Atılım'ın Başyazısı / ABD ve İsrail faşist ittifakının İran'a açtığı savaşa karşı birleşik mücadeleyi yükseltelim
Türkiye ve Bakur'un tüm devrimci, antifaşist, antişoven, antiemperyalist, cins özgürlükçü partilerinin, gruplarının ve çevrelerinin ABD ve İsrail'in bölgesel savaş tehlikesine dönüşen İran saldırısına karşı tek yumruk, tek barikat olarak sokaklara çıkması; aynı eylemlerde Kuzey Kürdistan'a, Rojava'ya, Rojhilat'a, Belucistan'a ve Filistin'e özgürlük talebini yükseltmesi güncel politik görevlerin en başındadır.
ABD ve İsrail faşist ittifakı, Ortadoğu ve Ön Asya'da ırkçı, yağmacı, sömürgeci bölgesel egemenlik savaşını sürdürüyor. Emperyalist dünyada rekabet ve hegemonya sorunlarının kuvvet yoluyla çözümü giderek öne geçiyor. Son olarak İran'a yönelen ve bölgesel hale gelme riski taşıyan savaşın ABD için dünya hakimiyeti stratejisiyle bağlı olduğu malum. ABD, aynı zamanda, insanlığı ve tüm canlılarıyla birlikte doğayı yok edecek nükleer tehdit koşullarında 3. emperyalist paylaşım savaşını nasıl yürütebileceğine dair provalar yapmakta.
Görüldüğü gibi, savaş tarzında ve taktiklerinde bombardıman uçakları, silahlı insansız hava ve deniz araçları, füzeler belirleyici bir yer tutmaya başladı. Silahlı mücadeleyi de içeren bir stratejiye ve silahlı örgütlere sahip devrimci, ulusal kurtuluşçu partilere, örgütlere karşı uygulanan yöntemler, şimdi örneğin ABD çıkarlarıyla, politikalarıyla karşıtlaşan devletlere, partilere, gruplara genişletilmiş durumda. Liderleri, önde gelen politik ve askeri yöneticileri, uzman kadroları suikastlarla öldürülerek, kaçırılıp tutsak edilerek devletlerin, silahlı parti ve grupların iradesi kırılmak, ABD'nin veya bir başka gücün istekleriyle uyumlu bir çizgiye çekilmek ya da olayların gidişatı üzerinde etki edemez duruma getirilmek isteniyor. Bu aynı zamanda emperyalist hasımlarının bölgesel mali, iktisadi, ticari çıkarlarını baltalamanın etkili bir yolu olarak görülüyor.
İran devletinin belirli açılardan gücünün kırılması, değişik tipte kararlar için faşist Trump yönetiminin iznini almayı, ABD ve İsrail'in çıkarlarıyla uyumlu hale gelmeyi kabul etmesi için yürütülen savaş karşısında, mızrağın sivri ucu faşist ittifaka yöneltilmeli, saldırının amaç ve hedefleri geniş yığınlar önünde teşhir edilmelidir. Bunun yerine “iki taraf da kötü” söylemi veya eşitlemeciliğiyle hareket edilmesi açık bir politik hatadır. ABD-İsrail faşist saldırganlığına karşı halklarımızı mücadeleye çağırmak, bu konuda öncü bir pratik geliştirmek yerine barışçı dilek ve temennilerde bulunmakla yetinmek bu politik hatayı ağırlaştırmaktan bir başka sonuç doğurmaz.
ABD emperyalizminin, ABD-İsrail faşist ittifakının bölgede güçlenmesi halklar ve devrimci mücadele için en büyük tehdit ve engeldir. 12 Mart 1971'den, 12 Eylül 1980'e faşist askeri darbelerin, faşist cuntaların, devletin katliam ve işkence çarklarının başta gelen destekçisi olan ABD'nin, İsrail'le birlikte, Abdullah Öcalan'ın uluslararası bir komployla esir alınıp faşist sömürgeci Türk burjuva devletine teslim edilmesinde temel sorumlu olduğu unutulmuş değildir. Kirli özel savaş yıllarında Çiller-Güreş-Ağar yönetimine en büyük desteğin ABD ve İsrail'den geldiği de belleklerden silinmiş olamaz. Oligarşik burjuva Güney Kürdistan özerk yönetiminin düzenlediği bağımsızlık referandumu karşısında Irak sömürgeciliğinin; halkçı devrimci Rojava özerk yönetiminin ulusal statü ve eşitlik mücadelesi karşısında HTŞ'nin egemen olduğu sömürgeci Suriye devletinin desteklenmesinde olduğu gibi emperyalistler daima çıkarlarının peşindedirler. Şu ya da bu durumda o çıkarlarla yerel egemenlerin çıkarları uyuşabilir, fakat ezilenlerin çıkarları uyuşamaz. Yarın devrimin başkaldırması, halk cumhuriyetleri birliği ve sosyalizm mücadelesinin büyümesi halinde egemenlerin yardımına en başta yine onlar koşacaklardır.
Savaş koşullarının ve sonuçlarının İran'da bir devrimci krize yol açması halinde bunu bir devrime dönüştürmeye hazırlanmakla sorumlu olan devrimci, ulusal özgürlükçü, kadın özgürlükçü güçlerin, Fars, Kürt, Beluç ve Azeri işçi sınıfını ve ezilenlerini ABD ve İsrail'e karşı direnmeye, gösterilere, mücadeleye çağırıp böyle bir pratiğin öncülüğünü yapmaksızın, politik İslamcı faşist Molla rejimini böyle bir zeminde teşhir ve tecrit etmeksizin devrimci hazırlığı büyütmeleri, devrimci krizi devrime dönüştürmeleri çok zayıf bir olasılıktır.
Dünyanın dört yanından devrimci parti örgütlerin dikkatlerini odaklamaları, kitleleri yöneltmeleri gereken hedef ise, ABD ve İsrail savaş saldırganlığının amaçları, bu faşist ittifakın katliamları ve savaş suçlarıdır. Dünya halklarının ABD ve İsrail şahsında emperyalizme, faşizme, burjuva erkek egemen düzene ve 3. paylaşım savaşı hazırlıklarına öfkesinin büyütülmesidir. Bunu bütünleyecek olan Fars, Kürt, Beluç, Azeri halklarının devrimci, ulusal özgürlükçü, kadın özgürlükçü mücadelesinin her biçimde desteklenmesidir.
Türkiye ve Bakur'un tüm devrimci, antifaşist, antişoven, antiemperyalist, cins özgürlükçü partilerinin, gruplarının ve çevrelerinin ABD ve İsrail'in bölgesel savaş tehlikesine dönüşen İran saldırısına karşı tek yumruk, tek barikat olarak sokaklara çıkması; aynı eylemlerde Kuzey Kürdistan'a, Rojava'ya, Rojhilat'a, Belucistan'a ve Filistin'e özgürlük talebini yükseltmesi güncel politik görevlerin en başındadır.
*Haftalık devrimci sosyalist gazete Atılım'ın son sayısının başyazısıdır.