6 Aralık 2021 Pazartesi

Çeviri | Hayali sermayenin yeni oyuncakları: SPAC, NFT ve kripto paralar

Son 20 yılda hayali sermaye araçları giderek dijitalleşti. Finansal işlemlerin yerini dijital kodlama aldı. Ancak bu teknolojik gelişmeler esas olarak finansal kumarhanedeki spekülasyonu artırmak için kullanıldı. Finans piyasaları battığında, ki eninde sonunda batacak, dijital hasarın boyutlarını hep birlikte göreceğiz.

Önceki yazımda birikim ve spekülasyon amacıyla yapılan ve Marx'ın 'hayali sermaye' dediği geleneksel finans mühendisliği dolandırıcılıklarını, yani tahviller, hisse senetleri, mülk, kredi ve bunların türevleri gibi finansal varlıkları tartışmıştım.

Mali sermaye yeni spekülasyon ve dolandırıcılık yöntemlerini icat etmede her zaman mahir olmuştur. 2000 yılında birçok internet şirketinin hisse senedi fiyatları yükselmiş ancak bu şirketlerin karları gerçekleşmeyince ve spekülasyon için borçlanma maliyetleri arttınca şirketler çökmüş ve dot.com patlaması yaşamıştık. Ardından 2001'de hafif bir durgunluk gerçekleşmişti.

Sonrasında konut fiyatlarında, ipoteklerde (mortgage), menkul kıymet haline getirilmiş ipotek paketlerinde ve bunların türevlerinde büyük bir kredi patlaması yaşadık. Bu, büyük bir emlak ve borsa patlamasını tetikledi ve patlama 2008 küresel mali çöküşüne ve ardından da büyük durgunluğa dönüştü. Bunu, FED'in düşük ya da sıfır faiz oranlarına sahip para enjeksiyonu ve hisse senedi ve tahvil piyasalarını rekorlara taşıyan 'miktarsal genişleme' politikası izledi. COVID ile gelen düşüş, merkez bankalarının finansal varlıkların fiyatlarını yükseltmek için 'miktarsal genişlemeyi' ikiye katlamalarına neden olurken, karlılık ve üretken varlıklara yapılan yatırıma dayalı 'reel ekonomi' durgunlaşmıştı.

21. yüzyılın bu kolay para dünyasında bir dizi yeni finansal spekülasyon aracı peydah oldu.

Bunlardan ilki Özel Amaçlı Satınalma Araçları (SPACS). Bunlara "açık çek" şirketleri de deniyor. Bankalar ve diğer yüksek riskli yatırım fonları hiçbir şeye sahip olmayan bir SPAC'a yatırım yapıyor ancak yatırımcılara SPAC'ın özel sektöre ait bir şirketi satın alacağını ve ardından halka arz (hisselerin halka satışı) adı verilen bir şekilde borsaya sokacağını vaat ediyor. Halka arz, SPAC'e yapılan yatırımdan daha yüksek bir fiyatta gerçekleşirse, herkes kar ediyor.

SPAC Wall Street'i kasıp kavurdu ve yüksek riskli fon yöneticileri arasında popüler bir yatırım aracı haline geldi. SPAC aracı "doğası gereği yatırımcı dostu olan ve dezavantajı az olan bir yapıya sahip" deniyor. Refinitiv'e göre, SPAC faaliyetlerinin çoğunun gerçekleştiği ABD'de 235 SPAC aracı bu yıl şu ana kadar 72 milyar dolar topladı. Peki, bahsedilen şu 'küçük dezavantaj' nedir? Sözde, ilk yatırımı kaybetme riski çok azdır, çünkü nakit para ABD hazinesine yatırım yapan bir fona yatırılır ve hissedarlar herhangi bir noktada paralarını geri çekebilirler. SPAC, borsada işlem görmeye başladıktan kısa bir süre sonra hisse senetlerine ve 'varantlara' (satın alma opsiyonlarına) bölünür ve arada oluşan farklardan yüksek getiri sağlama potansiyeli oluşur. İşte, işlerin ters gitme riskinin büyüdüğü yer burasıdır.

Tipik olarak bir hissenin sadece küçük bir kısmına tekabül eden varant, ilk yatırımcılar için bir çeşit 'tatlandırıcı' görevi görür. Bu yatırımcılar varantı tutarken yatırımlarını koruyabilirler. SPAC devralacak bir şirket bulduğunda, varantlar ucuz hisseye dönüşür. Ancak varant almayıp da SPAC'in satın alacağı söylenen şirketin hissesini alanlar (çoğunlukla küçük yatırımcılar), ilk yatırımcılara verilen ücretsiz varantlara kıyasla çok daha yüksek risk üstlenir.

Çoğu zaman da bu risk gerçekleşir. Yüksek riskli getiri fonları SPAC hisse fiyatının bir kısmına karşılık gelen bu 'varantları' alıp, SPAC'in bahse konu şirketi satın alma işlemi tamamlanmadan önce oyundan çıkarken, elinde gerçek hisselerle kalan küçük yatırımcılar halka arz fiyatının çok hızlı bir şekilde düşmesiyle önemli kayıp yaşarlar. Yani sonuçta küçük yatırımcılar zengin veletlere para aktarmış olur. Yine de para henüz ucuzken ve borsa patlıyorken kısa zamanda köşeyi dönme hayali sürer.

Bir de NFT'ler (non-fungible tokens) var. "O da nesi" diyebilirsiniz. NFT'ler, blok zincirlerinde (blokchain, bir çeşit dijital kod) depolanan dijital finansal varlıklardır. Her şeyi bir NFT'ye dönüştürebilir ve satabilirsiniz. Örneğin, Christies adlı bir müzayede şirketi 70 milyon dolara bir NFT (dijital kodlu) sanat eserini açık artırmaya çıkardı. Oscar adayı bir film de bir NFT (dijital kod) olarak yayınlandı. Burada satılan şey, sanat eserinin tek bir benzersiz, blok zincirli (dijital kodlu) temsilidir, eserin kendisi değil. Onun nihai türevidir, yani bir nesneden veya hatta bir kişiden türetilen, ancak mülkiyet hakkı bulunmayan bir dijital koddur. Öyleyse bu NFT neden alınıp satılır? Gerçekten ortada hiçbir sebep yok. Bu sadece bir moda ve NFT'nin alıcısı onu kendisi gibi bir başka gerizekalıya satarak kar elde edebileceğini umuyor, o kadar.

NFT çılgınlığının asıl sıkıntısı, bir sanat eserini veya bir fikri bir blok zincirine kodlamanın karmaşık ve oldukça enerji-yoğun hesaplamalar içermesidir. Bir kripto sanatçısının tek bir NFT'si, 6 ayda 77 yıl boyunca bir AB vatandaşının ortalama enerji tüketimine eşdeğer elektrik tüketir. Bu, önemli bir karbon ayak izi yaratır.

Aslında bu blok-zincir teknolojisinin tamamı için de böyledir. Örneğin, orijinal kripto para birimi olan Bitcoin (BTC), tahminen dünyanın yıllık elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 0,45'ini tüketir.

Bu da bizi kripto para destanına getirir. Üç yıl önce blok-zincirler ve kripto çılgınlığı üzerine yazmıştım. Daha sonra Bitcoin'in internet ödemelerinde işlem maliyetlerini düşürmeyi ve finansal aracılara, yani bankalara olan ihtiyacı tamamen ortadan kaldırmayı amaçladığını iddia ettim. Ancak bu tür dijital para birimlerinin mevcut para birimlerinin yerini alabileceği ve günlük işlemlerde yaygın olarak kullanılabileceği konusunda şüphelerim olduğunu da belirttim.

O günden bugüne Bitcoin'in dolar gibi itibari para birimleri cinsinden fiyatı şiddetli bir şekilde dalgalandı ve yakın zamanlarda da düşük faiz ve düşük enflasyon politikaları rezerv para birimi olan ABD dolarının değerini düşürdüğü için Bitcoin'in değeri arşa çıkmış oldu. Normalde doların değer saklama aracı olarak alternatifi altın iken, Bitcoin gibi kripto para birimlerinin spekülatif para varlığı olarak bu rolü devraldığı görülüyor. Neden? Pek çok altın merkez bankalarının kasalarındadır ve bu nedenle fiyatı sadece madenlerden ne kadar altın çıktığıyla değil, aynı zamanda devlet kontrolündeki bu bankaların politikalarına da bağlıdır. Bitcoin ise açıkça tanımlanmış bir dijital tedarik miktarına sahiptir ve blok-zincirler aracılığıyla devlet kontrolleri olmadan çıkarılabilir ve işlem görebilir.

Kapitalizmin finansal kumarhanesinin fantezi dünyasında Bitcoin ve diğer kripto para birimleri spekülatörler için altından bile daha ilgi çekici görünüyor. Bu da kripto paraları patlatıyor. Örneğin, ABD'nin en büyük kripto para borsası olan Coinbase Global'in Ekim 2018'deki değeri 8 milyar dolar iken bugün yaklaşık 68 milyar dolar. Şirketin şu anda 100'den fazla ülkede 43 milyondan fazla kullanıcısı var.

Ancak kripto para birimlerinin yakında bir değişim aracı haline de gelebileceğini söyleyemeyiz. Bitcoin'in değeri, tanımı gereği herhangi bir devlet garantisiyle değil, yalnızca "kod" ve anahtar "madencileri" ve sahipleri arasında var olan bir mutabakat ile destekleniyor. Tıpkı itibari para birimlerinde olduğu gibi, kripto paraların değeri de belirli bir emek zamanında üretilen fiziksel bir metaya karşılık gelmediği için, varlıkları sadece kullanıcılarının 'güvenine' bağlı. Bunların fiyatı dolar cinsinden veya dolara bağlı 'sabit para' denen şeyle ölçülüyor ve dolar bazında fiyatlarının dalgalanmasına yol açan şey de tam olarak bu 'güvendeki' dalgalanmalar oluyor.

Aslına bakılırsa kripto para patlaması yaşanırken, ABD doları dünyanın önde gelen ödeme para birimi olarak yerini iyice sağlamlaştırdı. Tüm ödemelerin yüzde 67'si dolardır. Ardından Euro, Yen ve Yuan gelir.

Bitcoin'in ilk güne kıyasla bugün daha fazla genel kabul gördüğünü söyleyemeyiz. Kripto para birimleri giderek spekülatif dijital finansın bir parçası haline geliyor. Bu nedenle, ana ödeme aracı olma noktasında merkez bankaları ve hükümetler tarafından kontrol edilen itibari para birimlerinin yerini alacaklarını hala düşünmüyorum. Yapay dil Esperanto emperyalist İngilizce, İspanyolca ve Çince'nin gücüne karşı ne kadar küresel dil olabildiyse, kripto paralar da o kadar genel kabul görecek, yani dijital para yelpazesinin küçük bir parçası olarak kalacaklar.

Dahası, kripto para birimlerinin halihazırda devlet destekli rakipleri var: Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC'ler). Fiziksel paradaki düşüşler birçok ekonomiyi zora soktuğu için, CBDC'lerin nakit paraya alternatif olabileceği yıllardır tartışılıyor. Bundesbank tarafından 2019'da yayınlanan araştırmaya göre, 2018'de dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin'deki ödemelerin yalnızca yüzde 20'sini nakit para oluşturdu. Bu hafta Çin, para biriminin blok-zincir tabanlı bir dijital versiyonunu oluşturan (siber Yuan) ilk büyük ekonomi oldu. İsveç merkez bankası Riksbank da, e-krona'yı test etme projesinin en az bir yıl daha süreceğini açıkladı.

ABD bu konuda daha isteksiz çünkü zaten dünyanın en büyük para birimi olan dolara sahip. FED Başkanı Jerome Powell bu hafta, "Merkez Bankası olarak dijital para birimi geliştirme konusunda aceleleri olmadığını" söyledi. Kripto para birimlerini, "son derece değişken ve dolayısıyla gerçekten yararlı olmayan ve hiçbir şey tarafından desteklenmeyen değer saklama araçları" olarak ilan edip çöpe atan Powell, "[kripto para] dolardan ziyade altının ikamesi olan spekülatif bir varlıktır" dedi. Ancak Boston FED geçen yıl bir Merkez Bankası dijital para birimi geliştirmeye yönelik uzun dönemli bir çalışma için Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ile bir ortaklık oluşturdu. Çalışmanın iki-üç yıl daha sürmesi bekleniyor.

Teoride bu CBDC'ler, dijital işlemleri anlık olarak gerçekleştirmenin sorunsuz ve güvenilir bir yolunu sağlar ve hükümet tarafından desteklendiklerinden, onları altın, itibari para birimleri ve kripto paraya kıyasla daha çekici kılarlar. Ama aynı zamanda bireylerin kendi 'nakitlerini' kontrol etme özgürlüğünü de azaltırlar ve sözde yolsuzluğu azaltma vaadiyle insanların geçim kaynaklarını hükümetlerin eline daha da fazla teslim ederek bu paraları finansal faaliyetlerde kullanmalarının kapılarını açar.

Son 20 yılda hayali sermaye araçları giderek dijitalleşti. Finansal işlemlerin yerini dijital kodlama aldı. Ancak bu teknolojik gelişmeler esas olarak finansal kumarhanedeki spekülasyonu artırmak için kullanıldı. Finans piyasaları battığında, ki eninde sonunda batacak, dijital hasarın boyutlarını hep birlikte göreceğiz.

*Michael Roberts'ın The Next Recession adlı blogundan alınan yazı Olcay Çelik tarafından ETHA için çevrilmiştir. İngilizce aslı şuradadır.