16 Temmuz 2020 Perşembe

Efe Dağlı yazdı: Tarihin ve doğanın Perinçek'ten intikamı

Hayatının o son etabında Perinçek bir 'çılgınlığa' kapılıp rüyasını hakikate çevirmeye cesaret eder mi bu bilinmez ancak azimli provokatör kimliğiyle bilinmeyi sürdürecek ve asla itibar kazanamayacaktır. Bazı insanların hayatı, bakanlara, "Nasıl yaşamamalı" sorusunun yanıtını anlatır, Perinçek'inki onlardan. Tarih ve doğa kendisinden adeta böyle intikam alıyor. Tarihe güveniyor ve doğayı seviyoruz.

Rusya ile stratejik olduğuna yemin edilen Rusya ile ortaklığın solacağı, bu çıkar birliğinin Rusya'ya kazandıracağı ve bir yerden itibaren NATO lehine zayıflayacağı öngörüsünde bulunmuştuk. İlişkinin harareti geçti. Soğuk çıkarlar galebe çaldı, çalıyor; bundan kurtuluş yok. Son bir yılda AKP'nin ABD ile yeniden ve nispi politik hareket özerkliği karşılığında, çıkarlarına bekçilik etmeyi teklif opsiyonunu öne çıkaracağına da vurgular yapıldı. Bu kıvrak ve "son analizde" NATO'yu esas alan politika mühendisliği yürürlüktedir.

İdlib ve Rusya ile giderek şiddetlenmesi kaçınılmaz ihtilaflarla Perinçek'in, dün gözde bir kullanışlı figürken, sağlı sollu politik şamarlara konu olması arasında bir bağ var. Bir "bağımlı değişken" olarak asıl mücadele sahasındaki olaylarla süreçlerin sonuçlarına bağlı bir kadere sahip Perinçek. Makro politikada bir aktör değil. Dolayısıyla o denklemlerin faktörlerinden biri olması imkansız.

Perinçek'in kişisel tarihi bunun delili. O pek uğursuz ve insana onur kazandırmayacak politik serüvende en yakınlarını tasfiye etmekten tutalım tek adamlık uğruna başında bulunduğu yarı istihbari organizasyonu rejimin hizmetine sunan, bu uğurda devrimcileri ihbar eden, 12 Eylül mahkemelerinde tıpkı MHP'li ağlak politikacılar gibi Evren faşizmini meşrulaştıran çok sayıda kirli iş vardır. 90'lardaki biçimi JİTEM'in postacısı olmak, 2000'lerde ulusalcı faşist Ergenekoncuların psikolojik savaş aygıtı biçiminde hizmet etmek o yolculuğun son etabıydı.

Kendisini Rusya'nın mümessili olarak sunan, güçlü olduğu imajını toplumun başına kalan ve olabildiğince ilkel ikiliklerle toplumun duygu dünyasını faşistleştirmeye odaklanan Perinçek'in kimsede güven yaratmaması şaşırtıcı sayılmaz. Bunu bilen ancak aldırmayan, hayatının son dönemecinde büyük ikramiye kazanan birinin kontrolsüz savurganlığını takınarak şöhretinin tadını çıkaran kişiliği hemen her gece TV kanallarında dışa vuruyor.

Bilindiği gibi Perinçek'in şöhreti Cemaat şebekesinin temel aktörü olduğu Amerikancı faşist darbenin başarısızlığa uğratılmasıyla arttı. Amerikan muhiplerine karşı Rus taraftarlığını göklere çıkaran Perinçek, o güne kadar söylediklerini yutup AKP'nin en keskin taraftarı oldu. Artık ekmeğini oradan kazanacaktı.

Olabilecek en ilkel analojilerden kendini kurtaramayan bu muhbir figür, Saray faşizminin sıkı savunuculuğunu, kendisini Mao'ya ve Erdoğan'ı Çan Kay Şek'e benzetmeye çalıştı, çalıştıkça gülünçleşti. AKP'lileri bile bıktıran bu yanaşma halini devlete yerleşmek, Cemaat şebekesinden boşalan kadroların yerine bürokrasiye hakim olmak gibi buz gibi çıkarlar için köpürttü. Kendisini güçlü hissettiğinde AKP'ye istikamet tayin etmekten geri durmadı. Ulusalcı faşist kadroları bu gibi kontrollü eleştirilerle arkasına almaya çabaladı.

Perinçek, Türk devlet geleneğindeki bütün refleksleri kullandı, kullanıyor. Osmanlı yayılmacılığını da pohpohladı, Ermeni soykırımını inkar etti, Kemalist modernliğin bütün despotluğunu savundu, politik İslamcılığa yanaşırken onların yayılmacı siyasetini köpürterek kutsadı.

Kendini kurt sanıyordu. Bir tür Rasputin gibi davranmayı ilke edinmişti. Ne var ki çakal muamelesi gördü. Onun işi rejime ve işletim sistemi olan AKP-MHP ortaklığına sürekli biçimde düşmanlar buldu, icat etti, o provokatör üslubuyla hedef haline getirdi.

Bunun en yaygın örneği, HDP hakkındaki "kapatılsın" ajitasyonu oldu. Muhtemelen son otuz yılın en uğursuz, en düşmanlaştırıcı, düpedüz Nazi tipi faşist ajitasyondu bu ve hâlâ sürmektedir. HDP'yi kapattırmak onun oyun planının ilk parçası. Bu yolla AKP-MHP'yi memnun etmek ama sonra HDP'nin ve sokağın itirazlarının ötesinde Kürdistan özgürlük hareketiyle AKP'yi çatıştırarak yeni bir darbeyi bu kez bizzat örgütleme rüyası gördü, görüyor. AKP'deki faşist devlet refleksini iyice körükleyerek onu kendi ulusalcı faşist projesine eklemlemek ve o andan itibaren kontrolü ele almak, AKP'nin bilhassa 2014 Ekim'indeki MGK kararları ve "çöktürme planı" ile oldukça yakın olduğu için taraftar da buldu. "Milliyetçiler artık bize yöneliyor" sevinci de bunu anlatıyordu.

Ancak bir provokatör her halükarda, günün birinde asıl işi olan provokasyonu yapar; bu ilkeyi bilen iktidar ona yerini, sınırlarını hatırlattı, hatırlatıyor. Kuşkusuz MHP bunu en kaba, doğrudan, onur kırıcı biçimlerde yaparken AKP, kontrgerilla eylemlerini "ilgimiz yoktur" diye reddeden devlet refleksini andıran bir mesafeyi yeğledi.

Ne tuhaf; AKP yola çıkarken sosyalizmle etkileşimi olan kimi entelektüellerin düşünsel desteğini aldı ve bu yolla toplumsal meşruiyetini sağladı. O sırada tümüne ateş püsküren Perinçek, o kesimlerle AKP'nin bütün iletişimi ortadan kalktıktan sonra AKP'ye memurluk etmeye başladı. Sadece bu denklemle dahi AKP, muhtemelen tarih kendisini uzak olmayan bir zamanda eledikten sonra, bu ilişkileriyle incelemeye değer bulacaktır.

Her provokatör kendi zekasına fazla güvenmek, başkasını hafife almak gibi bir zaafla maluldür. Perinçek de iç politikada, gücünü ve zekasını abartarak, orduya göz koyduğunu gösterdiği anda, AKP'nin bu gibi konulardaki hücum kıtası gibi çalışan MHP'nin hücumuna uğradı. Perinçek orada, askeri okullardaki eğitimin tekrar eski müfredatın esas alınarak düzenlenmesini istiyordu. Eski faşizmin argümanlarıyla şekillenen Perinçek, Amerikancı, Cemaat şebekesine karşı AKP-MHP bloğunda somutlaşan Saray faşizmini koşullu olarak desteklerken, aklındaki hesap sahada işlemez hale geldi. Rasputin yolun sonunda denilebilir.

MHP'nin Perinçek'i tariz ve taciz etmesi "yancı"lıkla itham etmesi onun "reaksiyoner" konumuyla uyumlu. Kendisinin işi günden güne zorlaşacaktır. Rusya ile çatışmanın derinleşmesi raf ömrünü daha da kısaltır. Hayatının o son etabında Perinçek bir 'çılgınlığa' kapılıp rüyasını hakikate çevirmeye cesaret eder mi bu bilinmez ancak azimli provokatör kimliğiyle bilinmeyi sürdürecek ve asla itibar kazanamayacaktır. Bazı insanların hayatı, bakanlara, "Nasıl yaşamamalı" sorusunun yanıtını anlatır, Perinçek'inki onlardan. Tarih ve doğa kendisinden adeta böyle intikam alıyor. Tarihe güveniyor ve doğayı seviyoruz.