27 Eylül 2020 Pazar

Arîn Çîya yazdı | ABD ya da Türkiye: Irkçılık bir burjuva ideolojisidir

Irkçılık bir hastalık değildir, bir burjuva ideolojisidir ve devletin ideolojik aygıtları tarafından bir toplumsal bilinç haline getirilir. Milyonlarca siyahi zincirlenerek plantasyonlarda çalıştırılmak üzere Amerika'ya götürüldüğünde buna ideolojik bir kılıf uydurmak gerekiyordu. Yahudilere karşı Nazilerin davranışı da farklı değildi. Hepsinin ortak özelliği normal seyri içindeki bir sermaye birikiminin dışına çıkarak bir ırk ya da ulusu aşağılamak suretiyle onlara işkence ve zulmün en rezil biçimlerini uygulayarak sermaye biriktirmektir. Burjuva Türk ırkçılığının en adi, aşağılık biçimlerine maruz bırakılan Kürtler bunun ne demek olduğunu iyi biliyor.

ABD'de siyahi bir insan bir kez daha bir beyaz polis tarafından herkesin gözü önünde alçakça katledildi. Siyahiler ve ilerici ABD'liler bu ırkçı zulme karşı isyan ettiler.
 
"Nefes alamıyorum" demesine rağmen boynu ezilerek vahşice öldürülen George Floyd, kamyon şoförlüğünden, güvenlikçiliğe kadar pek çok işe girip çıkmış, pandemi sırasında bir çöp gibi bir kenara fırlatılıp atılan bir işsiz işçiydi. Minneapolis'e iş bulmak amacıyla gelmişti.
 
George Floyd bir avuç zengin daha çok zenginleşsin diye daha çok yoksullaştırılan, hiçleştirilen, şehir şehir, ülke ülke gezerek bir iş arayan dünyadaki yüz milyonlarca yoksuldan, işsizden biriydi.

Doğru ama bir farkla, o bir siyahiydi aynı zamanda. "Nefes alamıyorum" diyen yoksul, işsiz bir beyazın boynuna bir beyaz polis bu kadar pervasızca bastırarak, herkesin gözü önünde onu öldürmeyi öyle kolayca göze alamazdı.

O beyaz polis, bir ruh hastası değildi. O da sıradan bir beyaz ABD'liydi. Onun gibi milyonlarcası var ABD'de.

Türkiye'de bir Kürt olmak Amerika'da bir siyah olmaktan beter bir durum bugünlerde.

Son birkaç günde basına yansıyan olaylar bile bu gerçekliği görmeyenlerin gözüne sokmaya yeter.

Polis, Mardin'de sokakta oynayan çocukların üzerine ateş açtı. Mezarları dozerle yıkılarak bedenleri parçalanarak kepçeyle çıkarılan Kürtlerin kemikleri plastik kutular içinde kimsesizler mezarlığında bir kaldırımın altına üst üste gömüldü. Kürt yoksullarının çay toplamaya Karadeniz'e gelmesinin önüne geçmek için Gürcistan sınır kapılarının açılması için harekete geçildi. Polis merkezinde işkence edilen bir Kürt gencinin çıplak bedeni basına teşhir edildi.

Görüleceği gibi Kürtlere dönük uygulanan ırkçı, aşağılık faşist ayrımcılık sadece polisin, birkaç sokak serserisinin ya da birkaç köylünün hastalıklı davranışının değil, Türk ya da kendini Türk sayan toplumun 1920'lerin ortalarından bu yana oluşan bilinç biçimidir.

Buna hemen "sınıfsal" bir itiraz yükseltmeye meyilli Türk solcuları olduğu biliniyor. Zulüm, yalnızca Kürtlere mi uygulanıyor bu ülkede? Polis-bekçi zulmü her yerde yok mu? Türk emekçileri de her yerde devletin baskısına maruz kalmıyor mu? Kürtleri öne çıkararak ayrımcılığı başka türlü üretmiyor musunuz? Türklerle Kürtler arasındaki emekçi kardeşliği baltalamıyor musunuz?

Bu, George Floyd'un öldürülmesinden sonra gösterilerde yükseltilen "siyahilerin hayatı değerlidir" sloganına karşı beyazların "herkesin hayatı değerlidir" itirazını andırıyor. Böyle yaparak siyahilere yönelik ırkçı-faşist yaklaşımı örtmeye, sanki siyahilerle beyazlar aynı koşullarda yaşıyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar.

Türkiye'nin herhangi bir şehrinde Türkler fındık, çay toplamaya gelmesin onların yerine Gürcüler, Bulgarlar gelsin diye bir girişim düşünülebilir mi? Türkçe konuştuğu ya da şarkı söylediği ya da dinlediği için herhangi bir Türk Türkiye'nin herhangi bir yerinde saldırıya uğrar mı? Türk şehir ve kasabalarında yapılan seçimlerden hemen sonra ezici çoğunlukla seçilen belediye başkanları görevden alınarak tutuklanır ve yerlerine vali, kaymakam, tapu müdürü filan atanır mı?

Örnekler sıralamakla bitmez.

Türkiye Cumhuriyeti ırkçı ve faşisttir. Kürdistan'ın sömürge boyunduruğu altında tutulması bu ırkçılığın başlıca kaynağıdır. Bu boyunduruğu sürekli kılmak ve bu boyunduruğa isyan edenleri ezmek için Türk burjuva devleti faşizmden medet ummaktadır. Türk devleti faşizm dışında bir yönetim şekli ile sömürgeci boyunduruğu sürdüremez. Bundan dolayıdır ki Kürdistan'ın sömürge boyunduruğu kırılmadıkça Türkiye'deki faşist devlet yapısı burjuva anlamda da olsa demokratikleştirilemez. Türkiye'deki devlet yöneticileri ve devletin yönetim biçimi değişse de Kürdistan üzerindeki sömürgecilik nedeniyle devletin faşist niteliği yeni biçimler alarak sürdürülmektedir. İster Kemalistler ya da politik İslamcılar yönetsin, ister parlamenter ya da başkanlık sistemi uygulansın devletin faşist niteliği bu nedenle değişmemektedir. Türkler yalnızca müfredatla, ırkçı faşist zehirlenmenin kaynağı olan burjuva medya ile ırkçı eğitimden geçmiyorlar, Kürdistan'da görevli yüz binlercesi polis, asker, öğretmen, vali, kaymakam, savcı, hakim, tapu müdürü vb. olarak Kürtleri yönetme ayrıcalıkları ile sömürgecilik okulundan geçiyorlar. Kürdistan'da sömürgeci faşist terör bu denli yoğun uygulanırken, Batı'da faşist devletin Türk emekçilerine şefkatle yaklaşacağını, sömürgeci faşizmin pratik okulundan geçen ve faşist devlet mekanizmaları içinde yetişen görevlilerin sıra Türk kentlerine gelince birden demokratlaşacağını kim ileri sürebilir. Kürde sıkılan sömürgeci kurşun Türk emekçinin kafasına inen faşist cop halini almaktadır. Kürdün dilinin yasaklanmasına ses çıkarmayan Türkün beyni ırkçılık ve şovenizm zehri ile sakatlanmaktadır. Kürde karşı ırkçı nefret ve aşağılama Türk ulusal bilincinin normali haline gelmektedir.

Politik rengi ne olursa olsun bu gerçeği kavramayanlar -Kürdistan'ın sömürge boyunduruğu altında tutulmasının aynı zamanda Türk emekçi sınıflarının boynuna vurulmuş ırkçılık ve şovenizm zincirine durmadan yeni halkalar eklediğini, burjuvaziden ve devletten ne denli uzaklaşırsa uzaklaşsın bu zinciri koparmadığı müddetçe bir Türk emekçisinin Türk devletinin ve burjuvazisinin hegemonya alanından çıkamayacağını anlamayanlar- da dönüp dolaşıp Türk devletinin ve burjuvazisinin kullanışlı aletine dönüşmekten kendilerini kurtaramıyorlar.

Bazıları daha da ileri giderek Irkçı saldırganlığı bir hastalık olarak niteleyebiliyor.

IRKÇILIK BİR BURJUVA İDEOLOJİSİDİR
Hayır, ırkçılık bir hastalık değildir, bir burjuva ideolojisidir ve devletin ideolojik aygıtları tarafından bir toplumsal bilinç haline getirilir. Milyonlarca siyahi zincirlenerek plantasyonlarda çalıştırılmak üzere Amerika'ya götürüldüğünde buna ideolojik bir kılıf uydurmak gerekiyordu. Güney Afrika'daki siyahilerin topraklarına el koyarak onları köleleştiren beyazlar için de bu gasp, yağma ve zulmü meşrulaştıracak bir ideolojiye ihtiyaç vardı. Yahudilere karşı Nazilerin davranışı da farklı değildi. Hepsinin ortak özelliği normal seyri içindeki bir sermaye birikiminin dışına çıkarak bir ırk ya da ulusu aşağılamak suretiyle onlara işkence ve zulmün en rezil biçimlerini uygulayarak sermaye biriktirmektir.

Burjuva Türk ırkçılığının en adi, aşağılık biçimlerine maruz bırakılan Kürtler bunun ne demek olduğunu iyi biliyor.  

ABD, Kızılderililerin soykırıma uğratılarak topraklarının gasp edilmesi ve köleleştirilmiş siyahların yağmalanmış emeği üzerinde inşa edildi. 

Türkiye Cumhuriyeti soykırıma uğratılmış Ermenilerin, Rumların, Keldanilerin, Süryanilerin topraklarının ve bütün birikimlerinin gasp edilmesi ve Kürdistan'ın sömürgeci boyunduruğa vurulması ile kuruldu. 

Yerleşik halkların soykırımdan geçirilerek varlıklarının yağmalanması her iki burjuva ulusun inşa sürecinin ortak özelliğidir. Ortalama bir Türk ve ortalama bir beyaz ABD'li kendisini "üstün ırk"tan sayar. Soykırım, yağma ve gaspın ideolojik örtüsüdür bu ırkçılık. Kendilerini "üstün" ulus ya da ırktan görenler için bu ideolojik bir avuntudur. 

Burjuvazi egemenliğini sürdürmek için bu ideolojiyi de durmadan yeniden yeni biçimlerde üretmek için çalışacaktır. Kendilerini "üstün" sayan egemen ulus ya da ırktan ilericiler ise bu ideolojiden kendilerini kurtararak, durmaksızın bu ideolojik hegemonya zincirini kırmaya girişmelilerdir. Böyle yapmadıkları durumda kendilerine hangi sıfatı yakıştırırlarsa yakıştırsınlar burjuvazini bir ideolojik aparatı olmaktan kendilerini kurtaramazlar.

Ne yazık ki Türk ulusunun ilerici bölükleri arasında böyle ideolojik aparatlardan geçilmiyor. Mezarların talan edilerek kemiklerin bir kaldırım altına gömülmesine, belediye başkanlarının tutuklanarak yerlerine Türk vali ve kaymakam atanmasına, kendi dilinde şarkı söylediği ya da konuştuğu için bir kişinin öldürülmesine ve benzeri yüzlerce ayrımcı, ırkçı faşist uygulamaya karşı birkaç mırıltı dışında kendilerini Türk halkının ilericisi sayanlarda bir ses çıkmadı.

Şimdi yeni bir sınavla karşı karşıya Türk solcuları, ilericileri. ABD'deki ilericiler bu bakımdan Türklerden birkaç adım önde. George Floyd'un katledilmesine karşı binlerce beyaz ABD'li de siyahlarla birlikte meydanlarda.

Irkçılık uzakta değil, Türk ulusal bilincinin temel yapı taşlarından biri. Irkçılığa karşı protestonun, George Floyd'un katledilmesinin sosyal medya üzerinden teşhirle sınırlandırılması bu gerçeklikten kaçmaktır. Yine de hiçbir şey için geç değil, "Kürt mezarlarına saldıranlar, kemiklerini plastik kutularda üst üste bir kaldırımın altına gömmeye karar verenler tutuklansın" talebi neden yükseltilmesin? Türk halk kitlelerinin bir toplumsal bilinci haline gelen Kürt ve Kürtçe düşmanlığına karşı "Anadilde Kürtçe Eğitim Hakkı Tanınsın, Kürtçe Resmi Dillerden Biri Sayılsın" talebi ile başlatılan bir kampanya neden açılmasın? Bu kampanyanın merkezi Diyarbakır ya da Van gibi Kürdistan kentleri değil, İzmir, Adana, Konya, Kayseri, Tekirdağ, Samsun, İstanbul gibi Türkiye şehirleri olmalıdır. Bu görev emekçi Türk solunun, Türk ilericilerinin omuzlarındadır. Gerisi boş laftır, sahte göz yaşıdır.