16 Ocak 2021 Cumartesi

Dünyada isyan dalgası Türk-İş'te statüko zırhı

AKP ve devletin arka bahçesi Türk-İş'in parçalanması ve dağıtılması, İşçilerin tabanda örgütlenerek alternatif sendikalarını yaratmaları dışında bir seçenek işçileri oyalamaktan başka bir rol oynamaz.

6-8 Aralık tarihleri arasında Türk-İş kongresi Ankara'da yapıldı. İşçilerin hiç bir beklentisinin olmadığı fakat AKP-MHP faşist koalisyonunun beklentisinin yüksek olduğu kongrede değişen bir şey yok. Eski tas eski hamam.

Zevahiri kurtarmak için Türk-İş Başkanı Ergun Atalay'ın hamaset sözlerini bir kenara koyarsak Türk-İş, AKP'nin arka bahçesinde oyunu sürdürmeye devam edecek. Kıdem tazminatının gasbı ile ilgili Atalay'ın "kırmızı çizgimizdir" sözü Türk-İş'in çizgisinin sarı yöneticilerini yüzünün kırmızı olduğunu gizlemeye yetmez.

Görüntü ve imaj çabaları ile gerçeğin üzerini örtmeye çalışmaları Türk-İş'in işçi sınıfı içinde sermaye adına oynadığı rolü gizlemeye yetmedi.

Güya devlet bürokrasisi ve düzen partileri kongreye çağrılmadı fakat faşist düzen partilerinin hepsinin ruhu ve bilinci kongre salonunda dolaşıyordu. Kurulduğundan beri "Partiler üstü sendikacılık" adı altında işçi ve emekçileri düzen partilerine yedekleme işlevi gördü.
Kongre salonu fotoğraflarına bakıldığında devlet bürokrasisi çağrılmamış ama ortalama işçiler kongredeymiş gibi bir görüntü vermeye çalışılmış. Oysa Türk-,İş konresini takip edenler bilirler ki, sendika bürokratların onay vermediği hiç kimse kongreye katılamaz, kısacası kongreler çoğunlukla işçiye kapalıdır.

Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla şişirilmiş maaşlarını, devlet ve sermayeden aldıkları payı artırma peşindedirler. Aralarındaki kavga kimin sistemin onlara sunduğu arpalıkların üzerine oturacağı ile ilgilidir. Uzlaşmaları da bu temeldedir; işçiler hergün iş cinayetlerinde ölmüş, en sefil koşullarda çalışma ve yaşamını sürdürmüş, işten atılmış, iş bulamamanın ıstırabını yaşamış onların umurunda değildir.

Bu kongrede alternatif bir listenin çıkmaması, hatta Türk-İş'ten ayrılacağını söyleyenlerin bile bu uzlaşma kervanına katılması, eski yönetimin sanki başarılıymış gibi aynen devam etmesi; pastayı, konforu ve koltukları paylaşmada aralarında uzlaştıklarını göstermeye yeter. 
Görüntüler Türk-İş'in erkek egemen sistemin aynası olduğunu yansıtıyor. Baştan sona erkek delegeler, kadınların neredeyse istisnai olduğu bir kongre gerçeği var. Devlet ne kadar erkek egemense Türk-İş de o kadar erkek egemen ideolojiye sahiptir.

Bu haliyle Tük-İş'ten değişim beklemenin ne kadar ütopik olduğunu söylemek bile gerekmez. Üyelerinin sendika bürokrasisine karşı tabanda örgütlenerek yönetime gelebileceği veya karar sahibi olacağı eski bir hikaye olarak kalmaya mahkumdur. AKP ve devletin arka bahçesi Türk-İş'in parçalanması ve dağıtılması, İşçilerin tabanda örgütlenerek alternatif sendikalarını yaratmaları dışında bir seçenek işçileri oyalamaktan başka bir rol oynamaz.

Türk-İş tabanının aşağıdan örgütlenmesi ve tüm işçilerle birlikte sendikal bürokrasiye ve faşist sendikacılığa bayrak açması elbette önemli ve değerl bir adım olacaktır. Fakat artık dünyada ve Türkiye'de kapitalizmin varoluş krizi yaşadığı koşullarda burjuva sendikal hareket de bu krizin bir parçasıdır.

Dünyada isyan dalgasının geliştiği, işçilerin taban örgütlerinde birleşerek harekete geçtiği, sürdürdükleri mücadelenin içinden yeni sendikal örgütlenmelerle işçilerin değişim rüzgarını ileriye taşıyacağı ve bir toplumsal devrim için hazırlanacağından kuşku yoktur.

Bu rüzgarın Türkiye'yi er ya da geç etkileyeceğinden kuşku duyulamaz. Fırtına yaklaşıyor. Fakat devrimci işçiler bu fırtınaya ne kadar hazır. Mesele budur. Üzerinde odaklanması gereken İşçilerin ve emekçilerin tabanda meclisler, inisiyatifler, komiteler gibi özgün araçlarlar yaratarak sürece hazırlanmasıdır.

Türk-İş kongresi bu hazırlığın her şeye rağmen ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.