26 Şubat 2026 Perşembe

Değirmen çocukları yürüyüşünden MESEM düzenine: Çocuk işçi ölümleri tarihin tekerrürü mü?

Ajansımız ETHA'nın okuru ve takipçisi Onur Binbir, Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.

Çocuk işçilerin ölümlerini konuşuyoruz günlerdir. Mekanlar değişiyor ama sabit kalan kapitalizmin vahşi doğasının gerçekliği oluyor. Kapitalizm sömürü çarkları, kar hırsının katmerlenmesi, doğanın, insanlığın kanı üzerinden gerçekleşiyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin (İSİG) verilerine göre geçen yıl en az 94 çocuk "iş kazaları" adı altında katledildi. Son 11 yılda ise bu rakam en az 836. Dünya genelinde de durum oldukça vahim. ILO ve UNICEF'in 2024 raporuna göre, dünya genelinde 54 milyon çocuk (bağımsız kaynaklar, 160-250 milyon olarak belirtmekte) sağlığına, güvenliğine veya bedenlerine zarar verme potansiyeli olan tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır. Bu veriler sadece takip edilebilenler. Gerçekler ise bu durumun birkaç katı fazla. Bu önemli ve acı gerçekliği konuşurken, çocuk işçilerin hakları ve mücadelelerini de anlamak, anlatmak gerekiyor.

Sanayi Devrimi'nin isli bacalarından günümüzün modern sanayi sitelerine uzanan tarihsel süreç incelendiğinde, çocuk işçiliği konusunun ürkütücü bir tekerrürden ibaret olduğu görülmektedir. 19. yüzyılın vahşi kapitalizm koşullarında "küçük köleler" olarak adlandırılan çocuk işçiler, bugün "çıraklık", "stajyerlik" ve "mesleki eğitim" kılıfları altında yeniden sömürülmektedir. Tarihsel kazanımların birer birer yok sayıldığı, uluslararası sözleşmelerinse kâğıt üzerinde durduğu bu koşullar, 100 yıl öncesini aratmayan bir sömürü düzenine işaret etmektedir. 1903 yılında Amerika'da yapılan Değirmen Çocukları Yürüyüşünden (The March of the Mill Children) bugüne çocuk işçilerin yaşam mücadelesi, kapitalizmin yeni sömürü yöntemleriyle değişerek yeni bir boyut kazanmış ve kaldığı yerden hiç durmadan devam etmiştir.

Sanayi Devrimi öncesinde de çocuklar, tarım toplumunun doğal bir parçası olarak aileleriyle birlikte tarlada çalışır veya lonca sisteminde "yamak/çırak" olarak zanaat öğrenirdi. Sanayi Devrimi ile birlikte çocuk emeği, aileye yardımcı olma niteliğinden çıkıp kitlesel bir sömürü aracına dönüştü. Çünkü "çocuk işçiler"i birçok angarya işte çalıştırmak hem daha az masraflı hem de sorunsuzdu. Çocukların seslerinin çıkmaması ailelerin, patronların, iktidarların onların bedenleri üzerinden kazanılanlara ortak olması demekti. Sömürü o kadar ağırdır ki en zor koşullarda, en ağır işlerde ve en uzun saatlerde çalıştırılanlar arasında çocuk işçilerin sayısı hiç de yabana atılabilecek kadar az değildi. 1900'lerin başında Amerika'da tarım, tekstil ve madenler başta olmak üzere birçok ağır işte çalışan çocukların durumu içler acısıydı. Binlerce çocuk tarlalarda saatlerce güneşin altında kavrulurken yine binlerce çocuk madenlerde güneşi görmeden yaşamını sürdürüyordu. Yüzlerce çocuk bu ağır koşullarda sakat kalıyor, hastalıklardan kıvranıyor ve yüzlercesi de bu sömürü çarklarına feda ediliyordu. 1903 yılında Mary Harris Jones, yani Mother Jones'un öncülüğünde gerçekleşen Değirmen Çocukları Yürüyüşü, çocukların kaderini değiştiren önemli bir tarihsel yere sahiptir.

1903 yılında Pennsylvania'da 75 bin tekstil işçisi daha yüksek ücret ve daha kısa çalışma saatleri için greve gitmişti.  Bu işçilerin en az 10 bini "çocuk işçiler"di.  Mother Jones, her gün sendika merkezine gelen küçük "işçi çocukları" görüyordu. "Kimisinin elleri kopmuş, kimisinin başparmağı eksik, kimisinin de parmakları kopmuş halde. Kambur, omuzları öne eğik ve zayıftılar. Çoğu on yaşından büyük değildi, ancak eyalet yasası on iki yaşından önce çalışmalarını yasaklıyordu". Basına neden bu vahşeti yazmadıklarını sorduğunda fabrika sahiplerinin birçoğunun gazetelerde hisseleri olduğu cevabını aldı. Jones'un buna yanıtı: "Pekala, benim hissem de bu küçük çocuklarda ve ben de biraz tanıtım ayarlayacağım!" olacaktı.

Jones, grevdeki çocukları ve özellikle sakat kalmış çocukları yanına alarak Philadelphia'dan ABD Başkanı Theodore Roosevelt'in yazlık evine kadar bir yürüyüş planladı. Yüzlerce kilometre olan bu yolculukta yollarınıh üstündeki şehirlerde toplantılar, mitingler düzenleyerek çocuk işçiliği gündemleştirmeyi planlıyordu.

Yürüyüşe başladıkları gün yaptığı konuşmada kürsüye sakat kalmış çocukları çıkararak, "Philadelphia'nın konakları, bu çocukların kırık kemikleri, titreyen kalpleri ve sarkık kafaları üzerine inşa edilmiştir" diye haykırdı.

Yürüyüşün sonunda, Başkan Roosevelt onlarla görüşmeyi reddetse de, bu yürüyüş çocuk işçiliğini "görünmez" olmaktan çıkarıp ulusal bir utanç kaynağı haline getirdi. Bu eylem, ilerleyen yıllarda çocuk işçiliğinin yasaklanmasına giden yasal süreçlerin (özellikle 1938 Adil Çalışma Standartları Yasası) temelini attı.

Mother Jones'un mücadelesinden yüzyıl sonra, Türkiye'deki veriler çocuk işçiliğinin azalmadığını, aksine biçim değiştirerek daha ölümcül bir hal aldığını göstermektedir.

TÜİK'in 2024 yılı verilerine göre, 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı 970 bindir.  MESEM'de çalıştırılan 504 bin çocuğu da buna eklediğimizde sayı, 1 milyon 474 bine ulaşıyor. Ancak bağımsız kaynaklar, "çıraklar, stajyerler, tarım işçileri ve mülteci çocukları da eklediğimizde bu sayının 2 milyonun üzerinde, hatta 3 milyon civarında olduğunu belirtmektedir".

Çocuk işçilerin emeği üzerine basarak yükselen MESEM, patronlar için tam bir para makinesine dönüşmüş durumda. Çünkü çocuklara ödenen ücretin (asgari ücretin %30'u veya %50'si) büyük kısmı İşsizlik Sigortası Fonu'ndan devlet tarafından karşılanmaktadır. Yani patronlar, neredeyse bedavaya, itiraz etmeyen, sendikasız ve "çırak" adı altında her işi yaptırabilecekleri bir çocuk ordusuna kavuşmuştur. Sadece bunlar değil, "çocuk işçilerin" çalışma koşulları da oldukça kötüdür. "Basın-yayın organlarında yer alan haberlere göre, çocuklara devlet tarafından ödenen ücretin bir kısmı, bazı işletmeler tarafından istenilmekte, usta ve işverenler tarafında mobbing uygulanmakta, yoğun mesai ve hatta tatil yapamadan cumartesi günü dahil, işçi sağlığı güvenliği önlemleri olmadan, gözetimsiz bir şekilde her türlü tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar." (TMMOB'nin MESEM ve çocuk işçi ölümleriyle ilgili açıklaması).

TARİH TEKERRÜR EDERKEN
Mother Jones, 1903 yürüyüşünde çocukları hayvan kafeslerine koyarak dolaştırmış ve "Hayvanlar bile bu çocuklardan daha özgür" diyerek tepkisini göstermişti. Bugün o demir kafeslerin yerini, "staj", "çıraklık" ve "mesleki eğitim" gibi yasal kafesler alarak çocuklardan, kapitalist sistem, çocuklarını yaşamı üzerinden beslenmeye devam etmektedir.

Yoksul ailelerin çocukları, ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle, devlet eliyle teşvik edilen bu sisteme mecbur bırakılmaktadır. Mother Jones'un "Ölüler için dua edin, yaşayanlar için savaşın" sözü, bugün Türkiye'de MESEM tezgahlarında, inşaat iskelelerinde ve tarlalarda hayatını kaybeden çocuklar için her zamankinden daha geçerlidir. Tarihsel süreç göstermektedir ki; çocuk işçiliği kendiliğinden bitmemekte, sadece biçim değiştirerek ve "yasallaşarak" varlığını sürdürmektedir.