9 Nisan 2020 Perşembe

Devrim kadındır: Ey ataerkil güçler, kadınların hakları dipnot değildir

Lübnanlı bir kadının silahlı bir adamı kasıklarından karate yaparak tekmelediği çarpıcı görüntüsü, protestoların simgesi haline geldi. O zamandan beri, protestocular ve çevik kuvvet polisi arasında insan duvarı oluşturmak için kol kola dizilmiş duran düzinelerce kadının görüntü ve videoları yayıldı. Binlerce kadın, çarşamba akşamı hükümet koltuğunun yakınlarındaki merkezi bir meydanda toplandı ve bazıları mum taşırken bazıları tencere çalıyordu. Kadınlar, "Ey ataerkil güçler, kadınların hakları dipnot değildir" diye haykırdı.

Lübnan'ın ataerkil ve mezhep sisteminin mağdurları olan kadınlar, 17 Ekim'den bu yana ülkeyi sarsan hükümet karşıtı protesto hareketinin ön saflarında yer alıyor. Lübnanlı kadınlar, işsizlik, kötü hizmetler ve ülkenin siyasi seçkinlerinin yolsuzluğuna karşı gösterilerde erkek benzerlerinin yanında dururken, öte yandan daha da temel bir hak istiyor: eşit davranılması.

Yabancılar için, Lübnan'daki kadınlar, özellikle bölgedeki diğer ülkelere kıyasla, bir dereceye kadar liberal özgürlüğe sahip gibi görünebilir. Ancak Lübnan'lı kadınlar için bu görüntü, iyi düzenlenmiş bir dış görünüş. Anayasayla güvence altına alınan ve Lübnan yargı sistemi tarafından desteklenen Lübnan'daki kadın haklarının tırpanlanması, ülkenin daha muhafazakar komşularıyla karşılaştırıldığında daha yüksek. Bu ayrımcılığın temelinde, anayasaya iliştirilmiş bir mezhep sistemi var. Yasa, Lübnan'daki cemaatlerin her birinin dini değerlerini korumaya hakkı olduğunu savunuyor. Anayasa, "kişisel statü ve dini çıkarlara saygı duymayı" garanti ediyor. Bu anayasal hakların korunması, Lübnan'ın iç savaşa geri dönmesini engellemek için uzun süre "kritik" olarak kabul edildi. Ancak sonuçta, farklı toplulukların pek çoğu ataerkilliği anayasal olarak zorunlu olan dini bir hak olarak sürdürüyor. Kadınlara karşı ayrımcılık kanununa yönelik reform çabaları, ülkenin farklı mezhep sistemi tarafından sağlanan istikrarı riske atma iddiasıyla engelleniyor.

Bu dini kişisel statü yasaları uyarınca, Lübnan çocuk evliliğine izin veriyor ve istismarcı evlilik durumlarında bile boşanmak isteyen kadınların yoluna büyük engeller koyuyor. Boşanmanın izin verildiği durumlarda ise çocukların velayeti kaçınılmaz bir şekilde erkeğe veriliyor. Aynı zamanda Lübnan'ın vatandaşlık yasaları kadınların mülteci eşlerinden olan çocuklarına vatandaşlık devretmesini de reddediyor. Yalnızca Lübnanlı babalardan doğan çocuklar vatandaşlık haklarından yararlanma hakkına sahip.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) kriz ve çatışma bölümü müdürü Lama Fakih, "Lübnan'daki kadınlar, birçok yönden ülkedeki mezhepsel yönetim sisteminin sıkıntısını çekiyorlardı" diyor. Fakih, "Kadın hakları aktivistlerinin taleplerinden bazıları kişisel statü yasası, milliyet hukukunda eşitlik, sponsorluk (kafala) sisteminin reformu, doğum hakları, çocuk evliliğinin sona ermesi, şiddetten ve tacizden korunma ve hükümette temsil edilmek" diye ekledi. "Kadın hakları sıklıkla hatalı mezhepsel söylemlerin baskısı altında tutulmuştur" diyor Lama Fakih.

HRW uzun zamandır Lübnan'ın parlamentosunu ve hükümetini, kadına yönelik tüm ayrımcılığa son vermesi için reform taleplerini öncelikli değerlendirmeye çağırdı. Fakih, "Ulus hukuku tartışması buna güzel bir örnektir. Kadınlar, eşit haklara sahip olmanın mezhepsel dengeyi bozabileceği endişeleri nedeniyle yasa altında eşitlikten mahrum bırakılıyor" dedi ve ekledi: "Bu sadece ayrımcı bir argüman değil, aslında yanlıştır, ancak bu politikacıların kadınların yabancılarla evlenmelerini ve sonuç olarak çocuklarının ve eşlerinin eşit haklara sahip olmalarını reddetmelerinin önüne geçemedi."

VATANDAŞLIK SADECE ERKEKLERE AİT BİR ALAN
Onlarca yıldır Lübnan'daki eylemciler, Lübnanlı kadınların çocukları veya yabancı eşlerinin vatandaş olmalarını yasaklayan, ülkenin tartışmalı vatandaşlık yasasında değişiklikler istedi. Yabancı eşleri ya da Lübnanlı olmayan partnerlerinden çocukları olan kadınlar eşlerinin ve çocuklarının Lübnan'da kalabilmesi için düzenli olarak izinlere başvurmak zorunda. Yasal belgeler ayrıca çocuklarının veya partnerlerinin iş, eğitim, sosyal servisler ve sağlık hizmetlerine erişebilmeleri için de gerekiyor. Aksi durum bu evliliklerden olan çocuklar için devletsizlik riskini beraberinde getiriyor.

Kar amacı gütmeyen Gelişme Üzerine Araştırma ve Eğitim Kolektifi (CRTDA) Ulusal Kampanya Koordinatörü Karima Chebbo, örgütlerinin Lübnan ayaklanmasını beraberinde diğer taleplerle birlikte vatandaşlık yasasında da değişikliğe yol açabileceği umuduyla aktif olarak desteklediklerini söylüyor.

Chebbo, "Bu hareketin temel taleplerini destekliyoruz" dedi ve ekledi: "Yolsuzluğun bitişini ve iktidarı kendi kişisel çıkarları için kullanan elitlerin çöküşünü görmek istiyoruz. Günümüzdeki ayaklanmanın temel talepleri herkes tarafından biliniyor, herkes bunlar için çağrı yapıyor ve buna biz kadınlar da dahiliz."

"Ancak, alanda ve sosyal medyada da gördüğümüz şey, Lübnanlı kadınların vatandaşlıklarını yabancı eşlerden çocuklara devretme hakkını talep eden kendiliğinden yapılan çağrılar var. Bunların arasında, çocuklarının Lübnan vatandaşı olmadığı için mahrum kaldıkları eğitim ve sağlık hizmetleri gibi temel haklara erişebilmelerini sağlama da var."

Yakın zamanda devlet öncüllüğündeki bir kampanya, Lübnan'ın büyük uluslararası diasporasındaki binlerce kişiyi Lübnan vatandaşlığını teşvik etmeye çalıştı. Gebran Bassil -Lübnan'ın Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı Michel Aoun'un damadı ve tartışmasız bugün protestocular tarafından en çok reddedilen politikacı- tarafından başı çekilen kampanya Lübnan'ın "gerçek" kimliğini "muhafaza etmesi" amacını taşıyor.

Chebbo, "Politikacıların diaspora toplumu üyelerinin Lübnan vatandaşlığına başvurmalarını sağlayabilmek için yasayı şiddetle geçirmeye çalışmalarını ancak yasayı yabancı eşleri ve çocukları olan Lübnanlı kadınlar için genişletmeyi reddetmelerini görmek talihsiz olduğu kadar komikti de" dedi.

"Lübnanlı kadınların çocuklarına öncelik verilmiş olmalıydı, ancak Bassil, Lübnanlı kadınlara bu hakkı vermeye şiddetle karşı çıktı. Peki bunun yerine diasporaya bu hakkı vermek için nasıl bir kampanya yürütebilir?" diye ekleyen Chebbo, "Lübnanlı kadınların yabancı eşlerinden olan çocuklarına vatandaşlık sağlama hakkı bizim mücadele etmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz bir hak" dedi.

'DEVRİM KADINDIR'
Mevcut protestolara hem örgütlenme hem de katılım yoluyla önderlik eden Lübnan'daki kadınlar, kendilerini baskı altına alan sistemin değişmesi talebinde korkusuz ve cesur olduklarını gösterdi. Bazıları, polis vahşetine karşı kalabalığı savunmak için kendi hayatlarını tehlikeye attığından, rolleri çarpıcı ve kritikti.

Geçen ayki ayaklanmanın başlamasına saatler kala, Lübnanlı bir kadının silahlı bir adamı kasıklarından karate yaparak tekmelediği çarpıcı görüntüsü, protestoların simgesi haline geldi. O zamandan beri, protestocular ve çevik kuvvet polisi arasında insan duvarı oluşturmak için kol kola dizilmiş duran düzinelerce kadının görüntü ve videoları yayıldı. Binlerce kadın, çarşamba akşamı hükümet koltuğunun yakınlarındaki merkezi bir meydanda toplandı ve bazıları mum taşırken bazıları tencere çalıyordu. Kadınlar, "Ey ataerkil güçler, kadınların hakları dipnot değildir" diye haykırdı.

Serbest gazeteci Alessandra Bajec, "#Devrim'in 21. gününde, kadınlar #Beyrut'ta mum taşıdı, çizim yaptı, tencere ve tavalara vurarak şehir merkezinde protesto gösterileri düzenledi" diye tweet attı.

HRW'den Fakih, "Kadınlar mevcut protesto hareketinde birçok liderlik rolü oynadı" dedi.

"Kadınlar, yeni hükümetin dikkate alması için kadın haklarına dair endişelerini ortaya koydukları bir hafta sonu yürüyüşünü organize etmekten, sivil topluma katılmaya, hareket ve ülke için ileriye dönük yolu belirleme, protestolar düzenleme ve devasa gösterilerden sonra temizliği planlama, göstericilerin taleplerini ifade eden ve başkalarına hakları için konuşmalarını teşvik etmeye kadar birçok hareketin ön saflarında yer aldı."

Ayaklanmanın üçüncü haftasında, alandaki aktivistler kadınların rolünü, çabucak ilgi toplayan "devrim kadındır" sloganıyla tanıdı.

Yasanın gözünde eşitlik talepleri uzun bir mücadele olsa da Fakih, çoğu yerde olduğu gibi umudunu kaybetmiyor. "Değişim hiçbir zaman kolay gelmiyor, ancak insanların barışçıl bir şekilde örgütlendiğinde ve haklarını talep ettiğinde değişimin mümkün olduğuna inanıyorum" diyor ve ekliyor:

"Bu nedenle ifade ve toplanma özgürlüğü haklarını korumak çok kritik. Güvenlik güçleri, yolsuzlukla mücadele ve haklarının gerçekleşmesi için ses çıkartan barışçıl protestoculara saygı duymalı ve bunları korumalıdır."

* Sarah Khalil'in The New Arab'ta yayınlanan "'The revolution is female': Why feminist issues are driving Lebanon's protests" başlıklı makalesini Fatma Edemen ETHA için çevirdi. Başlık tarafımızdan değiştirildi.