25 Eylül 2020 Cuma

Döneme yanıt olmak ve komünist öncü

Komünist öncü, dönemin gereklerine uygun olarak düşman karşısında kendisini yapılandırmak, hazırlamak, 21. yüzyılın devrim partisini inşa etme yolunda, tüm sorun ve yetmezliklerine rağmen önemli bir tarihsel eylem geliştiriyor. Bu da onun yenilenme ve devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt olma görüş açısının sonucu olarak gelişiyor. Biliyoruz ki bu da ancak parti kadrolarının bunu anlaması ve yanıtlamasıyla mümkün olabilir. Yeni kavga yılında komünist öncüyü bu iddialara bağlılık içinde her yerde geliştirip ilerletmek, kendini kolektifin ve devrimin ihtiyaçlarına göre konumlandırmak, her bir komünistin görevidir.

Koronavirüs salgını boyunca yaşananlar dünyada kapitalist sistemin iflasının resmi oldu. Kapitalizmin insanlığa vereceği hiçbir şeyin kalmadığı tespiti salgın karşısında kapitalist ülkelerin pratikleriyle doğrulandı. Teknolojinin, bilimin geldiği düzeye rağmen kapitalist devletlerin bulabildiği tek çözüm, virüsü "sürü bağışıklığına" bırakmak oldu. Görüldü ki asıl virüs, milyonlara açlık, yoksulluk ve salgın dışında bir şey vaat etmeyen, insanlığın sırtından bir kalbura dönüşmüş olan kapitalizmdir. İnsanlık giderek daha fazla, kapitalizmden kurtulmadıkça gerçek bir özgürleşme ve yaşanılası bir dünya olamayacağını görüyor. Engels'in toplumsal devrimler çağının belirginleşen niteliklerini tanımlarken kitlelerin bilincinde yaşanan sarsıntılar ve değişimleri, altüst oluşları, hayal kırıklıklarını vb. tespitlerini yansıtan bir döneme tanıklık ediyoruz. 2019 yılı boyunca devam eden ayaklanmalar, salgınla birlikte başka bir düzlemde kendisini açığa vuran ve komünist öncünün kapitalizmin varoluşsal krizine bağlı bir biçimde tanımladığı, toplumsal devrimler çağının kapısının aralandığı zamanlardayız. Geniş kitlelerin kapitalizm alternatifi sistem arayışına girdikleri bir dönemin içinden yürüyoruz. Dolayısıyla, dünya devrimi ve sosyalizm fikrinin işçi sınıfı ve ezilenler içinde kök salmasının, yayılmasının, alternatif olarak öne çıkmasının maddi toplumsal alt yapısı her yerde fazlasıyla gelişmiş durumda.

Politik İslamcı faşist saray rejimi bakımından da tablo parlak değil. Rejimin içsel çelişkileri bir yana yapısal sorunları derinleşerek büyüyor. Geliştirdiği tüm stratejiler bir bir çöküyor. Kapitalizmin genel krizi, ekonomik ve toplumsal olarak iç krizle birleşerek derinleşiyor. Kitlelerde kopuşu örgütlüyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin direnişi, başta komünist öncü olmak üzere devrimci öncülere diz çöktürüp teslim alamaması, Kürt halkımızın ulusal özgürlük hareketinin ve gerillanın her türlü engeli ve tekniği alt ederek geliştirdiği önemli mücadele, tüm bunların faşist saray ittifakının tabanını giderek eritmesi tablonun öne çıkan yanlarıdır. Faşist rejim tüm bu gerçeklik içinde sadece Kürdistan coğrafyasında değil Doğu Akdeniz'de, Libya'da, Azerbaycan'da savaş çığırtkanı politikalar geliştirerek krizi aşmanın tek yolunun savaş olduğunu düşünüyor, bunu örgütlemeye çalışıyor. Kitleleri şovenizm zehri ile teslim almaya ve rejime bağlamaya artık sadece Kürt halkına dönük inkârcı sömürgeci savaş politikaları geliştirmek de yetmiyor. Savaşı tüm bölgeye yaymaya, şovenizmi içeride bu yayılmacı siyasetten doğru da örgütlemeye çalışıyor.

Ortadoğu halkları ise uzun yıllardır emperyalist ve bölgesel gerici güçlerin tetiklediği iç savaşların içinde önemli bedeller ödüyor. Libya, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Afganistan, Pakistan, Yemen, Tunus'ta yaşananlar ortada. Emperyalist kapitalizmin bölge halklarına savaş, işgal, soykırım, diktatöryal rejimler, açlık ve salgın dışında verdiği hiçbir şey yok. Bunun karşısında ise en ileri örneği Rojava devriminde açığa çıkan işçi sınıfı ve ezilenlerin başkaldırısı, isyanı var. Arap halk ayaklanmalarıyla başlayan, kadın özgürlükçü çizgide gelişen ve zafere ulaşan halkçı Rojava devrimi ile en ileri örneği açığa çıkan isyanlar ve devrimler bölgesel devrim fikrinin güçlü fragmanları oldu. Dört parçada süregiden ulusal özgürlük mücadelesi, onun Rojava, Bakur ve Başur'daki devrimci niteliği, Kürdistan'ı Ortadoğu devriminin merkez üssü haline getirmiş durumda. Kürdistan'ın Türkiye, Irak, İran ve Suriye burjuvazileri tarafında sömürge altında tutulması, Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesini bütün bu ülkelerde ve bölgede devrimci bir rol oynamasına vesile oluyor. Dolayısıyla tüm bu güçler ve emperyalistler, değişik tipte çelişkilerine rağmen son kertede Kürdistan devrimine karşı birleşiyor. Kürdistan'da geliştirilen her mücadele ister Rojava'da, ister Başur ve Rojhilat'ta isterse de Bakur'da olsun sömürgeciliğe karşı olduğu kadar aynı zamanda emperyalizme karşı da yürütülüyor. Öncü, Bakur, Başur ve Rojava'da bölgesel ve birleşik devrim görüş açısına bağlı biçimde bu mücadelenin içinde yer alıyor.

İşte komünist öncü, dünyanın, Türkiye'nin, Kürdistan'ın ve Ortadoğu'nun bu güncel tablosu içinde 26. mücadele yılını geride bırakıyor. Çeyrek asırlık tarihini izleyen, takip eden ve o tarihin yapıcılığını oluşturan herkes O'nun gelişen, büyüyen, değişen, kendini yeni koşullara uyarlayan yanlarını da, zayıf, aşmakta patinaj sergilediği, zorlandığı yanlarına da şahitlik etmiştir. Birlik devriminin çizgisinde gelişip serpilen, kurucu belgelerinde verili olan politik, örgütsel ve teorik fikirleri giderek olgunlaştıran ve bir kısmını gerek kendi tarihinin deneyimleri ışığında gerekse de ‘somut koşulların somut tahlili' ilkesinin yol göstericiliğinde devrimci tarzda yenileyen, döneme ve sürece yanıt olma görüş açısından hareket eden bir tarihtir bu.

Komünist öncü, gerek Marksist yöntem uygulayarak geliştirdiği emperyalist küreselleşme, varoluşsal kriz, bölgesel devrim, kadın devrimi, dünya devrimi ve enternasyonalizm fikirleri, gerekse de büyük bir cesaretle, devrimci görev ve sonuçlar çıkartmaya giriştiği 20. yüzyıldaki sosyalizm deneyimlerini inceleme pratiği, onun Marksist teoriyi içinde bulunulan koşullara uygulama gücü bakımından gelişkinlik düzeyini gösteren en önemli sahalardan biridir. Öncü, teori ile donuk, dogmatik bir ilişki kurmamıştır. Bilakis teoriyi dünya, Türkiye/Kürdistan ve Ortadoğu devriminin gelişim yolunu açmada bir güç olarak kullanmada etkin bir silaha dönüştürmeyi başarmıştır. Teori ile kurulan bu canlı ilişkidir ki kapitalizmin salgın karşısında teslim bayrağı çektiği, tüm belirsizliklerin iç içe geçtiği Ortadoğu'nun bu günlerinde antikapitalist, antifaşist ve antiemperyalist ve kadın özgürlükçü kitlelerin önünü bir fener gibi aydınlatabilmekte, görüş açısı kazandırabilmektedir.

Geliştirdiği kadın devrimi programı, ona yaslanarak yarattığı ve artık kazanılmış olan kadın örgütü gerçeği, onun gerek teorik ve politik olarak gerekse de örgütsel olarak komünist kadın hareketine kattıkları bakımından ufuk açıcıdır, yol göstericidir. Gönül rahatlığıyla denilebilir ki bütün bu noktalardan dünya komünist hareketinin ilerisinde mevzilenmektedir.

Ayaklarını Türkiye/Kürdistan topraklarının somut maddi toplumsal gerçeğine basarak geliştirdiği birleşik devrim stratejisi, Kürdistan devrimine dair geliştirdiği strateji ve kendisini oradaki var ediş biçimi, tüm bunların gerektirdiği konumlanma, örgüt araç ve biçimlerini açığa çıkartma, onları devrimci mücadelenin ihtiyaçları için seferber etme pratiği O'nu bu topraklarda devrim mücadelesinin merkezine yerleştirmiştir. Rojava devrimi karşısındaki pratiği, Gezi'ye katılım biçimi, birleşik devrimci-demokratik cephe örgütlerinde oynadığı rol, düşmanın amansız bir biçimde üstüne gelişi, ölümsüzler partisi olarak yükselmesi bunun sadece son beş yıllık kanıtları. Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminin her cephesinde şu ya da bu düzeyde bir kuvvet olarak kendisini ortaya koyan öncü, çeyrek asırlık tarihinde görüleceği üzere, bugün de açtığı yeni mücadele sahalarıyla örgütsel ve siyasi çalışma alanlarını genişletme görüş açısını koruyarak ilerlemeye çalışıyor.

Benzer bir yenilenme, öğrenme ve ilerleme gücünü dünyanın değişik deneyimlerinden öğrenerek geliştirdiği ve pratikte uygulamaya yöneldiği örgüt teorisi ve modeli bakımından da söylemek mümkün. Komünist öncü dönemin gereklerine uygun olarak düşman karşısında kendisini yapılandırmak, hazırlamak, 21. yüzyılın devrim partisini inşa etme yolunda, tüm sorun ve yetmezliklerine rağmen önemli bir tarihsel eylem geliştiriyor. Bu da onun yenilenme ve devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt olma görüş açısının sonucu olarak gelişiyor.

Denilebilir ki politik, örgütsel ve teorik olarak açığa çıkarttığı bu düzey, esasen 21. yüzyılın devrim partisini inşa etme ve kazanmanın, Türkiye/Kürdistan devrimine önderlik etmenin, bunu bölge ve dünya devrimine doğru ilerletmenin, girişte bahsettiğimiz somut siyasal tabloya yanıt üretme arayışının ürünüdür.

Fakat biliyoruz ki bu da ancak parti kadrolarının bunu anlaması ve yanıtlamasıyla mümkün olabilir. Bundandır ki her militanın, iddiaları ve görüş açısı, büyüyüp gelişen ufku bölge ve dünya devrimine odaklı olan partinin ne yapmaya çalıştığını anlaması elzemdir. Yeni kavga yılında komünist öncüyü bu iddialara bağlılık içinde her yerde geliştirip ilerletmek, kendini kolektifin ve devrimin ihtiyaçlarına göre konumlandırmak, her bir komünistin görevidir.

* Atılım Gazetesi'nin 4 Eylül 2020 tarihli 442. sayı başyazısı