 Mayıs 2024 Pazartesi

Gerçek, ırkçı milliyetçilik ve sömürgecilik. Nokta!

Faşist şefe karşı, ne olursa olsun Kılıçdaroğlu'na destek pozisyonunda konumlanan üçüncü cephe güçlerinin kimi bölükleri, son virajda somutluk kazanan gerçeği inatla görmezden gelme tutumunu ne yazık ki sürdürüyor. Kılıçdaroğlu'nun seçimleri hasbelkader kazanması halinde, görece de olsa kimi olumlu gelişmeler yaşanacağı, siyasi iklimin değişmesinin koşullarının oluşacağı ihtimali savunuculuğu sürdürülüyor. Bu musibet yaşanmadan, aksi yönde bin ispat da olsa, başka türlü bir gerçeğin olabileceği varsayılıyor.

Devrimci sosyalistler olarak seçim taktiğimizi, faşist şef Erdoğan'ı değil faşizmi yenilgiye uğratma stratejine bağlı olarak ele aldık. Faşist şefi yenilgiye uğratmak adına, burjuvazinin restorasyoncu faşizmini tercih etmeyi tek seçenek gören, anlayış ve yaklaşımlarla pratik olduğu kadar, ideolojik mücadeleyi de süreç boyunca sürdürdük. Ezilen emekçi halklarımızın eşitlik, özgürlük, insanca yaşam umudunun, burjuva seçenekler arasında kötürümleştirilmesine karşı durmayı, üçüncü cephe çizgisini ısrarla savunma ve koruma sorumluluğunu, stratejik hedeflerimizle bağlı ele aldık.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, faşizmin yenilgisinin sahası gören tüm anlayış ve yaklaşımları, ikinci tur seçimleri öncesinde, restorasyoncu burjuva muhalefet adayı Kılıçdaroğlu'nun kendisi somut biçimde mahkum etti. Faşist şef Erdoğan ve restorasyoncu burjuva muhalefet adayı Kılıçdaroğlu, seçimlerin son virajında, iki rakip sahada, faşizmin varoluş kodlarıyla yürüme kararlılıklarında dil birliği yapma noktasına geldiler. Yıllardır faşizmin hakkını fazlasıyla veren faşist şef Erdoğan "ev sahipliği" zemininde kampanyasını sürdürürken, köşeye sıkışan burjuva muhalefetin adayı Kılıçdaroğlu, yer yer üstünü örtme yoluna gittiği faşizm temsiliyetini, seçimlere bir hafta kala alenen ilan etti.
İki burjuva cephede de mülteci düşmanlığı ile biçimlendirilen ırkçılık, şovenizm ve elbette "terör" safsatası ile kimlik kazandırılan Kürt düşmanlığı ve sömürgecilik ortaklık zemini. Burjuva restorasyoncu Kılıçdaroğlu kapıldığı telaşla, milliyetçilik ve ırkçılığını keskin cümlelerle ifade ettiği, sonuna "nokta" ifadesi eklediği ikinci tur beyannamesini açıkladı. Zaman dar, mesele "usta" faşist şef karşısında kendini ispat, hedef ırkçı faşist milliyetçi Sinan Oğan oylarına taliplik olunca, Kılıçdaroğlu "özgürlük, demokrasi, eşitlik" söylemlerini hemen sümen altı ediverdi. Kılıçdaroğlu, beyannamesi ile emekçi halklarımız üzerinde oluşturduğu demokrasi, kapsayıcılık, özgürlük manipülasyonlarına da alenen noktayı koymuş oldu.

Kılıçdaroğlu ilk etapta, ırkçı faşist milliyetçiler Sinan Oğan ve Ümit Özdağ'dan destek almak ve faşist şeften oy devşirmek adına döndüğü virajda, faşist şefin kötü çekilmiş fotokopisi olma heyecanına kapıldı. Irkçı faşist Oğan, ilk görüşmeler sonrası faşist şefe desteğini açıklarken; Özdağ Bakûre Kürdistanı'nda kayyum politikalarında ısrar ve mülteci düşmanlığında netlik kartlarıyla pazarlığa devam etti ve faşizmin bekası için Millet İttifak'ı ile Kürt halkına karşı sömürgeci savaşın kesintisiz sürdürülmesini temel alan bir protokol yaptı. Millet İttifakı ile yapılan 7 maddelik anlaşmaya güvence olarak İçişleri Bakanlığı talebini dayattı ve elde etti. Böylece bir yandan ikinci turda Kılıçdaroğlu ırkçı, şoven söylemi ile Erdoğan'a benzerken, mevcut yasadışı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun karşısına da "soysuzlukta" her bakımdan onunla boy ölçüşebilecek  istihbarat-devlet yapımı Ümit Özdağ'ın çıkartılmasının da kotarıldığı anlaşılıyor.

Burjuva restorasyoncu Kılıçdaroğlu ve şürekası faşist şefe karşı, Hizbullah karşıtlığı ile kimi propaganda faaliyetleri yürütseler de esasta faşist şefin PKK ile geçmiş dönemde kurduğu ilişkileri belirgin biçimde antipropaganda konusu etmeye başladı. CHP Milletvekili Özgür Özel, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünü savunan herkesi terörist ilan etti. Faşist şef ise bu propaganda karşısında, Amed'de Kürtçe pankartlar astırıp, üstüne bir de kendisine Kürtçe şarkı yaptırma yoluna gitti. Böylece "terör" kıskacına alarak köşeye sıkıştırdığı Kılıçdaroğlu'na karşı, Kürtçeyi kendine malzeme kılma yolundan Bakûre Kürdistanı'nda oylarını arttırma denemesine girişti.

Kılıçdaroğlu sıkıştığı köşeden, ilk tur seçimlerinde en büyük desteği aldığı Kürt halkımıza, henüz seçim süreci tamamlanmadan milliyetçi kimliğiyle, sömürgecilik kapısını gösterdi. Kılıçdaroğlu tam da bu nedenle, İstanbul Kadıköy'de halay çektikleri için işkenceye uğrayıp gözaltına alınan Kürt gençlerinin yaşadıklarına kör; faşist şefin kirli savaş bakanı, katil Süleyman Soylu'nun özgürlükçü avukatları hapishane ile tehdidine sağır; HDP ve Yeşil Sol Partiye siyasi soykırım operasyonları ile onlarca kişinin gözaltına alınmasına karşı bihaber pozundadır. Aman seçim öncesi, milliyetçilik kimliğine zeval gelecek bir söz olmasın. Aman tepeden tırnağa allanıp pullanarak giyilen, ırkçılık ve milliyetçilik hırkasına toz bulaşmasın. Hele bir de faşist şef, Kandil'le video "montaj" itirafı yapmışken.

İki cephede de burjuva siyasetin şanından olan, ilkesizliğin, ahlak yoksunluğunun, omurgasızlığın ortaya çıkardığı bu haller elbette şaşırtıcı değil. Faşist şef Erdoğan, milliyetçiliğin de sömürgeciliğin de geldiği düzeyin mimarı olmanın rahatlığıyla hareket ediyor. Kılıçdaroğlu ise milliyetçilik ve ırkçılıkta faşist şeften daha iyi olacağına, Kürt düşmanlığı ve sömürgecilikte tutarlı davranacağına taahhütler vererek yeni oylara talip oluyor.

Faşist şefe karşı, ne olursa olsun Kılıçdaroğlu'na destek pozisyonunda konumlanan üçüncü cephe güçlerinin kimi bölükleri, son virajda somutluk kazanan gerçeği inatla görmezden gelme tutumunu ne yazık ki sürdürüyor. Kılıçdaroğlu'nun seçimleri hasbelkader kazanması halinde, görece de olsa kimi olumlu gelişmeler yaşanacağı, siyasi iklimin değişmesinin koşullarının oluşacağı ihtimali savunuculuğu sürdürülüyor. Bu musibet yaşanmadan, aksi yönde bin ispat da olsa, başka türlü bir gerçeğin olabileceği varsayılıyor.

Faşist şef Erdoğan, 28 Mayıs gecesi rahat bir zafer kazanma havasında olmasına karşın, aksi bir durum yaşanması ihtimaline karşı, güçlerine sürekli biçimde rehavete kapılmamaları çağrısını yineliyor. Faşist şefin yaptığı çağrıyı, İstanbul'da Cuma hutbesi veren imam Murat Gündoğdu yanıtladı. İmam, iki silahının da dolu olduğunu söyleyerek, cemaate 28 Mayıs gecesi silahlanma çağrısında bulundu. Faşist şefin, seçim gecesi tüm ihtimalleri hesaba katarak hareket edeceği biliniyor. Sandık sonucu üzerinden bir zafer ilan edemediği durumda, alternatif planlarını uygulamaya sokacağı kesin. Bu durum karşısında, burjuva muhalefetin geri çekilerek, sonucu kabul yoluna gideceği de!

Faşist şeflik rejimi, olası zaferi sonrasında, ilk iş olarak üçüncü cephe güçlerine her cepheden saldırmaya hazırlanıyor. Bu saldırıları, seçim dönemi boyunca, üçüncü cephe güçlerinin antifaşist temelde kendisini örgütleme taktiğini bütünlüklü geliştirememiş olmasının yarattığı boşluk ve dağınıklık giderilmeden, baskın saldırılar biçiminde örgütlemesi muhtemel görünüyor. Devrimci sosyalistlere dönük sistematik biçimde sürdürülen siyasi kırım saldırıları, henüz seçim süreci tamamlanmadan HDP ve Yeşil Sol Partiye dönük başlatılan siyasi kırım saldırı dalgası, İstanbul Kadıköy'de Kürt gençlerine mehter marşı eşliğinde yapılan saldırı, özgürlükçü avukatlara dönük tehdit saldırıları, üçüncü cephe güçlerini zayıflatma ve daha kapsamlı saldırılara zemin hazırlama olarak okunmalıdır.

Üçüncü cephe güçleri bakımından, seçim taktiğinin hata ve sorunlarının, ortaya çıkardığı sonuçların bütünlüklü olarak muhasebesi 28 Mayıs sonrasında daha derinlikli biçimde yapılacaktır. Ancak bu süreçten hızla dersler çıkarılarak, dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu biçimde konumlanma temel hedef olmalıdır. Seçim taktiğinin ortaya çıkardığı farklılıkların, olumsuz sonuçların bir güven bunalımına dönüşmesinin önüne geçmek ve faşist saldırganlık karşısında, üçüncü cephenin antifaşist mücadele hattını büyütmek dönemin en acil görevi konumundadır.

Ezilen emekçi halklarımızı, antifaşist temelde kazanma mücadelesinde, seçim döneminin olanakları tam olarak değerlendirilememiş olmasına karşın, ilk etapta oluşacak puslu havanın, stratejik hedeflerle bağlı hızla dışına çıkıldığı anda, önümüzdeki dönem antifaşist, antisömürgeci ve cins özgürlükçü mücadelenin büyütülmesi olanaklarını fazlasıyla sunmaktadır. Faşist şeflik rejiminin şiddetli saldırılarına karşı, ezilen emekçi halklarımızı antifaşist temelde saflaştırdığımız ve birleşik antifaşist mücadelenin şiddetiyle yanıtladığımız oranda, faşizm en ağır yenilgisini yaşayacaktır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 12 Mayıs tarihli 117. sayı başyazısı