ÇEVİRİ / Çin kalıyor - Kurt Terstegen
Kurt Terstegen'in Junge Welt'de yayınlanan yazısını Kızıl Bayrak Gazetesi, dayanışma kampanyası kapsamında ETHA için çevirdi.
Son birkaç yıldır hegemonyadan yeniden daha sık söz ediliyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ekonomik rekabet bağlamında. Bir devlet, küresel ekonomi ve finans sisteminin belirleyici sektörlerinde ne kadar merkezi bir konuma sahipse, etkisi de o ölçüde hegemonik olur. Bu bağlamda siyaset bilimciler sıklıkla "network centrality" (ağ merkeziliği) kavramını kullanırlar; bu, bir aktörün uluslararası ağların merkezi düğüm noktalarını kontrol edebilme kapasitesini ifade eder. Bu arka plan ışığında Çin'in ABD'nin Küba'ya uyguladığı yaptırımlara karşı tutumu da dikkat çekicidir.
Küba'da sosyalist devrimin zaferinden bu yana Amerika Birleşik Devletleri, Karayip adasında rejim değişikliğini hedeflediğini açıkça belirterek yaptırım rejimini sürekli genişletti. Özellikle Doğu Avrupa'daki sosyalist bloğun çöküşünden sonra Küba en önemli ticaret ve finans ortaklarını kaybetti. Soğuk Savaş sırasında ülke dış ticaretinin yüzde 80'ini Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi üyesi devletlerle gerçekleştiriyordu. Bu nedenle Washington'da, "Havana'daki komünizmin yakında sona ereceği" düşüncesi hâkimdi.
1990'lı yıllarda ABD, Küba politikasını iki temel yasa ile daha da sertleştirdi. Amaç yalnızca Küba'yı küresel kapitalist sisteme entegrasyondan dışlamak değildi. Washington ayrıca üçüncü ülkelerden kişi ve şirketleri, Küba ile ticaret yapmaları, yatırım gerçekleştirmeleri ya da başka bir biçimde iş birliği kurmaları halinde hukuki ve ekonomik sonuçlarla karşı karşıya kalacakları yönünde tehdit etti. "Torricelli Yasası" ve "Helms-Burton Yasası" olarak bilinen bu düzenlemeler, birçok bölgesel örgüt ve devlet tarafından egemenliklerine yönelik uluslararası hukuka aykırı saldırı olarak eleştirildi; ancak bugüne kadar bu eleştirilerin somut bir sonucu olmadı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl ABD'nin Küba'ya uyguladığı ablukayı sona erdirmesini talep eden bir karar kabul etmektedir. Ancak bu kararlar sonuçsuz kalmaktadır. Donald Trump'ın başkanlığı döneminde ABD ekonomik ve mali baskıyı daha da artırdı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırıp hapse atarak Havana'nın en önemli müttefiki zayıflatıldı. Buna karşılık Çin, uluslararası finans iş birliği projeleri aracılığıyla Washington'un sınırlı etki alanına sahip olduğu alternatif kurumlar oluşturdu.
İPEK YOLU'NA BAĞLANTI
ABD Başkanı Barack Obama, ikinci görev döneminde Küba'ya yönelik yaptırımları neredeyse tüm alanlarda geri çekmeye ve Havana ile iş birliği yapmak isteyen üçüncü ülkelere uygulanan baskıyı azaltmaya başladı. Aynı yıl Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, "Yeni İpek Yolu" girişimini ilan etti. Bu yüzyıl projesi, küresel ve bölgesel altyapının geliştirilmesini hedefliyor ve diğer bölgelerin yanı sıra Latin Amerika'yı da Çin finans kurumlarının ağına entegre etmeyi amaçlıyordu.
Havana ve Pekin'deki komünist partiler on yıllardır yakın ilişkiler sürdürse de Çin'in Karayip adasındaki ekonomik angajmanı uzun süre sınırlı kaldı. Ancak çeşitli veri tabanlarının gösterdiği üzere Çin'in Küba'ya sağladığı krediler ve hibeler 2016'dan itibaren belirgin biçimde arttı. Bu dönem, ABD hükümetinin yaptırım baskısını azalttığı döneme denk gelmektedir.
Milyarlarca dolarlık altyapı projelerinden okullara yapılan nakit yardımlara kadar uzanan bir yelpazede Çin Halk Cumhuriyeti son yıllarda Küba'nın en önemli finansörlerinden biri haline geldi. Çin İhracat-İthalat Bankası gibi kurumlar limanların, enerji altyapısı ve güneş enerjisi santralleri inşasını yüz milyonlarca dolarlık kredilerle mümkün kıldı. Bunun yanında tıbbi ekipman ve eğitim alanına yönelik çok sayıda küçük ölçekli hibe sağlandı. Özellikle enerji sektörüne odaklanılması dikkat çekicidir: Ciego de Ávila'daki 62 megavatlık santral 200 milyon doların üzerinde bir maliyetle inşa edilirken, Holguín eyaletindeki bir güneş enerjisi modülü projesi 114 milyon dolar destek aldı.
Sadece 2016'nın ilk yarısında Pekin, Küba'daki projeler için sekiz kredi verdi. Bu dönemdeki en kapsamlı proje, Villa Clara eyaletinde 20 megavatlık bir biyokütle santralinin inşası için sağlanan 201,78 milyon dolarlık kredi oldu. Söz konusu tesisin Héctor Rodríguez şeker fabrikasına bağlanması ve Küba devlet şirketi Azcuba tarafından işletilmesi planlandı.
ÇİN'İN GERİ ÇEKİLİŞİ
Donald Trump'ın göreve başlamasıyla birlikte Obama döneminde başlatılan açılımlar geri alındı. Kübalı ortaklarla iş birliğine başlayan ABD şirketleri kısa sürede geri çekildi. Çin'in adadaki angajmanı da belirgin biçimde azaldı. Obama'nın ikinci görev döneminde Küba'da 16 Çin projesi kaydedilmişken, Trump'ın ilk başkanlık döneminde bu sayı dörde düştü. ABD'nin yeniden artırdığı yaptırım baskısı böylece en azından kısa vadede Pekin üzerinde de etkili oldu.
Alman siyaset bilimci Günther Maihold'un vurguladığı gibi, Çin açısından yabancı doğrudan yatırımlara ilişkin kararlarda Küba'nın iç siyasi koşulları da merkezi rol oynadı. 2019 Anayasa reformu ile Küba Komünist Partisi (PCC) yabancı yatırımcılara daha elverişli koşullar sağladı ve özel ekonomik bölgelere daha güçlü bir vurgu yaptı. Amaç, sosyalist sistemin egemenliğini tehlikeye atmadan yabancı sermayeyi hedefli biçimde çekmekti.
PEKİN YENİDEN KÜBA'DA
Biden yönetiminin göreve başlamasıyla birlikte Çin'in Küba'ya sağladığı kredi ve hibelerin sayısı yeniden 16 projeye yükseldi. Ayrıca Küba hükümeti geçen yılın başında resmi BRICS ortak ülke statüsünü duyurdu. Dikkat çekici olan, Obama dönemine kıyasla finansman yapısındaki değişimdi: Daha önce finansman ağırlıklı olarak Çin bankaları tarafından sağlanırken, artık fonların yüzde 88'i devlet kurumları, parti organları ve Havana'daki Çin Büyükelçiliği tarafından karşılanmaktadır.
Gözlemciler, ABD'nin baskısı nedeniyle Çin'in yeniden geri çekileceğini varsayıyordu. Ancak bunun tam tersi gerçekleşti. Washington, Küba'ya petrol sağlayabilecek herkese yönelik tehditlerini artırdığında, Pekin Havana'ya desteğini yineledi. Önce 60 bin ton pirinç gönderildi. Ardından Çin Komünist Partisi 80 milyon dolarlık acil yardım açıkladı.
ABD yaptırımları, Washington'un finansal hegemonyasının bir ifadesi olarak görülebilir. Küba ise 60 yılı aşkın süredir buna direnmektedir. Washington'un maksimum baskı politikasına geri döndüğü bir dönemde Çin'in alternatif finansal yapıları Havana'ya yeni hareket alanları açmakta ve Küba hükümeti için olası bir çözüm sunmaktadır. Mevcut koşullar altında Çin'in Küba'ya yönelik ekonomik angajmanı önemsiz bir yan mesele değildir. Finans sektörü, Pekin ile Washington arasındaki küresel üstünlük mücadelesinde merkezi bir kaldıraçtır. Çin Halk Cumhuriyeti, ABD yaptırımlarına karşı artan bir dayanıklılık sergilemekte ve Washington'a ideolojik, ekonomik ve siyasi düzlemlerde meydan okumaktadır.